CLIMAX: Her İnsanın Cehennemi Farklıdır | Mustafa TURAY

Fransız sinemasının aykırı yönetmeni Gaspar Noé şaşırtan, zorlayan ve bir anlamda tokatlayan yönetmenlerin başında geliyor. Onun filmleri gerçekten de özenle seçilmiş atmosfer kurguları, ruh halleriyle duygusallıkla pervasızlık arasında asılı kalmış bir dünyanın katmanlarını oluşturuyor. Irreversible’da yaşattığı deneyimden sonra ondan gelecek her kareye daha hazırlıklı hissediyor insan kendisini. Bu yılın gözdesi Climax yine atmosferiyle ön plana çıkıyor. Bir labirent gibi kullandığı ve bir nevi çıkış yok kafası yarattığı mekanda bir gecede yaşananları, tekrarlı, gittikçe ağırlaşan ve kendi dünyasını yaratan bir alegoriye çevirmeyi başarıyor.

Tek bir mekân ve bir gecede geçen hikâye zaman ve mekân kullanımını yalınlaştırıyor. Gaspar Noé, seyircinin odağının tamamen karakterlerde ve olaylarda olmasını istiyor. Noé, diğer filmlerinden de bildiğimiz gibi seyircisiyle zaman zaman konuşuyor, filme müdahale ediyor; filmin ortasına dalıyor.

Filmin açılış sahnesinde bir televizyon ekranı vasıtası ile kendilerini tanıtan dansçılarla karşılaşıyoruz. Dansçılar hakkında elde ettiğimiz bilgiler onların toplumsal kimlikleri, ideolojileri ve aidiyetleri noktasında birtakım fikirler yürütmemize yol açarken; hayattaki motivasyonları, korkuları ve hayalleri ile ilgili de pek çok ipucu elde etmemizi sağlıyor. Birazdan kapısından içeri girecek olduğumuz coşkulu partinin güzergâhını bir cam ekran gerisinden yapılması yönetmenin modern dünyamız ile ilgili verdiği mesajlar açısından da oldukça dikkat çekiyor. Zira gerçekliği, dış dünyada yaşananları sıklıkla bir ekran gerisinden izleyen modern insan, bu dünyada neler olup bittiğine dair elde ettiği fikirler hususunda da oldukça yapay bir tavır takınıyor. Bu tavır genellikle yaşanan vahşet görüntülerine karşı hissizleşmeyi, gerçeği deneyimleme noktasında körelen bir bilinç durumunu ve duyarsızlaşmayı temsil ediyor. Başta Avrupa olmak üzere refah içerisindeki diğer tüm uygarlıklar bazında yaşanan bu kitlesel dönüşüm; filmde oluşturulan ironik bir çerçevenin gerisinden, seyircinin yaşayacağı tatsız bir deneyim şeklinde, meydan okuyucu politik bir ritüel olarak konumlandırılıyor aynı zamanda.

Aslında film kendinden ve göstereceklerinden o kadar emin ki; dansçıların başına ne geldiğini baştan açık açık ortaya koyuyor. İçkiye konulan uyuşturucu dansçıların bedenine nüfuz ettikçe, hayalle gerçeğin darmaduman olduğu, dansçıların yerinde duramadığı, kontrolün kaybedildiği kâbus dolu bir gece başlıyor ve yönetmen bizi bu deneyimi iyi bir kafayla izlemeye zorluyor. Başta Selva olmak üzere içkide bir gariplik olduğunu herkes fark etmeye başlıyor. En kötüsü de düştüğü durumu fark edip, onun etkisi altında olmak ve Selva bunu bize fazlasıyla yaşatıyor. Geriye filmin tek sürprizi kalıyor, bunu kimin yaptığını bulmak… Filmin sonunda bunun kim olduğunu öğreniyoruz ama filmin ve yönetmenin vaat ettiklerinden sonra bu bizi kesmiyor açıkçası.

Hangi karakterin ne takıntısı varsa, kimin seks, kimin uyuşturucu bağımlılığı, kimin kişilik çatışmaları hepsini parti sırasında içkiye katılan bir uyuşturucu sayesinde zirve noktasına ulaştığını görüyoruz. Climax, alkole katılan ilaç sonrası partiyi cehenneme çeviren bol müzikli bir cehennem gecesi sunuyor.

Filmin bir başrolü yok ya da filmin başrolüne Gaspar Noé diyebiliriz. Karakterler birbiriyle konuşurken o seyirciyle doğrudan konuşuyor, filmin içinde ve kamerasını bir ona bir buna çevirerek bizi istediği olaya şahit ediyor. Karakterlere gelecek olursak grubun popüler erkeği olarak tanımlanabilecek olan David, aynı zamanda dışarıda da olan bir karakter. Yönlendirici tavrı, grup içerisinde üstünlüğünü kabul ettirebildiği sürece işliyor ve Selva ile duygusal bir ilişki içerisinde olan, gruptaki kadınların ve eşcinsel erkeklerin bir kısmı tarafından da arzulanan bir karakter olmasıyla ön plana çıkıyor. Ancak uyuşturucunun etkisiyle değişen dengeler, David üzerinden de bir dışavurumun gerçekleşmesine sebep oluyor. Diğer dansçılar tarafından dövülen ve dövülmenin ardından grup içerisindeki üstünlüğünü kaybettiğini söyleyebileceğimiz David, Selva tarafından da istenmemeye başlıyor. Bu noktada Selva tercihini bir kadından yana yapıyor. Ek olarak, cinsel yönelim ve farklı ırkları barındırması bakımından dikkate değer bir çeşitlilik arz eden dans grubunun içerisine Gaspar Noé küçük bir çocuk koymayı da ihmal etmiyor. Kontrolden çıkan kalabalığın oğluna bir şey yapmaması için oğlunu kilitleyen annenin anahtarı kaybetmesi sebebiyle kapatıldığı odada elektrik tarafından çarpılan küçük bir çocuğun varlığı, annenin kendini içinden çıkamayacağı bir suçlamanın mahkûmu olarak hissetmesine sebep oluyor. Bu noktada çocuğa en büyük zararı çıldıran kalabalık değil, koruma içgüdüsüyle hareket eden annenin vermiş olması da Gaspar Noé’nin kurguladığı dünyayı neden alt üst olmuş bir biçimde yansıttığının önemli göstergelerinden biri.

Filmi izlerken dans sahnelerine, mekânsal fobiye, değişime ve rengârenk ışıklar arasında yaşanan cinnet anlarına sabitlenmeye çalışırken, kameranın da bizi oradan oraya savurmasına eşlik ediyoruz. İki erkeğin öncesinde dansçı kadınlarla ilgili yaptıkları muhabbet; gecenin sonunda bir nevi zombiye dönüşen ekip arasında çok fark olmadığına dair yönetmenden gelen ince bir çizgi izlenimini bırakıyor. O konuşma o kadar yoğun bir biçimde taciz ve şiddet barındırıyor ki; kafalar iyi olduktan sonra yaşananlar bu konuşmanın uygulamaya konulmuş hali gibiydi ve bu durumda uyuşturucu şart mıydı bile dedirtiyor insana. Yine David karakterinin ortamda arzu nesnesi; kadın ve erkeklerin gözdesi olması durumu var. İkinci aşamada eziklenen, itilen bir adam konumuna düşürülüyor ki; onun gerçekliği sanki bu durumdan sonra ortaya konuluyor yüklemesi yapılmış ona da…

Gaspar Noé, filmde araya sıkıştırdığı notlarla bizlere Doğum eşsiz bir fırsattır.”’ ve Ölüm eşsiz bir deneyimdir.” diyor. Tüm bunların arasında olup bitenleri, farklı hayatları ve olayları bir partide gecenin alabildiğince bize aktarıyor. Tabii ki alkolün içine katılan ilaç ile dansçı grubun birbirlerine olan tepkileri, artan adrenalinleri ile olaylar karşısındaki seçimleri geceyi cehenneme çeviriyor ve parti felaketle sonuçlanıyor. İlaç etkisine aldığı dansçıları zirve noktasına ulaştırarak bilinçaltlarında gizli kalan arzuları harekete geçiriyor ve felaketle sonuçlanan olaylar birbiri ardına gerçekleşiyor. Filmin başında ekranda beliren bir cümleyi bilinci keskin bıçak darbeleriyle darmaduman eden bir katil gibi, bedenin gerginlikten kasılmış aciz varlığına armağan ediyor: “Doğum ve ölüm olağanüstü tecrübelerdir. Yaşam ise gelip geçici bir zevktir.”

Mustafa TURAY

mturay4791@gmail.com

One thought to “CLIMAX: Her İnsanın Cehennemi Farklıdır | Mustafa TURAY”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir