BARAŞ | Dolunay Kadir YÖRDEN

Meydan tıklım tıklım doluydu. Balonuyla koşturan çocuklar yüzünden balonu olmayan çocuklar ağlıyordu. Pamuk helva satıcıları özellikle ağlayan çocukların yanında daha bir gür sesle bağırıyordu: “Pamuk kalpli anneler bir pamuk helva alın, çocuk sevindirir, yumuşacık pammuukkkk helvaaaağğ.” Bazıları çocuklarını susturmak için pamuk helva alıyor, sinirli bakışlarla homurdanarak dilenciye sadaka verir gibi parayı tezgaha atıyorlardı. Parası olmayan anne babalar da  ağlamasına aldırış etmeden çekiştire çekiştire çocuğunu meydanın başka bir köşesine götürüyorlardı. Böyle küçük kasabalarda meydan ya seçim zamanı nutuk dinlemek için ya da hasadından kâr edemeyen çiftçilerin protestoları olduğunda doluyordu. Bu kalabalığın arasında eski ama özenli kıyafeti, suyla şekil verilmiş saçı ile sağa sola heyecanla koşturan genç dikkat çekiyordu. Gözü devamlı yoldaydı. Parti binasının çatısına çıkarttığı kardeşine,  “Araba gözüktü mü, başkan geliyor mu?” diye  beş dakikada bir soruyordu. Kardeşi de en az onun kadar heyecanlıydı. Abisiyle günlerce leğen ve sopayla tuzak kurmuş, güneşin alnında kuş yakalamaya çalışmışlardı. Sadece kuş olsa yine sorun değildi. Beyaz güvercinler yakalamalıydılar. Yakaladıkları kuşları, beyaz olmadığı için geri salmışlardı. Uzun uğraşlar sonunda altı tane güvercini ayaklarından bağlayarak parti binasına getirdiler. Parti binası ilçede sıra sıra dükkanların arasında iki katlı olması ve tabelasıyla dikkat çekiyordu. Yıllardır kim iktidara gelmişse bu binayı kullanıyordu. Tabela değişiyor fakat iktidar değişmiyordu. İlçe başkanı odasının girişinde donuk bakışıyla çocuklara baktı, çocukların ellerinde güvercinleri görünce gözleri parladı. Yalandan çocukların başını okşarken bir yandan da “Aferin çocuklar, barış güvercinlerini yakalamışsınız.” diyerek cebinden çıkarttığı bozuk paraları verdi. “Bu güvercinler ne olacak biliyor musunuz?” Çocuklar birbirlerine bakıp suskun kalınca konuşmasına devam etti. “Hafta sonu başkan geldiğinde bunları gökyüzüne salacak. Barış için, özgürlük için.” Abi kardeş binadan çıkarken küçük olan abisine “Abi zaten kuşlar gökyüzünde özgür değil miydi? Biz onları yakalayarak barış güvercini mi yaptık?” diye sordu. Abisi cebindeki paraları şakırdatarak “Tutsak olmasalar özgürlüğü nasıl anlayacaklar? Biz onları yakaladık, başkan da salıp onlarla barışacak. Sen paraya bak. Biz de bakkaldaki çikolataları özgürleştirelim şimdi.” dedi. Koşturarak bakkalın yolunu tuttular, şu an meydanda koşturdukları gibi…

Kalabalık arttıkça artıyordu. Başka köylerden gelen insanlar başkana vermek üzere notlar hazırlamışlardı. Hepsinin ayrı sorunu çözülme umuduyla bekliyordu. Pankartlar, dövizler, davul zurna, her şey hazırdı. Çatıdan yükselen “Başkan geliyorrrr.” nidâsıyla alanda bir dalgalanma oldu, slogan sesleri yükselmeye başladı. Davul daha hızla vuruyor, zurnacı son nefesini verir gibi üflüyordu. Toprak asfalt karışımı yoldan  otobüs ağır ağır meydana giriş yaptı. İnsanlar ezilme pahasına arabanın önüne geçiyor, parti teşkilatı buna müdahale edemiyordu. İlçe başkanı fırça yeme korkusuyla yalandan bağırıp çağırırken göz ucuyla da başkan onu görüyor mu diye bakıyordu. Araç güç bela parti binası önünde durdu. Başkan otobüsün üstüne çıkınca kalabalıktan alkış fırtınası kopmaya başladı. İki hafta önce fındıklarını meydana döküp başkanı protesto edenler, fındık kabuklarının daha kalkmadığı meydanda şimdi başkanı alkışlıyorlardı. Başkanın her sözü alkış ve sloganla kesiliyordu. Bir ara tıkanıp öksürmeye başlayınca kitle onu bile avuçları patlarcasına alkışladı. Konuşmanın sonu yaklaşınca ilçe başkanı çocuklara çatıdaki kümesteki  güvercinleri getirmesini emretti. Emri duyan abi bir nefeste çatıya kardeşinin yanına koştu. Belki güvercinleri verirken  o kalabalığın önünde  başkan onları tebrik edecekti. Kasaba halkı, yakın köylüler, başka ilçeden gelenlerin hepsi onları görecek, bakkala gidip şeker çikolata aldıklarında bakkal onlara saygı duyduğu için para almayacak, okula gittiğinde kızlar onu parmakla gösterecekti. Hayalin verdiği mutlulukla kafesin kapısını açtı. Fakat kümeste güvercinlerin sadece tüyleri vardı. Çimento torbalarını bir tarafa attılar. Elek, kazma, kürek, her şeyi sağa sola fırlattılar. Güvercinlerin tüyleri havada uçuşuyordu. Bu arada başkanın sesi gelmiyor, kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Bir yandan çaresizce iki insanın ancak sığacağı kümeste kuşları aramaya devam ederlerken, ilçe başkanına ne cevap vereceklerini düşünüyorlardı. Her ne kadar sorumluluk başkanda olsa da günah keçisi olacak onlardı. Çatıdaki deliği fark ettiklerinde kuşları kedilerin yediğini anladılar. Aynı anda kıpkırmızı suratıyla ilçe başkanı çatıya çıktı. Kümeste tüyleri görünce kan beynine sıçramış gibi abi kardeşi tekme tokat dövmeye başladı. Hem dövüyor hem de “Başkana ben ne diyeceğim?” diye eliyle olmayan saçlarını yoluyordu. Çocukları çatıda bırakarak  el pençe divan süklüm püklüm başkanın kulağına bir şeyler fısıldadı. Başkan dinledikçe yüzü şekilden şekle giriyor, kaşları gerildikçe geriliyordu. Halkın önünde kendini aciz duruma düşüren  ilçe başkanını itip, şoföre devam et işareti yaparken hareketin devamında sahte bir gülümsemeyle halka el sallayarak kasabayı terk etti. Araçta mahsur kalan ilçe başkanını kasabanın dışına kadar götürüp yol kenarında bıraktılar. Belediye başkanı söylene söylene kasabaya yürürken durumu öğrenen ahali sorunlarını başkana anlatamamanın öfkesiyle ilçe başkanının üstüne yürüdüler. Meydan savaş alanına döndü. Kalabalığın içinde başkan, ceketi bir yanda gömleği bir yanda dolaşıyordu.

Parti binasının çatısında abi kardeş ellerinde çikolataları, az önce güvercinler yüzünden dayak yedikleri başkanın dayak yemesini izliyor, bu anın keyfini çıkartıyorlardı. Abisi kardeşinin ağlamaktan ve tokat izinden kızarmış suratını okşayıp ona sarıldı. Beyaz görkemli tüyleri ile bir güvercin süzüldü çatıya ve seslendi: “Gökyüzünde özgür gezen barışı tutsak edersen, savaş kapını çalar. Onlar da sizin gibi kardeştir. Farklı gözükseler de birbirlerini tamamlarlar. Savaş olmasa barış ne ola ki ?!” Tekrar kanat çırparak kayboldu gökyüzünde. Başkanı ambulansla hastaneye götürürlerken kalabalık meydandan çekilmişti. Sadece siyah güvercinler kaldı meydanda. Onlar da gagalarını fındık kabuklarıyla bileylemekle meşguldü…

Dolunay Kadir YÖRDEN

kadiryorden34@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir