Diyarbakır’da Bahar | Sipan GÜLER

Tarihin belki de en eski kentidir Diyarbakır. Yüzlerce uygarlığın gelip geçtiği; kiminin Amed, kiminin Amida, kiminin Bakır Diyarı “Diyarebekir” dediği şehirdir. Sırtını Mezopotamya’ya yaslamış, umudunu Anadolu’ya bağlamış bir şehir. Bir yanı Toros, bir yanı Dicle; usul usul konuşur rüzgârla…

Üniversite kavşağından geçerken yeşil bir örtüde hayat bulur Diyarbakır. Bütün canlılara kucak açan bağrı; eğitime, bilime yol alır böylece.

Diyarbakır’ın bereketli toprakları Dicle’de can bulur, Hevsel Bahçeleri’nde hayat olur. Tarihin ilk çağlarından beri süregelen bu döngü can verir bu şehirde yaşayanlara.

Her gün yorgunluk çayını içer On Gözlü Köprü. İçer içer de yine de doymaz Dicle’ye. Her gün yeniden besler koynundaki güzellikleri.

Kralların ve peygamberlerin vazgeçemediği Eğil’dir Diyarbakır. Saklanır peşin sıra mağaralar, Kral Hamamları’nın ardına. Asur Kalesi’ne selam verir Toroslar.

Selamını alır Toroslar, Asur Kalesi’nin. Bir tas su verir geçip giden kayıklara.

Anadolu’ya bakar evler Mezopotamya bereketiyle. Vazgeçmez ikisini de sevmekten Diyarbakır.

Kalesi heybetlidir insanları kadar. Kimi gezginlerin: “Heybeme alıp da götürebilsem” dediği şahlanmış bir müzedir Diyarbakır Surları.

Mustafa Kemal Atatürk’ün: “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” Sözleri altında güneşlenir Diyarbakır halkı. Şeyh Sait Meydanı’nda inancını perçinler…

Sipan GÜLER

sipangulerr@gmail.com

5 thoughts to “Diyarbakır’da Bahar | Sipan GÜLER”

  1. Diyarbakıri bu kadar güzel anlatan gördüm desem yalan olur…fevkaladenin fevki ???

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir