Telefon çaldı. Girdiği tedirginlik haliyle dört elle o telefona sarıldı. Neler yaşayacağından ve yaşatacağından habersizdi belki de. Hemen ekledi:

“Bakıyorum” dedi.

“Yaşayacağın ve yaşatacağın tüm kurgunun sorumlusu sensin.” Bunu duyar duymaz, ahizeden duyduğu son ses “Dıt! Dıt! Dıt!” diye kapanan telefonun sesiydi.

Bunun ne demek olduğunu tam kestiremiyordu, duyduğu bu ses kendisini oldukça tedirgin etmişti. Diğer yandan buna hazırlıklı olma çabası içerisine girmesi gerekiyordu. Çok farklı bir ruh halinde olduğunun kendisi de farkındaydı. Ayağının dibinde, tam olarak sivri mi yoksa körelmiş mi olduğunu kestiremediği bir taşla, ayağının prangalarla bağlı olduğu duvara yaklaşıp bir şeyler çizmeye başladı. Çizme işlemi tam iki saat elli bir dakika sürmüştü.

Son dokunuşları tamamladıktan sonra bakışlarını duvardaki çizime çevirmiş, sanki bir zaman tüneli içinde kaybolmuş, kendinden geçmiş ve düşünmeye koyulmuştu.

Çizimle ne zaman göz göze gelse, kendisine tabiatın insana kızgınlığını ve havanın soğukluğunu hissettiren duyguların kendisinden koparılmış gibi tek başına kalmışlığını hissettiriyordu.

Alelacele o odadan çıkmak istiyordu ama unuttuğu bir şey vardı. Gitmesine olanak vermeyen ayağındaki prangalar.

Duş kabininin kapısını açtı, sigarasını yaktı. Tepesinden yüzüne vuran, her birinin şiddeti farklı su damlalarının vücuduna nüfuz etmesi kendisinde hafif bir ürperti oluşturmuştu. Yüksek, loş bir ışıkta beliren pencerenin pek sağlam olmadığı paslı halinden de belli olan demir parmaklıklarla kapatılmıştı etrafı.  Zemindeki granit taşların arasında oluşan küçük küçük boşluklar her defasında gözüne çarpıyordu. Beliren granit boşluklarını her seferinde gördüğünde, çekilmiş dişten kalan bir boşluk gibi görüyordu.

Tuğlaların arası yosun tutmuş, eskilikten artık birer birer dökülüyordu. Uzun süre ağzını hiç açmadan zihninde denizi, gökyüzünü ve ağaçları düşünüyordu, dediğim anda gözü yine hemen sol çaprazında kalan çizime ilişti. Sol elini yumruk yapıp sağ eline sinirli bir şekilde vurmaya başladı.

Bir anda bağırarak: “Tek başıma kalınca neden binlerce insanın zihnimin içinde konuştuğunu duyuyorum sanki?” diye isyan ediyordu. Durdu, durgunlaştı, çömeldi ve bir anda sesi kesildi.

Hafifçe titreyen eliyle sigarasını yaktı. Sigaranın dumanı, gelen hafif esinti ile saçlarını yalayarak geçip karanlığa karıştı. Sigarasından iki nefes daha çektikten sonra nasır tutmuş ayağının topuğuyla üstüne basıp söndürdü. Topuğuyla söndürdüğü sigarayı yarım daireler çizerek her sağ ve sol ezişinde dudak ucu bir söylemle “Geber!” diyordu.

Duvarın dibine yaklaşarak bir karış uzunluğundaki çubuğun başını sivriltmekle meşgul idi. Her şey yolunda idi. Keyfi yerinde idi. Dışarıdan gelen terlik sesinin sesi ile sivrilttiği çubuğu, ayağına takılmış olan halka ile ayağının arasına sokarak beklemeye koyuldu.

Dışarıdan içeriye yayılan esintiye eşlik eden kapının ışığında belirdi bir an. Girişteki pislik duvarlar yol boyunca uzanıyor, sağda ve solda yumak yumak toz ve çıkartı görülüyordu. Öyle anlaşılıyordu ki haftalarca ve hatta aylarca temizlenmemişti. Aşırı rutubetin de hastalığına sebep olduğu düşüncesi de aklından çıkmıyordu. Gün geçtikçe daha fazla bu rahatsızlığının acısını çekiyordu.

İçeriye doğru yürümeye başladığı an her zamanki gibi parmak arası terliğini topuğuna şapırdata şapırdata yürüyerek geliyordu, anlaşılan bunu seviyordu. Bu durum beni çileden çıkarıyordu ama sabretmeyi bilmeliydim.

Anlaşılan ayağını yıkamamış, ıslak terliğinin içine koymuştu. Bir yerden gelmiş olmalıydı. Parmak arasında görünen kir midemi bulandırıyordu, her ne kadar bunca zaman böyle leş yerde tutulmuş olsam da.

Biraz önce düşündüğü şeyler aklına geldi:

Duş kabini, telefon, sigara…

Hepsinin yokluğu onu olduğundan daha fazla da öfkelendirdi. Ona yanaşan adamın gözlerinin içine bakmaktan korkmuyordu. “Yanaş bakayım buraya!” diye seslendi kendisine. Bir eli pranganın arasına sıkıştırılmış olduğu çubuğu hazırda tutmakta, diğer eli ise ensesindeydi. Hiç tepki vermeden olacakları kestirmemiş adamın boynuna sokularak olacakları haberdar ettiği tek bir cümle dudaklarından süzüldü:

“Yaşadığın ve yaşayacak olacağın kurgunun tüm sorumlusu sensin.”

Adamın fal taşı gibi açılan gözleri, korkudan ürperen ve dikleşen ense kılları, alnından akan boncuk boncuk terler, gittikçe moraran dudağı, boynunda şişen şah damarı…

Acı hatırasının bu hummalı bekleyişine anlayamadığı bir korku eklenmişti, gözünün bir ferine. Son günlerin izlenimi de hemen zihninde yer almaya başlıyordu. Her gecenin en küçük hatırası dahi canlanıyordu zihninin diplerinde. Şimdi ise gözlerinin önündeki o kadın onda korkunç olduğu kadar anlaşılmaz duygular da uyandırmıştı. Başını hemen sol çaprazındaki duvara yönlendirince şişen şah damarından aniden ağrısız bir saplanma hissetti. Pencere ışığının duvara yansımasıyla, duvardaki taşla çizilmiş olduğunu gördüğü çizim onu şok etti. Onu daha şok eden asıl şey iki yüz elli insanı sessizliğe gömerken hiçbir iz bırakmadan şah damarından sivrilttiği çubukla çubuğun, çizimde de boynunda çizilmesiydi. Yani bu kez kendi silahı ile sessizliğine gömüldü.

Yere yığılan adamın işleyeceği iki yüz elli birinci cinayetin hazırlığı idi kendisi. Oracıkta can veren adamın cebine uzanarak nasır tutmuş ayağını o prangalardan kurtarmak için anahtarı aldı.

Tam iki yıl elli bir gün…

Yaz kokusunu kapının dışına çıktığı zaman ilk defa ciğerine çekmişti.

Denizin kokusu,
uzaktaki trenin düdüğü,
bir erkeğin tenine dokunma hissi,
şampuanın limonlu kokusu,
akşamüzeri esintisi,
umudun titrek ışığı ve yaz rüyası…

Fırat ÇİÇEK

fcicek0001@gmail.com

Fırat ÇİÇEK

Fırat Çiçek 21.09.1995 tarihinde Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Bir şeyleri karalamanın, içindeki dinginliğe iyi geldiğini hissedebilen biri olarak büyümüştür.
2019 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Anestezi bölümünden mezun olmuştur.
"Neden yazıyorum?" sorusunu da kendisinden örnek aldığı İtalyan yazar Umberto Eco gibi “Hayatta kalmak için hikâyeler anlatmak gerek.” diyerek açıklamıştır.
Fırat ÇİÇEK

Latest posts by Fırat ÇİÇEK (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up