İLK İZLENİM

Otobüsten indim. Kendimden emin adımlarla buluşacağımız noktaya gittim. Orada bekliyordu. Heyecanlı olduğu her halinden belliydi ama asaletinden de ödün vermiyordu. Beni gördü ve tüm içtenliğiyle gülümsedi. Bir yere oturduk ve konuştuk. Meraklı ve bir o kadar da ilgili bir şekilde beni tanımaya çalıştı. Bunu yaparken de göz teması kurmayı ihmal etmedi. Ama bir yandan da gözlerime bakarken çekinen bir hali vardı. Utandığı belliydi. Daha sonra yemek yedik ve ben onun yanında rahat bir şekilde davrandım. Sanki kırk yıldır tanıyormuşum gibi samimi bir ortam vardı. Asla ilk görüşmelerde oluşan kasıntı bir ortam yoktu. Yemekten sonra yürürken bağcıklarımın çözüldüğünü fark ettim. Üzerimde elbise olduğu için bağlamakta sıkıntı çektim. O da eğildi ve bağcıklarımı bağladı. Gün boyunca ilgisini üzerimden ayırmadı. Gün sonu geldiğinde ise günün anısına bana bir bandana hediye etti. Aynısından kendinde de vardı. Geldiğim için teşekkür etti ve beni uğurladı.
Bir ara gözlerinin içine baktığımda gözlerinin bal renginde olduğunu fark ettim ve gözlerinin içinde kendi yansımamı görmek hoşuma gitmişti. Birkaç dakika gözlerimi gözlerinden alamamıştım. Tuhaf duygularla eve dönmüştüm.

KONSER GÜNÜ

Bir aydır o konseri bekliyordum. Her gün kuzenime konserden bahsediyordum ve o solistin şarkılarını dinliyordum. Ayrıca o günden sonra yeni bir hayata başlamıştık ve konsere o da gelecekti. Sevgilimle sevdiğim sanatçının konserine gitmek, bu çok güzel bir düşünceydi. Üstelik kuzenim Ece ve onun sevgilisi de bizimle olacaktı. Kuzenimin sevgilisi ile Emir’in anlaşması daha güzel bir olaydı. Dördümüz çok iyi anlaşan bir ekip olduk.
Konser günü geldiğinde dördümüz buluşup konser alanına gittik. Yerimize geçip oturduk. Tüm konser boyunca şarkı söyleyip çok eğlendik. Ben daha çok bir aydır beklediğim sanatçıya odaklanmıştım. Hiçbir saniyesini bile kaçırmak istemiyordum Adeta ruhumu dans ettiriyordu. Söylediği şarkıları kulağıma hapsetmeye çalışıyordum. Saatler su gibi akıp geçmişti. Konser bittiğinde saat çoktan on ikiyi geçmişti ama içimizdeki coşkuyu durduramıyorduk. Yollarda hala sanatçının şarkılarını mırıldananlar oluyordu. Bizde el ele şarkıları mırıldanarak yolumuza devam ettik. Bir kafeye geçip biraz sohbet ettik ve günü öyle tamamladık. Eve geldiğimde ise kuzenim bana bir cümle kurmuştu. “Tüm konser boyunca sen konseri seyrederken o seni seyrediyordu ve gözlerinin içi parlıyordu.”

TATİL

Yaz bitmeden bir kamp yapmaya karar verdik. Bir tatil yaparak hem birbirimizi daha fazla tanımış olacaktık hem de bütün bir yılın yorgunluğunu üzerimizden atacaktık. Denize karşı kumların üzerine çadırlarımızı kurduk. Denize gelen insanlarla tanışıyorduk. Sohbet ediyorduk. Çok güzel yorumlar alıyorduk. Şimdiki gençlerin birbirini kafelerde tanıyıp evlendiğini daha sonra da anlaşamayıp boşandıklarından bahsediyorlardı. Bizim bir tatile çıkarak iyi yaptığımızı, birbirimizi daha iyi tanıyacağımızı söylüyorlardı. Çoğu insan çadırlarımızı çok beğeniyordu ve onlar da böyle kamp yapmak istediklerini dile getiriyordu. Çevreye karşı örnek, özenilen bir çift olmuştuk. Sabahları denize giriyorduk akşamları sahilde oturuyorduk ya da kordona gidiyorduk. Bazen dışarıdan yiyorduk, bazen de çadırda bir şeyler yapıyorduk.
Bir sabah ben uyurken erkenden kalkıp deniz kenarında kahvaltı hazırlamış ve bana seslenmişti. Beni tanıyanlar denize karşı olan sevgimi iyi bilir. Deniz kenarında sevdiğim adamla kahvaltı ediyordum. Daha ne isteyebilirdim ki…
Her gün denize gelen bir aile vardı. Ailenin bir kızı bir oğlu vardı. Çocuklarla tanışmıştık. Birlikte denize girip oyunlar oynuyorduk. Yine bir gün çocuklarla oyunlara dalmıştık. Bir ara durdum ve hayallere daldım. Kendi çocuklarımızla oyunlar oynadığını hayal etmiştim. Hem çocuklar hem de o çok mutluydu. Yüzlerindeki o gülümsemeyi hiçbir şeye değişmezdim. Şimdiden ilgili bir baba olacağını belli ediyordu. Kendimi çok şanslı hissettim. Daha sonra bende yanlarına gittim ve oyunlarına dahil oldum.
Tüm tatil boyunca birbirimiz hakkında çok şey öğrenmiştik ve bir o kadar da eğlenmiştik.

GECEME AY DOĞDU

Bir zamanlar gökyüzüne doğru uçunca dünyadan ayrıldığını sanan kuşlar gibiydim. Sahte bir özgürlükle bir oraya bir buraya savruluyordum. Kendi dünyamı kurmak için çabalıyordum. Sonunda çabalarım sonuç vermişti. Kendime kurduğum dünyada yaşayıp gidiyordum. Kendi dünyamda en çok geceleri seviyordum. Sessiz, sakin ve karanlık… Her şeyden uzak, huzur dolu…
Bir gün güneş battığında, günün en sevdiğim zamanı olan geceye ay olarak doğdu.
Sevmek ve sevilmek dünyamı ele geçirdi. Sevmenin ve sevilmenin tadına varmak güzel ve değişikti. Ruhum da bedenim de sevgiyle dolup taşıyordu. Fakat öyle anlatılan aşk belirtileri gerçekleşmiyordu. Mesela sevince karnınızda kelebekler uçmuyordu çünkü uçan siz oluyordunuz. Sevginin verdiği mutluluktan yerinizde duramıyordunuz.
Daha sonra sevginin temellerini oluşturan güven sahneye girdi ve oyununu sergiledi. “Havaya atılan bir bebek, kahkahalar atardı ve düşmekten korkmazdı çünkü havaya atan kişinin onu tutacağından emindi.” Güven rolünü tamamlayıp sonsuza dek sahnede kalmak üzere yerini aldı. İşte ben de havaya atılan o bebek gibi güveniyordum.
Benim dünyama imparatorluk kurmayı becerebilen, sevgiyi ve güveni cömertçe önüme sunan biri ile artık iki kişilik bir dünyaya sahiptim. İki kişilik olan dünyamda yine bir gecenin tadını çıkarıyordum. İçimde dolup taşan sevgiyi ise o gece bir şiir olarak kâğıda döküyordum.

BAL GÖZLÜM
Kurumuş bir gül gibi kaskatı ve kırılgandı kalbim,
Kayan yıldız gibi hiç ummadığım anda geldin.
Meğerse kalbim senden önce yalancı sevgilere gebeymiş.
Hayat, gözlerinde kendi yansımamı görmekmiş.
Senden vazgeçmek ise dünyanın döndüğünü inkâr etmek
Yahut ölümü kabullenememekmiş.

Seninle bir deniz kenarındayız
Ve gökyüzünde yıldızlar.
Gözlerin adeta gökyüzüne meydan okuyor.
Bense kokuna sarılıyorum.
Ruhumu seninle dolduruyorum.
Daha sonra gözlerimizi kapatıp güzel günleri düşlüyoruz.
“Deniz kenarında şirin bir ev
Evin önünde bir bahçe
Bahçede rengarenk, çeşit çeşit çiçekler
Çiçeklerin yanında iki salıncak
Salıncakta ise Deniz ve Toprak…”

Çiğdem SUDE

cigdem.sude.77@gmail.com

Çiğdem Sude

Çiğdem Sude 22.09.2000 tarihinde Balıkesir'in Edremit ilçesinde dünyaya gelmiştir. Doğduğunda hemşireler ona sarı bir tulum giydirmiş, ailesi de tulumun renginden esinlenip ona Çiğdem ismini vermiştir. Küçüklüğünden beri hastanelere ilgisi olan Sude, bu ilgiyi arttırarak bir hayale dönüştürmüştür. Bu hayalini gerçekleştirmek üzere Ege Üniversitesi Diyaliz Bölümü’ne başlamıştır. Bir süre sonra hissettikleri, yaşadıkları ya da hayalleri, kayalara vuran bir deniz dalgası gibi hırçın ama bir o kadar da huzur verici şekilde kağıda dökülmüştür.
Çiğdem Sude

Latest posts by Çiğdem Sude (see all)

11 thoughts on “BAL GÖZLÜM | Çiğdem SUDE

  1. Sen her şeyin en iyisine layıksın çok güzel olmuş canım arkadaşım ıyi ki seni tanımışım ❣

  2. Hayatımda hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum seni iyiki tanıyıp sevdim iyiki varsın iyiki bu yolda beraber yürüyoruz 💜

  3. Çok hoş ve çok güzel bir yazı olmuş. Bu yazıya çok da yorum yapılamaz bence. Bu jestin yorumu İki kişiye aittir. Nice güzel yıllarınız olsun

  4. Yazını tekrar okudum. Fırat a katılıyorum. Bu yazının yorum hakkı ikinize ait. Yine de şunu söylemek istiyorum, mutlaka bundan sonraki bu tarz metinlerde yazı akışını iç içe daha iyi kaynatmalısın. Akış duru ancak asıl duruluk akışını yedirince daha güzel olacaktır. Tebrik eder aşkınızı doyunca yaşamanızı diliyorum.

  5. Duygusal içeriği kavrayabilirim ama etkilenemem, o yüzden bu kısmını yazarına ve muhattabına bırakıyorum. Duyguya yansıtmada oldukça başarılı olmuş. Ancak biraz daha birbirini takip eden cümlelerin olması daha verimli hale getirebilir. Bunu da daha fazla betimleme yaparak sağlayabilirsin. Durum ve mekan betimlemesi okuyan için de ayrı bir tat veriyor. Kalemine sağlık 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up