DJAM: Özgürlük ve Müzik Aşkına! | Mustafa TURAY

Çingene dünyasını müzik ve dans yoluyla en iyi yansıtan, aynı zamanda hafızalarda Vengo, Gadjo Dilo, Transylvania ve daha birçok filmiyle yer edinen Tony Gatlif, uzunca bir süredir içinden geldiği üzere toplumla ilgili film çekmeyi bırakmış fakat gözde teması olan, köklerinden koparılmış ya da sürgün edilmiş insanların özgürlük arayışlarını sinema hayatı boyunca anlatmaya devam ediyor. Onu önemli bir sinemacı yapan, toplumsal sorunlara kitleler üzerinden değil, bireylere yansıması üzerinden eğilmesi ve minimum söyleyerek maksimum etki yaratabilmesi. Bundandır ki Tony Gatlif neredeyse her filmine kefil olabileceğim nadir yönetmenlerden. Gatlif’e ve filmlerine karşı olan sevgim öylesine büyük ki herhangi bir yerde adını duyunca kulak kesilmekle kalmam, heyecanlanırım.

Son filmi Djam’ın konusunda rebetiko hayranı denizci Kakourgos teknesinin kullanılmaz hale gelmiş biyel kolunun yenisini yaptırmak için Djam’ı Midilli’den İstanbul’a gönderir. Djam ona amca diye hitap etse de Kakourgos Dajam’ın Paris’te ölmüş olan annesinin erkek arkadaşıdır. Restoranını doldurup taşıran rebetiko şarkıcısı sevgilisi öldüğünde adam mekânı satmış; kadının kızı Djam’ı alarak Yunanistan’a dönmüştür. İstanbul’da Fransız kızı Avril’le karşılaşan cömert, kendinden emin, tahmin edilemez, özgür ruhlu Djam, sevgilisiyle birlikte Suriyeli mültecilere yardım gönüllüsü olarak çalışmaya gelen; sevgilisi tarafından soyulunca parasız ve giysisiz kalan, Fransızca’dan başka dil bilmeyen genç kızı kanatlarının altına alarak onunla birlikte İstanbul’dan Midilli adasına umut ve müzikle dolu bir yolculuğa çıkar.

Beklenmedik karşılaşmalarla örülmüş yol filmleri artık Gatlif’in imzası olmuş durumda. Bütün filmlerinde toplumsal-siyasal bir alt metni olan Gatlif, burada da kızların yol boyunca karşılaştıkları insanlar, olaylar ve öyküler aracılığıyla krizde bir Yunanistan’ın son derece gerçekçi bir portresini çiziyor.

Yaklaşık on yıldır öykülerini kadın kahramanlar üzerinden anlatmayı yeğleyen Gatlif, Djam’da da iki kadına odaklanıyor. Filmdeki ana karakterler Djam ve Avril hayattaki mücadelelerinde birbirlerinin elini bırakmayacaklardır. Kavga da ederler, birbirlerini kayıp da ederler, grev yüzünden tren istasyonunda mahsur da kalırlar. Ama hep yeniden buluşurlar. Çünkü gidecek başka hiçbir yer yoktur. Bu film bir yol filmdir; ama yolun bir sonu yoktur. Ellerindeki her şey gitse de yaşamanın yolunu bulan insanların yoludur, bu yol. Yaşamak için paraya ihtiyacınız olmadığını, mutluluğa ihtiyacınız olduğunu kanıtlayan bir filmdir Djam.

İkilinin dönüş yolculuğunda başlarına gelen türlü maceralar içinde sanırım beni en çok etkileyen iki sahne vardı. İlki banka yüzünden ailesini, işini, aklını, elinde avucunda neyi varsa kaybeden Pano’nun kendi mezarını kazıp içinde  “Beni mezarıma dik gömün.” diye feryat etmesi, babasının onu o mezardan çekip çıkarması son zamanlarda izlediğim en sağlam kapitalizm eleştirisi yapan sahnelerden biriydi. İkincisi ve belki de filmde en sevdiğim sahne olan Djam’ın dedesinin mezarına işemesi. Midilli’ye dönmeden önce Djam ve Avril,  Djam’ın  Kavala’daki dedesinin evine giderek annesinden kalan hatıraları topluyor. Djam köyden ayrılmadan faşist bir hayat yaşamış dedesinin mezarına işiyor ve Avril’le aralarında muazzam bir diyalog geçiyor:

Dedenin mezarına mı işiyorsun?

Müzik ve özgürlüğü yasaklayanların üzerine işiyorum.

Müzik demişken Djam’ın müziklerinden ayrıca bahsetmem gerekecek. Tony Gatlif yine muhteşem bir şekilde tüm filmi müziğin etrafında şekillendiriyor. Hem de Türk-Yunan kültürlerinin sevip bildiği şarkılar üzerine.

Aman Doktor, Harmandalı, İstemem Babacığım, İzmir’in Kavakları

Filmin sonunda ise Kakourgos’ın tavernası bankalara daha fazla direnemeyip kapanıyor. Djam’ın isyanını bastıran ise yine Kakourgos oluyor: “Bırak duvarlar onların olsun, biz şarkılar söyleyeceğiz.

Delilikle bezeli bu yol filmi, dört duvar arasında bitmiyor. Djam’ın getirmiş olduğu biyel koluyla tamir edilen gemiyle şarkılar eşliğinde yeni bir yolculuk ile son buluyor. Tam da olması gerektiği gibi.

Mustafa TURAY

mturay4791@gmail.com

4 thoughts to “DJAM: Özgürlük ve Müzik Aşkına! | Mustafa TURAY”

  1. O zaman hep şarkı söyleyelim film i izlemiş kadar olup görmek için can atacak heycanı verdiğin için teşekkürler 🌼💜 sonuna kadar bu işin hakkını veriyorsun yolun açık kalemin keskin olsun emi 👏👏👏👏👏👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir