10 Kasım Özel: BEN 81 İLİM | İdil AVAN

Yurtsan dokuna dokuna seçiyordu ikiye katlanmış haritaların arasından Türkiye haritasını. Haritanın tam ortasından Tokat’a kadar uzanan bir yırtık vardı, oradan anlıyordu aradığı haritayı bulduğunu. Zaten sürekli çıkartıp ilgilendiğinden, kenarları diğer haritalara göre daha çok yıpranmıştı. Ödü kopardı sürekli üzerinde gezinen parmakları yüzünden şehirleri okumasını sağlayan kabartmaların bir gün sönmesinden. Ankara, İzmir… Gittikçe yassılaşmıştı mesela. Neyse ki adı gibi biliyordu neyin nerede olduğunu. Yurtsan, dudaklarından dökülecek olan kelimeleri heyecanla bekleyen oğluna konuşmaya başladı: “Şimdi karşıma geç, beni güzelce dinle oğlum. Biliyorsun, sen benim gözümsün. Parmaklarım nereye gider ise oraya gidecek gözlerin.”

Göksan babasını onaylarcasına eline dokundu; Yurtsan da elleriyle yapacağı kim bilir kaçıncı Türkiye turuna Karadeniz’den başladı yeniden.

“Karadeniz’in suyu tuzsuzdur oğlum. Buranın tadı tuzu, insanıdır. Toprağına düşen her bir damlaya sevdalarını sığdırmayı, limanlarından kalkan gemilerin ardından yanık türkülerin sarmaladığı tavşankanı bir çay demlemeyi onlardan iyi bilen yoktur. Karadeniz’in hırçın dalgaları, Atatürk’ün gözlerini saklar oğlum.”

Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize…

“Onun gözlerinin her bir haresi, bu bölgenin toprağına düşerek tohumlara hayat verip filizlendiren birer damladır. İnce belli çay bardağı içinde döne döne dibe çöken çay taneleri, gözbebekleridir. İşte; sahip oldukları mavinin en güzel tonunu kimseyle paylaşmak istemediklerinden belki de, Karadeniz’in insanları dalgaları gibi hırçındır.”

“Atatürk’ün gözleri.” diye fısıldadı Göksan usulca.

“Aynen öyle oğlum. Şimdi, gelelim Marmara’ya. Marmara bedeni küçük olsa dahi iki kıtaya yüreğini açacak kadar büyük bir kalbe sahiptir. Tütünü insanı sarhoş eder, ayçiçeğinin göbeğindeki tohumlar tuzla piştikten sonra kim bilir kaç dudağın arasında dedikodularla öğütülüp sahil kenarlarını doldurmuştur. Öyle karışık, bir o kadar da güzeldir anlayacağın. Marmara’nın bedeni, Atatürk’ün saçlarını saklar oğlum.

İstanbul, Bursa, Çanakkale, Sakarya, Yalova…

“İnsanın her bir saç teli nasıl benzersiz ise Marmara’nın insanları da öyle farklıdır birbirinden. Ama nasıl ki her saç teli bir kafadan çıkar, oradaki her insan da aynısını korur: Atatürk. Farkındalıkları Atatürk’ün saçlarının telleridir. O sebepten bu kadar ayrıdırlar birbirlerinden, her birinin kendine has eşsizliği vardır.”

Göksan yolu daha önce gezmişçesine babasının elini Marmara’dan Ege’ye doğru götürdü. Yurtsan hafif bir tebessümle başladı konuşmaya yeniden. “Evet. Ege’ye gelince; İzmir Marşı kulaklarını, zeytin ağaçları ise gözlerini doldurur. Bölgeye has zeytinyağlı yemeklerin damağında bıraktığı tadı unutamazsın. Güneşi yakar, belki de bu sebepten insanları sıcakkanlıdır. Şen şakrak insanının neşe melodilerine kulak verir: Ege’nin ahenkli sesleri, Atatürk’ün sol duyusunu saklar oğlum.

Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli…

“Güneşin döndüğü yere, Atatürk solunu kulak kabartır; Ege de güneşinin saçaklarında saklar onu. Tıpkı insanlarının gülüşlerinde sakladığı gibi.”

Yurtsan’ın elleri Akdeniz’e doğru yol aldı.

“Akdeniz’in akşamları meşhurdur. Böyle ateş etrafında, tatlı meltem tenini yalarken gitar eşliğinde söylenilen usul şarkılara sahiptir. İddialı yemekleri vardır; önce acısıyla kavurur dilleri, sonra tatlısıyla alır insanların yüreklerini. Akdeniz’in ince meltemi, Atatürk’ün busesini saklar oğlum.”

Antalya, Isparta, Mersin, Adana, Hatay…

“Atatürk’ün dudaklarından dökülen her kelam Akdeniz’in tadıdır. Acısı, ekşisi, tatlısı… Onun kelimelerinde saklıdır.”

Biraz soğuklara ilerleyerek parmaklarını Doğu’ya yönlendirdi Yurtsan.

“Doğu bölgemiz soğuktur. Emekle ısınır insanların yürekleri. Çetin kış şartlarına göğüs germek kimse için kolay değildir. Çocuklar, karlara bata çıka gider nefesleriyle birlikte ısınan ufacık okullarına. İnsanlarının kara kaşı gözü, berfinlerin üzerine düşen mürekkepleri andırır. Doğu’nun feryatları, Atatürk’ün sağ duyusunu saklar oğlum.

Diyarbakır, Van, Bingöl, Elazığ, Malatya…

“İnsanlar nasıl zorluklara göğüs geriyorsa, Atatürk’ün sağ duyusu da düşmanlara dikkat kesilir. Soğukta çocukların kirpiklerini öpen bir kar tanesiymişçesine tutunur, sahip olduğunu düşürmemek için orada kalır.”

Yurtsan sandalyesine yaslandı ve güçlü bir iç çekti. Parmakları şehirlerin üzerinde gezerken dokunduklarına o kadar çok doymuştu ki, gerçek bir Türkiye turu yapmışçasına bir yorgunluk çökmüştü üzerine. Son olarak elini Türkiye’nin karnına, İç Anadolu’ya yönlendirdi ve kelimeler dökülmek üzere dudaklarını araladı:

“Son durağımız da İç Anadolu. Gelenekselliğin hüküm sürdüğü, misafirliğe gittin mi katiyen aç karınla çıkamayacağın kapıların olduğu, kocaman sıcak bir köy. Bu bölgeyi ısıtan ise nefestir. İç Anadolu’nun kapıları, Atatürk’ün soluğunu saklar oğlum.

Ankara, Konya, Aksaray, Sivas, Kayseri…

“Atatürk son nefesini verdiğinde, Ankara onun kabrine kapılarını açmıştır. Bir ölüm hiç bu kadar sonsuz olmamıştır Anıtkabir’e göre. Onun cansız bedeninin yattığı yer, ruhunun nefes aldığı yerdir.”

Göksan hayranlıkla dinlediği babasından gözlerini alarak haritaya baktı. Yurtsan tüm bu Türkiye turu boyunca oğlunun gözlerinin kendisinin üzerinde olduğunu hissetmişti. Hafifçe gülümsedi ve söze koyuldu. “Yani anlayacağın Atatürk, Türkiye; Türkiye, Atatürk’tür. Bu ülke yaşadıkça; Karadeniz ile bizi izleyecek, Akdeniz ile bizimle konuşacaktır. Ege ve Doğu ile bizleri duyacak, Marmara ile saçlarını rüzgarlara karşı savuracak ve İç Anadolu ile bizlere soluk olacaktır. Türkiye’nin seksen bir ilinin tarifine kelimeler kifayetsiz kalır ancak bu koca ANADOLU’yu anlamak istiyorsan, Atatürk’ü solumalısın. Bizim nefesimiz Atatürk’tür oğlum.”

“Baba, nasıl Atatürk’e dair hiçbir şey görmemişken, onu bu denli güzel anlatabiliyorsun?”

Yurtsan kör gözlüğünü çıkararak, kapalı olan gözlerini oğlunun sesinin geldiği yere yöneltti.

“Atatürk’ü görmüyorum oğlum. Atatürk’ü hissediyorum.”

İdil AVAN

katypattra@gmail.com

3 thoughts to “10 Kasım Özel: BEN 81 İLİM | İdil AVAN”

  1. Türk’üm, doğruyum,çalışkanım. Ey bize vatanımızı bağışlayan Ata’m, açtığın yolda, kurduğun ülkede hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Bu duyguyla büyüyen çocuğumun muhteşem yazısıyla gurur duyuyorum.

  2. Kardeşimin yazdığı bu yazıyla alakalı söyleyecek söz bulamıyorum o zaten ne gerekiyorsa kendi edebi kalemiyle yazmış , bana sadece böyle bir kardeşim olduğu içim gurur duymak düşüyor ??

  3. Helal olsun güzel çocuk. Yolun Atatürk’ün yolu bu çok açık belli. Ne mutlu ailene böyle güzel bir evlat yetiştirmiş. Ben de sizin gibi gençlerle gurur duyuyorum. Başarıların sonsuz olsun. Sevgiyle öperim gözlerinden.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir