Otizm Üzerine: BEN ÖLÜRSEM ÇOCUĞUM NE OLACAK?

Gökyüzüne en güzel gülümseyen çocukların adına merhaba.

Bu hikâye uzun zamandır var. Bu toprakların ilk ezilenleri değiliz. Ötekileştirilmiş, yok sayılmış, aç koyulmuş, kırılmış ama eğilmemiş halkların bugüne uzanan neferleriyiz. Biz Alevileriz, Kürtleriz, yoksul işçileriz, köylüleriz, kadınlarız; çocuk işçileri, çocuk gelinleriyiz bu toprakların. Ahvâlimiz bilinmemiş, acımızı bal eylemişiz. Bunca yoğrulmanın arasında unuttuğumuz birileri daha oldu: bizler. Engelli aileler.

Bundan beş sene önceydi. Dünyalar güzeli üç yaşında iki çocuk. Gelişme evresine girmiş, yaşıtları gibi oynamaları, eğlenmeleri gerekiyordu. Ama bir şeyler ters gidiyordu. Göz teması kurmuyor, komut almıyor, diğer çocuklar gibi sohbet etmiyordu. Yola koyulmalıydı, onlar bizim çocuklarımızdı. Sorduk, soruşturduk ve otizm ile tanıştık. Başlarda kabullenemedik. Umarım değildir diye hayıflanırken “Falancanın çocuğuda geç konuştu, o da böyleydi”lerle vakit geçirdik. Zor da olsa kabullendik. Onları hem ev içinde hem ev dışında eğitimlerle desteklememiz gerekiyordu. Ne kadar erken başlarsak o kadar erken uyum sağlarlardı bu hayata. Zor bir süreç bizi bekliyordu. Ama ne zor… Dik bir yokuş mu? Yokuş belki hiç bitmeyecek. Kötü geçen bir mevsim mi? Belki her mevsimimiz kış geçecek.

Her şeyi göğüsleyip başladık. Bu süreçte kapitalizmin vahşiliğini iliklerimize kadar hissettik. Cebinde desten var ise iyi eğitim alabilecek, çocuklarımızı hayata daha erken karıştırabilecek ve onları hayata birey olarak daha çabuk hazırlayabilecektik. Maddiyat kısmını bir şekilde çözebildik. Özel eğitim kursları, yaşam koçları, konuşma terapistleri, enerjilerini atması için yüzme kursları… Çoğu imkânımızı gerçekleştirebildik ve belli bir aşama kaydettik. Belli oranda sohbet edebiliyorlar, komut alabiliyorlardı artık. Daha iyisi olması için ise hâlâ mücadeleye devam ediyoruz. Unutmadan ekleyeyim saydığım bu imkanlar on asgari ücretlinin maaşına bedel oldu çoğu zaman.

Peki ya cebinde destesi olmayanlar? Konuşma güçlüğü çeken çocuğu için konuşma terapisti tutamayanlar? Özel eğitimi yoğun şekilde alamayanlar? Devlet okullarında gölge öğretmeniyle derse giremeyip kaynaştırma öğrencisi olamayan çocuklar?  Onlar ne halde hiç düşündük mü? Sizlere bildiğim kadarıyla anlatayım..

Konuşamayan, sohbet edemeyen, enerjisini atamayan depresif otizmli bir çocuk. Evin içinde sürekli koşturuyor, el çırpıyor, çığlık atıyor, bardak kırıyor, balkondan aşağı bir şeyler fırlatıyor. Bir şeyler anlatmak istiyor. Tak tak tak. Farklı üretim alanlarında sömürülen sınıfdaşımız, işçi emekçi kardeşimiz şikayete gelmiştir: “Bu ne gürültü, bize bir rahat yok mu? Akşama kadar suyumuz çıkmış bir de sizi mi çekeceğim?”  Peki bize var mı rahat? Onun öfke nöbetlerinden, sinir krizlerinden biz haz mı alıyorduk? Hep derler ya ateş düştüğü yeri yakar. Sonucunda otizmli çocuğuyla birlikte dövülen, dayak yiyen ve apartmandan kovulan bir aile. Yahu işçi kardeşim, biz seninle aynı patronlardan küfür yemedik mi anamıza? Biz aynı makineye kaptırmadık mı elimizi? Aynı soğuğu yemedik mi kışın ortasında? Biz haykırmadık mı seninle feleğe, çalışıyoruz ama yine de yetmiyor diye? Reva mıdır bize yaptığın? Rahatını bozan, bize sağlık hizmetini parayla sunan bu düzen değil midir? Demek bizlere gücün yetti. Acımızı bölmek yerine, onu katladın demek. Güneşi zapt edeceğimiz o gün, seni de ekledik hesap soracaklarımızın arasına.

Peki ya özel arabası, çocuğunu emanet edeceği bir yakını olmadığı için engelli çocuğunu rehabilitasyon merkezinin şoförüne emanet eden bir aileye ne demeli? Günün nasıl geçti diye sorup cevap alamazken, sana vurdular mı yavrum sana kızdılar mı diye düşünürken, çocuğunun ağzından çıkacak anne, baba kelimesini duymak için yıllardır beklerken bir yandan, servis şoförünün çocuğuna üç sefer tecavüz ettiğini öğrenmek… Tetikte parmak olup çekememek, gerilmiş yay olup fırlayamamak, dolup taşamamak, ben olaydım keşke deyip çaresizce beklemek.

Bu muydu bizim payımıza düşen? Bu muydu hayat? Parası olanın çocuğu tecavüze, tacize, dayağa, hakarete uğramasından uzak tutacak, parası olmayan ise bunlara katlanacak ya da bir gün olma tedirginliğiyle mi yaşayacaktı? Evet arkadaş hayat bu, düzen bu. Burası Orta Doğu. Bu sömürü sistemi sürdükçe senin kaderinde bu. Belki yeni doğacak yoksul komşunun çocuğunun kaderi bu. Belki de ilerde doğacak senin çocuğunun kaderi bu.

Daha çoğaltabileceğimiz birçok örnek ve vaka var elbet. Engelli çocuklarını yatılı yurtlara bırakan aileler, onları pencereden özleyen, bekleyen ama beklediği pencereden hüzünlü ve buruk kalkan engelli çocuklar. Yalnızlıktan, stresten, bu toplumda dışlanmaktan intihar eden otizmli çocuk anneleri ve onları hep özleyen, kahkaha atarken ağız dolusu aklına annesi gelip ağlayan otizmli çocuklar. Yo, sakın sanmayın ki onlar hissetmez, onlar küsmez, kırılmaz. Herkesten en derin ve en samimidir onlar. Size bir sarılışları vardır ki yürekten; hayat anlam kazanır o an. Onlar hakkında konuştuğunuzu anlarlar. “Evet yapabilirsin, ne kadar güzel yapıyorsun”u duyunca dünyalar onların olur. Bizden istedikleri bolca sevgi ve şefkat.

Ödediğimiz bunca bedel varken, ödeteceğimiz de bir bedel var elbet. O güzel günleri getirmenin umudunu her zaman taşıyacağız yüreğimizde. Bunca haksızlıkların, zorbalıkların, kötülüklerin hesabını soracağız bir gün. Çocuklarımıza bu kadar yakınken tehlike bu kadar yakın ise, ya erkenden getiremezsek o güzel yarınları? Ne yapar o bensiz… Belki otobüse binemez, belki bakkala gidemez, belki de bir kahpe soyu sesi çıkmıyor, anlatamıyor diye faydalanır ondan. Komşun gelir mi gürültü için ben olmadan yanına? Biz engelli ailelerin hep aklında; yaşarken bile zar zor koruyabildiğim yavrum, ben ölürsem sen ne olacaksın?

*ADALI*

One thought to “Otizm Üzerine: BEN ÖLÜRSEM ÇOCUĞUM NE OLACAK?”

  1. her ne kadar ben engelli birey kavramını kabul etmesem de kimsenin kusurunu eksik yada fazlasını irdelemesemde Evet toplumun paranın ve ahlaki insani değerlerimizin böyle bir gerçeği var
    bu yazıyı burada okumaktan güzel bir farkındalıkda olsa ne yazık ki çok da keyif alamadım insanların yaşadığı acı gerçekleri tekrar duymaktan. bazen umut ettim bazen gözlerim doldu bazende utandım.
    hissiyatları kelimelere devşiren arkadaşa ve bunu bu sayfada gündem yapan sayfa yöneticilerine teşekkürü bir borç bilirim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir