Beyoğlu’nun Tarih Kokulu Semti: CİHANGİR

Napolyon, “Eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.” dediğini biliyoruz. Peki ya İstanbul bağımsız bir ülke olsaydı, başkenti neresi olurdu? Hiç tereddüt etmeksizin, Beyoğlu’nun meşhur semti Cihangir olurdu.

Kedileriyle meşhur olan, mahalle kültürünü yaşatan ve her kafesinde entelektüel sohbetlerin uçuştuğu güzel bir semttir Cihangir. İsmini Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Cihangir’den alıyor. Üvey kardeşinin katledilmesinin ardından yirmi iki yaşında yaşama veda ettiğinde takvim yaprakları 1553’ü gösteriyordu. Boğaza nazır inşa edilen bu cami, manzarasıyla görenleri hayran bırakıyor. Zaman içerisinde cami büyük yangınlar atlatıyor ve hasar görüyor. II. Abdülhamid restorasyon edilmesini isteyerek, 1874 yılında restorasyondan geçerek bugünlere kadar gelmeyi başarıyor.

Cihangir sokakları sürprizlerle ve güzelliklerle dolu. Her sokakta rengarenk duvar yazıları, oyun oynayan çocuklar veya kulağınıza gelen o naif melodiler… Çünkü Cihangir, yabancıların en çok yerleştiği semtlerin başında geliyor. İstanbul denilince akla ilk gelen yerlerden biri olması ve Taksim’e bağlanması, şehrin en meşhur caddesinin de bu semtte olması ilgiyi daha da üst sıralara çıkarıyor. Cihangir’i, Taksim’e bağlayan Sıraselviler Caddesi’nin ise iki yanında sıra sıra ağaçlar diziliymiş, tıpkı İstiklal Caddesindeki gibi. Bugünlerden o günlere bir selam ve iç çekerek, yolumuza devam ediyoruz. Sahile doğru indiğimiz yolun üzerinde bir zamanlar ilk sinemalardan olan ve Majik’e ev sahipliği yapan Taksim Sahnesi ile karşılaşıyoruz. Beyoğlu’na hâkim olan sanat kokulu havası, Mustafa Kemal Atatürk’ün söylemiş olduğu “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözünü akıllara getiriyor. Biraz daha ilerledikten sonra karşımıza Romanya Konsolosluğu çıkıyor. 19. yüzyıllardan kaldığını öğrendiğimiz zarif köşk, esasında Osmanlı Dönemi’nde İngiliz Sefareti’ne ait imiş. Yol üzerinde daha karşılaşacağımız güzel yapılar var. Mesela Rum Mimar Kampanaki tarafından tasarlanan Belçika Konsolosluğu’na denk geliyoruz. Konsolosluğun karşısında bulunan Meşelik Sokak’ta ise 19. yüzyıllardan bugünlere kalan Zapion Rum Kız Lisesi’ni ve Eseyan Ermeni Lisesi’ni görüyoruz.

Defterdar Yokuşu’nda bulunan Firuz Ağa Cami ise, II. Bayezid’in Hazinebaşısı Firuz Ağa tarafından 1491 senesinde yaptırıldı. Tıpkı Cihangir Camisi gibi 1823’teki büyük yangında zarar görerek, II. Mahmud döneminde yenilenmiş. Caminin yanındaki çay bahçeleri ise sıcak yaz günlerinde oturmak için ideal yerler.

Yolunuz İstanbul’a düşerse veya bir hafta sonu Taksim’e geldiğinizde bu küçük Fransa’yı gezebilir, hatta güzel mi güzel kafelerin birinde içeceğinizi yudumlayabilirsiniz.

*Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde internet üzerinden Cihangir’in tarihini araştırmaya karar verdim. Araştırmayı yaparken Saffet Emre Tonguç’un bir yazısına denk geldim. Etkisi altında kalarak ve kalemime ilham olarak bu yazı ortaya çıktı. Bana ilham verdiği için teşekkür ederim.

Sevginur DİKİN

sevginurdikin@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir