Bu yazıda bahsedeceğim yere ilk kez lisedeki coğrafya öğretmenimin düzenlediği gezi sayesinde gitmiştim. Üzerinden çok uzun zaman geçince “Hafıza tazelemenin zamanı geldi.” deyip hemen yola koyuldum.

Avrupa yakasında, Sarıyer ilçe sınırları içerisinde bulunan Atatürk Arboretumu’nun önce tarihçesinden bahsedeyim. Arboretum, bilimsel araştırma ve çalışmalar için oluşturulmuş çeşitli bitki ve ağaçların olduğu alan olarak tanımlanabilir. Bir arboretumun kurulması kararı ise 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi profesörü Hayrettin Kayacık tarafından ortaya atılmış. Sorbonne Üniversitesi’nde botanik denetimcisi olan Camille Guinet İstanbul’a davet edilmiş ve çalışmalar başlanmış. Ödeme yetersizliği sebebiyle arboretumun tamamlanması 22 seneyi bulsa da açıldığında 345 hektar alanı kapsayan, 1500 adeti aşkın ağaç türünü barındıran devasa bir ağaç müzesi konumundaydı.

Ulaşıma gelecek olursak Taksim-Hacıosman metrosu ile Hacıosman durağında indikten sonra 42HM otobüs hattı ile kısa sürede arboretuma ulaşabilirsiniz. Girişin ücretli olduğu bu alanda birtakım kurallar da mevcut. Su ve bebek maması dışında yiyecek ve içeceklerin yanı sıra bisiklet, evcil hayvan, profesyonel çekim yapılacak ekipmanlar, top ve benzeri eşyalarla içeri girilmesi yasaklanmış durumda. Yukarıda da bahsettiğim üzere burası bir ormandan ziyade ağaç müzesi ve araştırma alanı. Bu sebeple oradaki doğal yapıyı korumak ve devamlılığı sağlamak adına birtakım önlemler almaları gerekmiş. Aynı zamanda içerde de bir şeyler yiyebileceğiniz kafe gibi bir alan bulunmamakta.

Cüzi miktarda bir giriş ücretine tâbi tutulduğumuz bu alana girdikten sonra ortada bir göbek bulunuyor. Etrafa yayılan uzun uzun yollardan hangisiyle başlamak isteyeceğiniz size kalmış. Ben önce küçük gölün, sonra da büyük gölün etrafını dolaşıp sonrasında ormana dalıp uzunca bir yürüyüş yaparken hafiften kayboldum. Neyse ki yere atılmış bir arboretum haritası sayesinde yolumu bulabildim. Siz girişteyken arboretum haritası istemeyi unutmayın.

Arboretumdaki göller yapay ve bazen renkleri epey kirli olduklarını belli ediyor. Buna rağmen üzerinde yüzen su kaplumbağaları ve ördekler yüzünüzü güldürmeye yetiyor. Kaybolduğum esnada bir sincapla da karşılaştım.

Hangi mevsimde giderseniz gidin, ayrı bir güzellikle karşılaşacağınızın garantisini verebilirim. Karlar altında kalmış toprak ve gölün, yapraksız kuru dallarla göğe uzanan ağaçların ıssız manzarası da cıvıl cıvıl kuş sesleriyle yemyeşil yapraklı ağaçların altındaki çimlere oturup göğü izleyebilmek de arboretumu sevmek için yeterli sebepler. Bahar mevsimlerinden bahsetmeyeyim bile. Üzerindeki soğuk örtüyü henüz atmaya başlamış bir toprak kokusu ile serin göl manzarası geride bıraktığımız kışı anımsatırken, ağaçların canlanışı ilkbaharın geldiğini hatırlatacaktır bize. Sonbaharda ise başımızı kaldırmaya gerek yok. Yazın, dalında izlediğimiz yemyeşil yaprakların sararıp solarak yere düşüşünden ve gölün yağmur damlalarıyla hareketlenmesinden ayrı bir memnuniyet duyarız. Kısacası doğaseverler için dört mevsim tadı çıkarılabilecek bir mekân. Üstelik ilk duyduğumuzda sinirimizi bozan kurallar olsa da arboretumu gezerken bu yasakların, arboretumu korunaksız ve alelade bir ormandan çok daha başka bir yerde tuttuğunu fark ediyoruz.

Ne kadar güzel olsa ve ayrılmak istemesek de sanırım ya acıktık ya da çok yakında acıkacağız. Bunun için benim önerim, yanımızda yiyecek getirebiliyor olsaydık Belgrad ormanına gitmek olacaktı. Elbette çöplerimizi toplar ve tıpkı arboretumu koruduğumuz gibi korurduk Belgrad’ı da. Fakat yanımızda yiyecek taşıyamadığımız için tekrar otobüs durağına geri yürüyüp Yeniköy’e doğru yola çıkıyoruz. Burası da tıpkı arboretuma gelirken gittiğimiz yol gibi çok kısa sürüyor. İndikten sonra şöyle bir deniz havası alıp geniş pencereden boğazı seyredebiliriz.

Hemen akabinde Yeniköy Börekçisi bizi bekler. 1817 yılından bugüne dek varlığını koruyan bu fırın ürünlerini Rumlardan kalma formüllere sadık olarak pişiriyorlar. Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile yerleşime açılan Yeniköy, Rum ve Türk ailelerinin mahallesi olmuş. Aynı zamanda Karadeniz’e giden gemilerin çalışanları da Yeniköy’e peksimet almaya uğrarmış. Peksimet İskelesi olarak da anılan Yeniköy’de 18 fırın olduğu kaynaklarda yazılıdır. Yeniköy Börekçisi ise bu 18 fırından birisi olup, yeri 1955 yılında taşınmış olsa da varlığını korumaya devam ediyor.

Yeniköy Börekçisi’ne alternatif olarak daha geniş kahvaltı olanakları için veya öğle yemeği yemek isteyenlere, yine tarihi bir mekan olan Emek Kafe’yi önerebilirim. Bir şekilde karnımızı doyurduktan sonra kahve keyfimiz için seyirlik terasa çıkma vakti. Bunun için biraz da olsa yürümemiz gerekecek. Yeniköy Kahve’ye ulaştığınızda deniz manzarası ile birlikte kahvenizi yudumlarken sabahki doğa yürüyüşünün yorgunluğunu atabilirsiniz.

Tabii, sonrasında boş durmak yok. Yine sokakları arşınlamak ve deniz manzaralı kitapçılara dadanarak rafların arasında kaybolmak size kalıyor.

Neslihan DEMİRHAN

ndemirhann@hotmail.com

Neslihan DEMİRHAN

Neslihan Demirhan 27.09.1995 tarihinde İstanbul'un Üsküdar semtinde dünyaya geldi. Lisede Radyo Televizyon bölümü Grafik Animasyon alt dalında eğitim aldı. Ardından Yeditepe Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Şu an Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde Felsefe öğrenmeye devam ediyor. Okumayı, gezmeyi, araştırmayı ve keşfetmeyi çok sever. Fars diline, ney çalmaya ilgi duyduğunu belirten Demirhan, sanatın yaşamındaki önemini hissetmiş ve izini sürmeye devam etmektedir.
Neslihan DEMİRHAN

1 thought on “Bir İstanbul Rotası 5: Doğaya Dönüş | Neslihan DEMİRHAN

  1. Bir gezi yazısında daha sayende gidip görmüş kadar olduk. Bu görsel anlatımının samimi dili için tebrik ederim seni. Daha nice rotalar çizip yazıyla doyurup birde görselliğini gezi turlarıyla tamamlayacağın gezi yazıların olacak. Ve ben hep acaba burayı nasıl tanımladı diye merakla okuyacağım. Güzel bir kaynak sunuyorsun bizlere sağolasın 🌼

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up