Bir Tutam Duygu, Bir Tutam Mantık | İdil AVAN

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde toprak gözlü bir kız bulut gözlü bir çocuğa âşık olmuş. İlk günden belliymiş aslında aşklarının imkânsız olacağı. Biri yerde, biri gökte imiş… Sadece yağmur yağdığında kavuşabiliyorlarmış birbirlerine. Bulut gözlü çocuk kimi zaman sevinç, kimi zaman hüzün gözyaşları akıtıyormuş; toprak gözlü kız da kana kana içiyormuş sevdalısının aşkını. Sonra gözyaşlarını kendi duygularıyla harmanlıyor, buharla beraber geri yolluyormuş sevdiği çocuğa.

Günler bir güneşli, bir yağmurlu geçip giderken yaz gelmiş. Artık neredeyse hiç yağmur yağmaz olmuş. Toprak gözlü kız âşık olduğu çocuktan ayrı kaldığı için çok mutsuzmuş, yaz yağmurlarının geleceği zamanı kollar olmuş. Herkesi sokaklara döken güneşin saçakları, toprak gözlü kızın eve kapanması için yeterliymiş. Yine pencerenin önünde sevdalısından düşecek bir damla yağmura hasret kaldığı bir gün, yüreğinde özlemin oluşturduğu acıya dayanamadığını fark etmiş. Bunun farkına vardığı an, kalbi ve aklı konuşmaya başlamış:

“Benim duygularıma kucak aç.” demiş kalbi.

“Benim mantığımın izinden git.” demiş aklı.

Toprak gözlü kız hangisinin sözünü dinleyeceğine karar verememiş bir türlü. Düşünmüş, düşünmüş. En sonunda duygularına söz geçiremeyeceğini anlayıp kalbinin sesini dinlemiş ve yaz geldiğinden beri dışarı adım atmadığı evinden çıkmış sevdalısını görmeye. Gözlerini göğe kaldırmış ve haykırmış:

“Ey bulut gözlü yârim… İmkansız dediğimiz şey bizim aramızdaki mesafedir. Ben senin yağmurlarında ıslanmaya da, kuraklığında solup gitmeye de razıyım. Yeter ki biz sevelim…”

O günden sonra evin dışına oturmuş, toprak gözlerini göğe dikerek âşık olduğu çocuğu görmekle yetinmeye çalışmış. Ondan düşecek olan bir damla yağmurun yollarını gözlerken: “Onu görmek bana yeterli.” diyerek kalbine söz geçirmiş her seferinde. Beklemiş, beklemiş… Artık solup gitmeye yüz tuttuğu bir gün, dayanamayıp evine dönmüş. Kendi kendine konuşmaya başlamış:

“Kalbimin sesini dinledim ama çok canım yandı.” demiş. Elleri, güneşin kuruttuğu kollarında gezinmeye başlamış. Bu acı dolu dokunuşları hisseden vücudu harekete geçmiş ve tekrar konuşmaya başlamış toprak gözlü kızla:

“Benim duygularıma kucak aç.” demiş yine kalbi.

“Benim mantığımın izinden git.” demiş yine aklı.

Toprak gözlü kız, aklına uymanın onu üzmeyeceğini düşünerek bu sefer onu dinlemeye karar vermiş ve mantıklı olanı yapmış. Dışarı çıkmış ve göğe haykırmış:

“Ey bulut gözlü yârim! Seni sevdiğimi biliyorsun fakat farklı dünyaların insanları olduğumuzu da biliyorsun. Olması gereken bir şey var ise o da bizim ayrı kalmamızdır. Kendine iyi bak…”

Evine dönüp sevdalısından ayrı kaldığı her dakika için bir gözyaşı akıtmış toprak gözlü kız. Bir kere bile dönüp bakmamış bulut gözlü çocuğa. Ağlamaktan gözlerinin şiştiği bir vakit, yine kendi kendine konuşmaya başlamış:

“Aklıma uydum ama bu sefer de sevgimden uzak kaldım.” demiş. Elleri, gözyaşlarının ıslattığı yanaklarını silmeye başlamış. Vücudunun konuşmasına izin vermeden düşünmeye koyulmuş toprak gözlü kız:

“Hem kalbimi dinlesem hem aklımı; hem duygularımla hareket etsem hem de mantığımla… O zaman her şey daha güzel olurdu.”

Toprak gözlü kız acının da tatlının da farkına varmış. Ancak farkında olmadığı bir şey varmış:

Barış.

Ne güneşin, vücudunu kuruturken gözlerinde çiçek filizlendirdiğini; ne de gözyaşlarının, yanaklarını ıslatırken gözlerinde filizlenmiş olan çiçekleri büyüttüğünü fark etmiş. Kalp de akıl da fizyolojik görevlerini yerine getirirken, onlara anlam yükleyen toprak gözlü kız imiş aslında. Eğer kalp ve akıl arasında barış sağlansaymış, ne kızın gözlerinde çiçekler filizlenecek, ne de o çiçekler büyüyecekmiş.

Önemli olan bir savaşı sonlandırmak değil, o savaşta hangi silahı kullanacağı imiş.

İdil AVAN

idilavan@hotmail.com

One thought to “Bir Tutam Duygu, Bir Tutam Mantık | İdil AVAN”

  1. Kaleminde sağlık İdil im. Aklını kullanarak Kalbinin götürdüğü yere git. Gönül gözündeki sevda çiçekleri hiç solmadın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir