Çay ve Ötesi | Sipan GÜLER

Çaydan utanır mı insan?
Utanmaz mı?
İşte ben bugün, katırlar dolusu hücrelerin hücum ettiği kalbimin bütünüyle,
Evet tüm kalbimle utanıyorum.

Herkes çayın çay gibi olduğunu bilir, gerisine karışmaz.
Çayın şiirle, şiirin de çayla ilişkisiz olduğunu düşünür.
“Çay işte bildiğimiz çay! Şiir ne alaka?”

Gidenlerden sonra kalanların zorunlu ikamet yeridir acı.
Çayın şiirle ilişkisi işte tam olarak burada başlar:
Yani doğmamış çocuklarınızı arabanın arka koltuğunda unuttuğunuzu hatırladığınızda,
Özlemekten yıkılan uzun gövdeli orkidelere ağladığınızda,
“Keşke her sabah giyinmek için baktığın, yatağının tam karşısında duran, dolaptan ibaret olsaydım”
diye içindeki Milena tepinişlerini anlatan yazarı okuduğunuzda,
“Keşke gölgesine razı bir fesleğen olsaydım.” diyen Didem’in terk edildiğiniz andan itibaren ılımaya başlayan birayla konuştuğunu gördüğünüzde ve dahi yorulduğunda. İşte o zaman başlar!

İzlediğimiz onca çizgi filmlerin hep yanlış tarafında duranıydım ben.
Her sabah uyanır uyanmaz yaptığım ilk iş, Tom’un, bir gün Jerry’i yakalayacağı umuduyla televizyonu açmak olurdu.
Ben Temel Reis’in değil, Kabasakal’ın Safinaz’la evlenmesini isterdim.
Pikachu’nun eninde sonunda Ash’i bırakıp Roket Takımı’na gideceğinin hayalini kurar,
Tsubasa’nın bir kez olsun kaleyi ıskalayabileceği gerçeğiyle yüzleşmesini isterdim.
Her çizgi filmi izlerken yanımda duran çayı, sadece bir opsiyon zannederdim.
Peynir-sucuklu-yumurta bal üçgeninin tam ortasında duruyordu ki,
Yokluğu düşünülemezdi tabii.

 

İşte yıllar yıllar sonra dün bir şeyler yazmaya çalıştığım bir zamanda,
Elimle devirdiğim çay, olduğu gibi defterimin üzerine boşaldı.
Dehşete kapıldım.
Yazdığım şeylerin yok olduğunu düşünüp kahroldum. Kim olsa aynı şeyi düşünür.
Defteri kuruması için pencere kenarına koydum.
Sanki “Şuradan bir öğrenci uzatır mısınız” diye uzattığım paranın üstü verilmiş ama öğrenci ücreti değil de tam ücreti kesildiğini anlamış biri gibi hissediyordum.
Böyle uzunca bir gerilimle geçti, defterin kurumasını beklediğim o bir saat.

 

Gerilimle geçen o süreden sonra kuruyan defteri alıp, yatağımın karşısında duran masaya oturdum.
Çamaşır makinasında yıkanan önemli bir kâğıdı açarmış gibiydim defteri açarken.
Çoğu sayfada birçok kelime silinmiş ve korktuğum şey adeta başıma gelmişti.
Hele ki rastgele açtığım bir sayfadaki şiirde,  kelimelerden bazılarının okunmasının mümkün olmadığını gördüğümde…
Okunabiliyor olan kelimelerle yeni yazılmış şiirleri hatırlamak mümkün değildir çoğu zaman.
Öylece okumak gerekir geriye kalanları.
Ben, öylece okuduğumda anladım, şiirin ne olduğunu.
Lekeler, öyle kelimeleri silmiş, öyle kelimeleri silmişti ki!
Şiir, şiir olmayı öğrenmişti.

Edebiyat, çayın lekelediğidir.
Çünkü çay, şiirin yancısı değil;
Efendisidir.

Sipan GÜLER

sipangulerr@gmail.com

Sipan GÜLER

Sipan Güler 1994 yılında Diyarbakır'da dünyaya gelmiştir. Babasının yüreğinden söküp getirdiği türkülerin şahlandığı sazlarla büyümüştür. Ezilen, öteki görülen her şeye sahip çıkmak için yarattığı ilk şiiri: "Nerede Yaşıyoruz?" ile ortaokulda keşfedilen şair, yine aynı amaca sahip çıkmak için İnönü Üniversitesi'nde Özel Eğitim Öğretmenliği okumuştur. Bu amaçla yoğrulan hayallerini kah yazı ve şiirlerine kah meslek hayatına yansıtan şair hiç durmadan şu sözlerle devam etmektedir hayatına: "Kalemleri ruhuma vurdum. Yazılar hayatımın, şiirler ruhumun vücut bulmuş halidir."
Sipan GÜLER

Yorumlar

  1. Kaleminize,yüreğinize sağlık…
    Yazdığınız eserlerin içine çekiyorsunuz ve o anın kahramanı sanki bi an için biz oluveriyoruz…
    Teşekkürler ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir