Bilinmeyen Gecedeki Kız | Mustafa TURAY

Sokaktaki sesler durulmuştu, bir tek ocakta kaynayan çayın sesi vardı. Kimse aramasın diye telefonun prizini çekti. Radyoda Ray Charles çalıyor. Genç kızken hüzünlenerek dinlerdi. Duyargalarının sonuna kadar açık olduğu günlerdi. Annesi “Sınav öncesi heyecanını ancak müzik dinlemek giderir senin.” derdi.

Sonraki yıllar bir dehlize girmiş gibiydi. Geceyi birçok erkeğin koynunda geçirmiş olduğuna bir ara hayıflanmıştı ama artık hiç düşünmüyordu bu tip şeyleri. Doktora gittiğinde  “İstersen hiç uyuma.” demişti doktor. “Böyle doktor da hiç görmedim.” demişti kendi kendine. Doktor “Bir de sen dejavu yaşamışsın.” demişti. Ansiklopediden bakmıştı anlamına, bir yerdeyken orada önceden bulunma duygusuydu anlamı. Hiçbir fikri yoktu bu konuda…

Peki bu karışık fikirlere dalıp gitmeleri…

Isaac Newton “Tanrı vardır.” demişti, oysa o Marx’ı okumuş; Tanrı’nın olmadığına inanmıştı. Şu sıralar ise bayağı dua ediyor yağmurlu gecelerde sokaktaki kedilere, köpeklere. Peki ya insanlara? Güveni kalmadı ki onlara. Aklına Jean Paul Sartre’nin “Cehennem başkalarıdır.” sözü geldi. Ne denli doğruydu?

Gece ilerledi. Kapı çalındı, polis üniformalı iki kişi içeriye daldılar. Kitapları yere fırlatmaya, çekmeceleri darmadağın etmeye başladılar. Bir şey sormak isterken “Sizi götürmemiz gerek.” dedi bir tanesi.

“Nedir suçum?”

“Çok iyi bilirsiniz siz, Marx okumak.”

“Telefon edebilir miyim?”

“Olur, kısa olsun.”

“Eylül ben ablan, beni tutukluyorlar. Lütfen kedimi al ve ona iyi bak olur mu? Korkma, elbet bir gün sona erecektir bu olanlar.”

Gece ölüm gibi çöktü birden. Uykuyu ölüme benzetmesinden uyumuyordu, ölümü hiç sevmezdi, ona direnir; kafa tutardı. Direnmenin, kafa tutmanın cezası mıydı bu?

“Babasının kızıydı o, Marx okurdu.” derdi annesi. Nietzsche ve diğerleri…

İşte o da kitap kurdu olup çıkmıştı. Kitaplar onun ikinci derisiydi, şimdiyse yerdeydiler darmadağın bir halde.

Babası o daha küçükken ölmüştü. Babasının resimlerine bakarak avutmuştu kendini. Uyumayınca babasıyla bir bütün oluyor, ona merhaba diyordu sanki. Bazen annesine kızar “Niye uyuyorsun? Kalk, o burada yaşıyormuş gibi yapalım.” derdi. Sonrasında doktorlar ve ilaçlar. Toparlayınca çok verimli bir 4 yıl oldu. Artık herkes tanıyordu onu; güçlü kız, cesur kız diyorlardı ona.

Bacakları birbirine dolanıyor, dudakları buruşuyor ve gözleri dolmaya başlıyor ama o dik ve gururlu bir şekildeydi.

Üçü çıktılar evden. Gece gündüze doğru yola çıkıyordu. Bir bilinmeze doğru…

Mustafa TURAY

mturay4791@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir