Dinleyin | Ayşe TÜRK

Başlangıcı biliyorum. Önce “Bir şey olmaz annendir, bir şey olmaz babandır, amcandır, sevgilindir, kocandır, komşundur, arkadaşındır, iş arkadaşındır, abartma bu kadar, oluyor böyle bazen, dert etme.” diye söylüyorlardı. Sonra aynı yaklaşım devam etti. Sonra yine aynı yaklaşım, yine aynı…

Nereye bağlayacağımı, kaynağının ne olduğu, nasıl adlandıracağımı bilmediğim bu yaklaşım, sonu olmayan bir çok hareketin zeminini hazırladı kanımca. Sırasıyla düşünmeye başladığınız zaman ister istemez aileye iniyorsunuz. Çünkü bunu ve daha birçok şeyi size aşılayan ilk bireylerdir onlar. İndiğiniz bu ilk sıraya tüm gidişatı yükleyemiyorsunuz tabii. Ama bilinir ki birçok şey orada başlıyor.

Söz gelimi; hayatımızda, filmlerde, dizilerde aile bağının zayıflığından kaynaklı hem kendine hem yanındakine öfke dolu yaşayan birçok kişi görebiliyorsunuz. Bu öfke doluluğu bazen korkutucu bir hal alabiliyor ve bu zayıf bağ, kendisinin içinde istemli istemsiz zarar verme amacına dönüşebiliyor. Bazıları ise içine kapanıp kaos içinde yaşamını sürdürebiliyor. Tam tersi durumda ise -aile bağı kuvvetli birinin- yine aynı öfkeyle yaşayıp bu öfkeyi dışarıya yansıtabiliyor. Bunu düşününce temeli aile dediğiniz yerde apışıp kalıyorsunuz. Başka temel, başka kaynak arıyorsunuz. Çok arayıp düşünmeyin, zira çeşitli ve renksiz birçok etkeni oluyor, ayırt edemiyorsunuz. Net bir şekilde bu etken diyemeyeceksiniz.

Bildiğiniz üzere yüzyıllardır süregelen bu şiddet bir yüzyıl daha sürecek… “Neden? Hiçbir çözümü yok mudur bunun?” diyorsunuz. Merakınıza karşı diyebileceğim tek şey “hayır” olacaktır. Hangi temele dayandırılırsa dayandırılsın, kişinin şiddet hareketi tek bir biçimde olmuyor. Tek bir biçim olsa dahi aynı ümitsizliktendir. “Madem ümitsiz yaklaşımdasın ne anlatıyorsun bize” diye düşünüp kızabilirsiniz. Açıkçası ne anlattığım şiddetin kendisini, ne maruz kalanları ne de maruz bırakanları doğruca net tanımlarla anlayamayacağım. Neticede maruz kalsanız ve maruz bıraksanız dahi anlatamayacağınız kısımlar oluyor. Sayfalarca anlatsam da anlatamamışım diyeceğimi biliyorum. Tamam tamam uzatıp dağıtmayacağım mevzuyu. Ancak bilmelisiniz ki ilk başta da belirttiğim gibi “Bir şey olmaz.” demeyi bırakacaksınız. “Bir şey olur.” diyeceksiniz ve bunu her zaman, herkese karşı yapacaksınız. Misal çocuklarınıza “Oku bak, yoksa sen de onun gibi olursun.” demek yerine, “Eğer okursan, onun gibi insanlara yardımcı olabilirsin.” diyeceksiniz. Bir yerde görmüştüm bu verdiğim örneği, bir karikatür. Karikatürde çocuklu iki kadın ve bir çöpçü var. Kadının biri çocuğuna “iyiliği, düzeltebilmeyi” esas alan yaklaşımda bulunurken öteki anne, şiddetin en narin dokunuşunu yapan o melun yaklaşımda bulunuyor, “Onun gibi olursun.” diyor. Bu küçük parçaları onarmayınca çirkin bir zulüm doğuyor içimizde. Üzgünüm, birbirimize gösterdiğimiz etkiler yanlış tepkilere sebep oluyor. Böylece alevlenen farklı şeyler oluşuyor. Yine misaldir; kadın yüzyıllar boyunca sığdırıldığı kalıpların dışına çıkınca, yaftalanmaktan tutun da lince kadar varan tepkilerle karşılaşmıştır. İşte bu lincin sebebi basit olan yaklaşımlarınızdır. Bu kusmuk bir hareket haline geliyor, doğalında gelişen tasfiyeleriniz, yaklaşımlarınız, her şeyinize siniyor. Yumruk yiyen birini düşünün ve daha ilerisine maruz kalanı. Hiç gördünüz mü bu kişilerin ”Olur böyle şeyler.” diyerek geçiştirip kendini iyileştirdiğini? Elbette her dayak yiyen şiddetin ortasına düşmüyor, sadece buna maruz kalıyor. Sadece…

Bazıları hiçbir şekilde maruzatını giderecek bir şey yapamıyor ve söyleyemiyor. Söyleyenleri düşününce de, varolan gruplar arası yaklaşımlar içinde sadece gündeme düşüp yine o gündemin içinde kayboluyor. Hatırlar mısınız bilmem bir kadın vardı? Recm edilmişti. Gerçek bir olaydan uyarlanan bu filmi (Soraya’yı Taşlamak) gördük, duyduk, anladık. Ama buna rağmen hala birçok kadının aynı yargılarla öldürülmesine, kendini yetersiz hissedip boyun eğmesine engel olamıyoruz. Görüyor, duyuyor ve gösterip duyuruyoruz. Ama yine de sonunu getiremiyoruz. Kendinizde yumuşatmadığınız tüm yaklaşım biçimleri, böyle lanet olası olaylara sebep oluyor. Uzadıkça değişiyor. En nihayetinde dağıtıp yıkıyor. Buna benzer şeyleri çok duydunuz biliyorum. Aynı örneklerle, aynı olaylarla ele alınmış değerlendirmelerden bıktınız. Lakin elimizde tekrarlanan bir kirli akış var. Ve biz bunu nerede, nasıl giydirirsek giydirelim hep aynı kalıyor. Belki de bu yüzden aynı olsa dahi, şiddetin veya başka olay ve olguların yanlışını gösteren, anlatan herkesi dinleyin. Kimin kime ne giydirip süslediğini veya öyle bıraktığını bilemezsiniz.

Dinleyin… Sonra anlatmaya başlayın.

Ayşe TÜRK

ayse_trk_21@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir