Boşluk Doldurdu Geceyi | Ufuk KADIZ

Geceleri uyuyamam.

Geceleri çok uykum gelir ama uyuyamam. Direnirim. Kapatmam gözlerimi. Kapatırsam tüm olacakları kaçıracakmışım hissi peşimi bırakmaz. Öylece dururum, zaman akar, akar, akar. Dururum. Zaman akar, gün ışığı sızar pencereme. Ondan da kaçarım.

Bir odam var. Karanlık, küçük ama sıcacık. Perdeleri çektim mi, dünyadan koparıldığımı hissederim. Tek duyduğum; dışarıda, penceremin önünde miyavlayan kediler. Kavga edip duruyorlar birbirleriyle. Pencereyi açıyorum, yoklar. Sesleniyorum, göstermiyorlar kendilerini. Oradalar biliyorum. Pencereyi kapatıyorum.

Işıklar kapalı, perdeler çekili. Şarkılarımı açıyorum. Depresif değiller, sözleri de yok. Melodiler, keman sesi. Piyano. Yumuşacık, pırıl pırıl. Kulaklarım duyuyor, hissediyorum. Sessizliğin içinde öyle güzel geliyor ki. Uyumuyorum, uyursam duyamayacağım. Boşluk, boşluk yapışacak her yanıma.

Kütüphanem var, kitapların çoğunu okumadım bile. Aklıma kitap geldikçe, dükkanlardan, sahaflardan geri duramıyorum. Evde yatan yüzlerce kitabım çıldırıyor. Okunmayı bekliyorlar. Uyku öncesi, yatmadan önce son sessizlikte. Yapamıyorum. Yarım bırakamam. Okursam, uyurum. Uyumuyorum. Okumuyorum da.

Sabah oluyor, daha doğrusu benim için sabah. Gözlerimi açıyorum. Öyle az ışık geliyor ki, saatten emin olamıyorum. Komodindeki külüstür telefona bakıyorum. Bazen ona da inanmıyorum, eski ya. Belki yanlış söylüyordur. Daha sabah olmamıştır, biraz daha uyumam gerekiyordur. Saate bakıyorum, günün çoğu bitmiş, karanlığa az kalmış. Tam kalkayım derken, öbür yana dönüyorum. Duvara karşı. Duvara bakıyorum. Öyle karanlık ki renkten de emin olamıyorum. Tek hatırladığım evimi ilk gördüğümde, salonun parkelerine bulaşmış renk: beyaz. Bembeyaz.

Uyanıyorum. İlk yaptığım şey tuvalete gitmek. Sifonu çekip çıkıyorum. Sonra banyoya. Aynaya. Daha önce yazdıklarım geliyor aklıma. Aynada kendini arıyordu gözlerim. Kendimi arıyorum. Uyanmışım. Su çarpıyorum. Soğuk su nefesimi kesiyor. Yutkunuyorum. Havluma yüzümü silip odama geri dönüyorum.

Perdeleri açıyorum. Salonum daha çok ışık alır, ilk oradan başlıyorum. Dışarıyı dinliyorum. Komşu kadınların sesi, birisi bakkala bağırıyor, alınacaklar varmış. Diğeri sebzeciye. Patates çok pahalıymış. Duyduklarıma şaşırmıyorum. Pencereden geri çekiliyorum.

Sonra hazırlanıyorum. Güzel şeyler arıyorum. Bulduklarım, her zaman giydiklerim. Gerisini toplayıp atasım geliyor. Atamıyorum, belki başka bir gün, başka bir yerde güzel şeylere dönüşecekler.

Dışarı çıkıyorum. Kendimi dopdolu, yoğun, baskın, kocaman bir boşluktan dışarı çıkarıyorum. Keyfime değecek yok. Gökyüzüne bakıyorum, masmavi. Umut kokuyor. Kokluyorum. Aldığım tüm nefesi, eve geri dönene, boşluğa düşene kadar gördüğüm her canlının üzerine kusuyorum. Mutlular. Ayrılıyoruz. Eve dönüp boşluğumla konuşuyorum. Sarılıyor, hiç bırakası yok. Sadece şarkılara izin veriyor. Onları çok seviyorum. Ses, boşluğu dolduruyor. Nefes alıyorum. Yaşıyorum. Uyuyamıyorum.

Ufuk KADIZ

ufukadiz@gmail.com

3 thoughts to “Boşluk Doldurdu Geceyi | Ufuk KADIZ”

  1. Hayatından kısa kısa sahneler izlettirdin aslında. Ben iç dünyanı sobalı kerpiç evlere benzetiyorum. Kestane kokuyor kışın ortasında. Floresan değil de gaz lambası kullanıyorsun sanki. Akşamları kitap okurken açık sayfana kafanın gölgesi düşüyor bir yandan da akide şekerin eşliğinde çayını yudumluyorsun. Öyle sade ve güzel. Şık cümleler kurmadan da olabiliyormuş bu işler 🙂 kalemine sağlık!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir