Çoğu insanın aksine ben, İstanbul’un adalarını kışın gezmeyi severim. Genele ayak uydurmak adına bu rotayı bir bahar ayı olan Nisan için uygun buldum. “Hem sıcak hem soğuk” dediğimiz, Orhan Veli’nin Güzel Havalar şiirinde “Beni bu güzel havalar mahvetti” dediği dizeye yakıştırarak yokuşlarıyla bizi birazcık mahvedecek olan Heybeliada rotasına hoşgeldiniz.

Ulaşım için Kartal, Bostancı yahut Kadıköy’den kalkan ada seferlerini öneririm. Avrupa Yakası’ndan katılacak olanlar için yolculuk biraz uzun olacak ama Kabataş’tan kalkıp Eminönü’e uğrayan ada seferleriyle Heybeliada’ya ulaşmak mümkün. Prens Adaları’nın en yeşili olan Heybeliada’ya adımımızı atar atmaz sessizlik ve kısmen şehirden izole olmuş yapısını gözlemeye başlıyoruz ister istemez. Bu arada çok ilerlemeden söyleyeyim, bu rota çok gezmeye değil, bol oturmaya yönelik. Piknik malzemelerinizi ve hazırlıklarınızı ona göre yapın derim. Yanınıza birkaç şiir kitabı almayı da ihmal etmeyin.

Elbet oturup yeşilliğin ve serinlikle beraber güneşin tadını çıkaracağız. Ama önce görmemiz gereken birkaç yer var. Öncelikle Heybeliada meydana çok yakın olan Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi’ne gidelim. Neredeyse tüm ada sakinlerinin balıkçı ya da denizci olduğu dönemde, denizcilerin koruyucu azizi olan Aziz Nikola’ya adanmış bir Bizans kilisesinin yıkıntıları üzerine kurulu olan bu kilise 1857 yılında kurulmuş.

Manzarasıyla Büyükada Aya Yorgi Kilisesi’ne rakip olan Aya Yorgi Uçurum Kilisesi ise biraz önce bahsettiğim kiliseden yaklaşık on iki dakika uzaklıkta (elbette yürüyerek). Kiliseyi ilk gördüğümde, üniversite zamanında aldığım seçmeli bir ders olan Ortaçağ Anadolu’sunda Kültürel Etkileşimler’de işlenen manastırların yerleşim yerlerinden uzak ve ulaşılması zor yerlere kurulduğu bilgisini hatırlatmıştı bana. Daha izole ve yüksek uçurumların dibine kurulan manastırları merak ediyorsanız yazının sonunda unutmayın bir araştırın derim.*

Buraya kadar yürümek sizi kesmediyse hemen Terk-i Dünya Kilisesi’ne doğru yola koyulabiliriz. Yol üzerinde göreceğimiz Heybeliada Sanatoryumu’nu da unutmayalım. Türkiye’nin ilk verem hastanesi olan Heybeliada Sanatoryumu; Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu gibi kısa ömürlü, ölümsüz şairleri de ağırlamıştır. 1924’te Atatürk’ün emriyle açılan sanatoryum 30 Eylül 2005’te kapatılmış. Günümüzde de ziyaretin mümkün olmadığı, giderek çürüyen bir yapıya dönüşmekte.

Sanatoryum’dan sonra yokuş aşağı koşup merkeze inmek de size kalmış, yaklaşık 30 dakika yokuş tırmanıp Terk-i Dünya Kilisesi’ne ulaşmak da. Dilerseniz daha fazla dolaştırmadan bu rotayı pikniğe çevirelim. (Merak etmeyin, orası için başka bir rota gelecek.) Yokuş aşağı yuvarlanıp merkeze indikten sonra, geldiğimiz yönün aksine, adanın diğer etrafına doğru ilerleyince Heybeliada Dilburnu Tabiat Parkı tabelasını göreceğiz. Girişin ücretli olduğu bu parkı, öncelikle doğa ananın malını, babasının malı gibi kiraladığı için kınıyor sonra da piknik yapacak geniş çimenliğe yayılmanın başka yolu olmadığı için bir güzel ücretimizi ödeyip bu alana giriş yapıyoruz. Tabiat parkının ismini aldığı burundaki değirmeni de görmeyi ihmal etmeyin.

Adanın her yerinde olduğu gibi burada da manzara muhteşem. Fotoğrafçılıkla ilgilenenler, uzun yürüyüşleri sevenler, çimenlere yayılıp gökyüzünü saatlerce izleyenler, açıkhavada yemek yemeye bayılanlar ve çocukluğumuzdaki gibi dışarıda oyun oynamayı sevenler için oldukça geniş ve oturma alanları bulunan bir alan burası. Yokuşların yorgunluğunu atmak için de birebir.

Yavaş yavaş örtülerimizi, yiyeceklerimizi ve elbette şiir kitaplarımızla birlikte şarabımızı çıkaracağımız vakitler geldi. Bundan sonrası bol şiir, kahkaha ve sarhoşluk anıları…

Keyifli ada seferiniz olsun dostlar.

*Bir ara uçurumlara kurulan manastırları araştırmayı unutma.

Neslihan DEMİRHAN

ndemirhann@hotmail.com

Neslihan DEMİRHAN

Neslihan Demirhan 27.09.1995 tarihinde İstanbul'un Üsküdar semtinde dünyaya geldi. Lisede Radyo Televizyon bölümü Grafik Animasyon alt dalında eğitim aldı. Ardından Yeditepe Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Şu an Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde Felsefe öğrenmeye devam ediyor. Okumayı, gezmeyi, araştırmayı ve keşfetmeyi çok sever. Fars diline, ney çalmaya ilgi duyduğunu belirten Demirhan, sanatın yaşamındaki önemini hissetmiş ve izini sürmeye devam etmektedir.
Neslihan DEMİRHAN

1 thought on “Bir İstanbul Rotası 3: Adalar Dolup Taşmadan Önce | Neslihan DEMİRHAN

  1. çok güzel bir gezi yazısı olmuş yine. Gezilen yerlere sahip olunan hakimiyet ve bunu okura sunuş şekli çok doyurucu ve lezzetli bir tat bırakıyor adeta damakta. Kalemine sağlık. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up