Bir Nefes Ölüm

“Aslında o ayçiçeği de, bana günışığı çiçeği diye anlatmıştı zamanında, öyle kalmış aklımda.”

“Neymiş bu hikâye Mümtaz Abi?”

Mümtaz, mahallenin en babayiğit adamlarından biriydi. Mahalleliler gider ondan akıl alır, zamanında Müzeyyen Abla ile olan aşkını öğrenmek için fırsat kollarlardı onunla rakı masasına oturmaya. Mümtaz anlatmazdı. Müzeyyen’i öyle severdi ki, gidişini dahi paylaşmak istemezdi kimseyle. Herkesi gördükleriyle yetinmeye bırakırdı. Zaten öyle kolay kolay da sarhoş olmazdı ya… Onun karşısına kendi aşk hikayesini dinlemek için kim oturuyorsa o sarhoş olur; gecenin sonunda bir kalp yarası öğrenmiş biri varsa, o da Mümtaz olurdu.

Mümtaz kadehin dibine çökmüş rakının son yudumunu kafasına dikti. Anason boğazını yakarken, içindeki yangının bir kıvılcımını daha söndürdü, şimdilik.

“Bir ayçiçeği bir de sarmaşık varmış zamanında. Ya da dur ya… Günışığı çiçeği, günışığı çiçeği. Ağzım dilim buna alışmış oğlum.”

Yeşil gözlerini kapattı, sigarasından kuvvetli bir nefes çekerek zehrin ciğerlerine ölümcül öpücükler kondurmasına izin verdi. Dumanı dudaklarının arasından azat ederken konuşmaya başladı, ilk birkaç kelimesi sigaranın oluşturduğu gri buluta karışarak döküldü ağzından: “Günışığı çiçeği, güneşe bakıyor tabi. Sarmaşık da nasıl âşık çiçeğe, nasıl seviyor… Kendisine baksın istiyor haliyle. Gözlerini alamıyor onun gün gibi sarı yapraklarından. Kendisi dikenli, karmaşık… Kim sevsin onu?”

Cüssesine göre ince kalan parmakları arasındaki sigarayı bıraktı siyah küllüğün kenarına. Kederden bulutlanmış olan gözlerini Münir’e dikti, hikâyeye devam etmeye hazırlanıyordu adeta.

“Neyse… Sarmaşık önce biraz sıkıyor çiçeğin narin bedenini, çiçek bakmıyor. Gözü hala güneşte… Ne varsa bu güneşte. Sarmaşık çiçekten, çiçek güneşten alamıyor gözlerini. Biraz daha sıkıyor, çiçek yine bakmıyor. Sarmaşık deliriyor aşkından. O kadar kıskanıyor ki çiçeği, defalarca güneşin yerine geçmek istiyor. Sonra biraz daha, biraz daha…”

“Sonra ne oluyor abi?” dedi Münir rakısından bir yudum alırken.

O gecenin şanslısı Münir idi. O da mahallenin delikanlılarından biriydi. Öyle eğlenceyle işi gücü olmaz, hasta annesine bakmak için çalışır didinirdi genç yaşında. Motor yağı hiç eksik olmazdı tırnaklarının arasından. İçmezdi… İçmezdi ama Mümtaz Abi çağırmıştı masasına onu bu gece. Meyhanenin kapısının önünden geçerken camdan gelen tıklama sesini işitmiş, kafasını çevirince Mümtaz Abi’yi görmüştü. Bu akşam abisi Mahir evde annesine bakıyordu, onun rahatlığıyla öylece oturuvermişti Mümtaz’ın karşısına.

“Ne olsun oğlum… Sarmaşık öldürüyor sevdiğini. Kendisine bakması için onu o kadar çok sıkıyor ki, çiçeğin bedeni dayanamıyor bu acıya. Bir gün bir bakıyor; çiçek boynunu bükmüş, yaprakları cansız… Ölü ölü bakıyor kendisine. Muradına erdi mi? Öldürdü işte günışığı çiçeğini.”

“Burada mı bitiyor hikaye abi?”

“Bu hikaye böyle bilinir Münir. Buraya kadar bilinir. Sarmaşık âşıktır; kıskanır, sever, öldürür. Günışığı çiçeği de güneşe âşıktır; ona bakar, sarmaşığa dönmez, ölür.”

“Senin için farklı bir sonu mu var Mümtaz Abi?”

“Ne güzel sordun… Günışığı çiçeği güne bakıyor oğlum. Güneş onun yaşam kaynağı. Ama aşk, yaşam kaynağı değil ki. Aslında bir nefes ölümdür de, nasıl soluduğuna göre değişir. Her neyse… Yani günışığı çiçeği, güneşe aşık falan değil. Yaşamak için yapraklarını dönüyor ona. Sarmaşığın da görmediği bir şey var ayrıca.”

Münir soru soran gözlerle baktı Mümtaz’a. Mümtaz sırtını sandalyesine yasladı, küllükten sigarasını alıp son nefesini çekerek söndürdü onu.

“Geceleri. Geceleri çiçek boynunu büküyor, haliyle sarmaşığa dönüyor. Bakıyor, bakıyor. Gündüz göremediğini gece kana kana içiyor. Sarmaşık ne kadar sevmese de onu, her gün bedenini sıkıştırsa da, sevda işte, vazgeçemiyor ondan. Sabahleyin iyice güneşe bakıp enerjisini topluyor ki, geceleyin gün doğana kadar izleyebilsin sevdiğini. Bu sefer görmeyen kim Münir?”

“Sarmaşık.”

“Aynen. Bu sefer de sarmaşık görmüyor be oğlum. O da, belki yarın sabah bana bakar umuduyla kapatıyor yapraklarını geceye erkenden, iyice dinleniyor ki sabah çiçeğe sıkıca sarılıp onu ne kadar sevdiğini gösterebilsin.”

“Ama günışığı çiçeği, sarmaşığın onu sevmediği için sıktığını sanıyor senin dediğine göre.”

Mümtaz’ın çok kısa bir süreliğine bulanıyor yeşil gözleri. Yerin dibine girecek gencecik çocuğun karşısında ağlamaktan. Aman diyor, en büyük utancım bu olsun.

En büyük utancım nefesim kesilene kadar ağlayarak minicik bir adama dönüşmek olsun.

“Günışığı çiçeği de seviyor sarmaşığı Münir. Ama farklı zamanların akreple yelkovanı onlar. Biri 01.00 biri 13.00. Ama sabah 1’e de akşam 1’e de ‘bir’ demiyor muyuz? Aynı saatin içinde, farklı zamanı gösteren iki canlı onlar… Sarmaşık da kederinden ölüyor Münir. Sevdiğinin cansız bedeninin dalları arasında olmasına dayanamıyor. Çiçeğin yaprakları kurumadan evvel o ölüyor. Ne günışığı çiçeği biliyor sarmaşığın aslında kendisini sevdiğinden ona öyle sıkı ‘sarıldığını’ ne de sarmaşık biliyor günışığı çiçeğinin aslında geceleyin kendisine doya doya ‘baktığını’. Birbirlerini sevmediklerini sanarak ölüyorlar Münir.”

Münir, Mümtaz Abi’nin Müzeyyen Abla ile olan ancak kimsenin bilmediği aşkını duymuştu tabi ama diğer mahalleliler gibi perdeyi aralamaya çalışmamıştı hiç. Belki de Mümtaz Abi’ye samimi gelen de bu olduğu için bugün onun karşısında bulmuştu kendini…

Düşüncelerinden sıyrılarak Mümtaz Abi’nin gözlerinden akan yaşlara baktı Münir usulca. O an, bir adama en çok ağlamanın yakıştığını anladı. Kadınların normal bir zamanda asla göremeyeceği kadar masum oluyordu erkekler ağlarken. Dizleri kanayan bir çocuk gibi. Zamanında Mümtaz Abi’nin içindeki çocuğun dizlerini öperek iyileştiren de Müzeyyen Abla idi herhalde diye düşündü Münir. Kimsenin öğrenemediği o gizemli aşkı öğrenebileceği için içten içe ufak bir heyecan yaşamamış değildi aslında gecenin başında. Lakin Mümtaz Abi’yi anlatırken ağlatan aşk, günışığı çiçeği ile sarmaşığınki olmuştu.

Ancak Münir, günışığı çiçeğinin Müzeyyen Abla; sarmaşığın ise Mümtaz Abi olduğunu çok iyi biliyordu artık.

Gözyaşlarını hızlıca sildikten sonra burnunu çeken Mümtaz Abi’ye baktı:

“Abi, bir kadeh daha?”

İdil AVAN

katypattra@gmail.com

2 thoughts to “Bir Nefes Ölüm”

  1. Çok güzel ve naif bir öykü. Sevdiğini cesurca söyleyebildiğin zaman ya kazanırsın ya kaybedersin.
    Sonradan gözyaşı döküp, keşkeler ile yaşayacağına korkma..söyle ,ucunda ölüm yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir