Ahmed’im | Fırat ÇİÇEK

(Ji bo birakê Ehmed)
(Ahmet Ayrıç anısına)

İçimde yarım kalmış bir konuşmanın hüznü var.
Uzun zaman oldu seslenmeyeli.
Gece sandığından da karanlık.
Gözlerin değsin gökyüzüne, ben karanlığa bile mavi derim.

Geleceğin koynunda, bir serçenin
boğuk sesinde, yüreğime dokunur sesin.
Derinleşen hislerimin avuçlarındayım.
Neyse ki ölümü düşünenlerin en yakışıklısıydım;
Ölmedim.

Büyük bir gürültünün içindeydim, duymuyorlardı.
Biliyor musun, en çok akşamüstü üzeri eziyet ederim kendime.
Yaprağın yeşilini süzer,
Hüzün çıkarırım.

Belki kökler hasar aldı ha?
Belki de dallar işe yaramıyor artık.
Ama ya ruhun?
Ruhun, dünyanın ilk günlerindeki gibi kabuğun
altında dolaşıyor.
İçinde bir aynanın sesi var
Ve anlamış gerekeni anlar gibi her sabah söylenir:
“Benden daha ağır olmasın tabutum.
Yüzümü eskitir rüzgâr,
Ve ben, her gün biraz daha ihtiyar.”
“Sanma ki hikâyesi şu titreyen dalların
düşen yapraklarıyla biter.”
Ve şimdi biliyorum neden yaş akıyor
atımın sol gözünden.
“Unutmak varken, bu dünyadan çıkmak için ölmek gerekmiyor.
Tıpkı öldürmek gibi.”
Çok yanlıştım.
Taşı sulayıp çiçek açmasını beklemişim meğer.
Ahmed’im…
Can parçam…

Fırat ÇİÇEK

fcicek0000@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir