DÜŞÜNCELER | Anıl AKSOY

“Barışı hiç görmemiş çocukların ve savaşı hiç görmemiş çocukların farklı değerleri vardır.”

Donquixote Doflamingo – One Piece

Kendimle ve düşüncelerimle bir türlü barışmakta zorlanıyorum. Her zaman böyleydi. İçimde herkese ve her şeye karşı bitmek tükenmek bilmeyen nefret artık bitiriyor içimdeki ışığı. Geçenlerde, bir kadın şöyle dedi bana:

“O kadar çok kara bulutun var ki ve o kadar karanlıksın ki, güneşin bile kapkara.”

Bir zamanlar benim de bulutlarım beyazdı, benim de güneşim aydınlatıyordu. Bu biraz da hayatlarımıza aldığımız ve düşüncelerimizi etkileyen insanlar ile de alakalı. Artık karşımızdaki insandan karşılık beklemeden derdini bile dinleyemiyoruz, ne acı değil mi?  Anlatmak, anlaşılmak zaten başlı başına zor bir iş iken bir de karşınızdaki insanın size tahammül etmesini ummak, üstelik herkesin birbirine bu kadar tahammülsüz olduğu bir ortamda, çok zor bir iş.

Hayatımız boyunca bireysel hatalar yaptık, yapıyoruz, yapacağız ama bu hatalardan ne kadar ders alabiliyoruz? Ne kadar dinleyebiliyoruz beyin kıvrımlarımızdan geçen nöronların seslerini? Sevgiyi çok çok zor bulup hissederken nasıl birden karşımızdakine karşı nefret ağaçları ekebiliyor, onlara zarar vermek istiyor, hatta bu zararı biraz abartıp onları öldürmeye kadar giden düşünceleri peyda ediyoruz zihnimizde? Neden barış içinde değiliz ki insanlarla? Fazla mı riyakârlar? Yahut biz mi riyakârız? Bedava olan her şeyi seven bir halk olarak bedeli çok çok ağır olan yalanı bedelsiz dürüstlüğe tercih etme amacımız artık gen haritasına işlenmiş mazoşistliğin bir ürünü mü?

Bize her zaman, her yerde dürüstlüğün en büyük erdem olduğu öğretildi ama maalesef dürüst olamıyoruz. Hayatlarımız öyle yıkılmaz yalanlar üzerine kurulu ki, dürüstlük bir balyoz ve hayatlarımızı yerle bir edecek gibi hissediyoruz fakat o yalan duvarlarının bir simülasyondan ibaret olduğunu anlamamız lazım artık her birimizin. Değerli zamanınızı ayırıp bu anlamsız kelimeleri okuyanlar için söylüyorum, yıkın yalandan duvarlarınızı, çıkın o simülasyonun içerisinden. Evet, belki çok acı çekecek ve çok kişi kaybedeceksiniz ama en azından o vicdan denen mahkemede hâkimin karşısına çıktığınızda herhangi bir avukata ihtiyaç duymadan kendinizi en iyi şekilde savunabileceksiniz. O savunmanın akabinde başınızı yastığa koyduğunuzda yıllardır aradığınız huzuru bulacağınızdan da eminim. Kendi içinde yaptığınız mukayeseler sizleri ilgilendirir, yansıtmayın dışarıya ama artık bir korkak gibi de yaşamayın kalplerinizdeki çatı katı dairelerinizde.

Seviyoruz,

Seviliyoruz,

Nefret ediyoruz,

Nefret ediliyoruz,

Ne için? Yirmi dakikalık bir zevk için mi yahut üç gecelik bir huzur için mi? Sevilmeyi ve nefret edilmeyi göze alıyoruz da madem, neden dürüst olamıyoruz?

Kendi içinizde muhasebenizi yapın ve bir kere olsun karşınızdaki herhangi birine karşı dürüst olun. Belki üzüleceksiniz ve bunun için karşınızdakini kaybedeceksiniz.

Belki de yıllardır aradığınız mutluluğu ve huzuru bir anda bulacaksınız, kim bilir? Ama okuyan ablalarım, ağabeylerim, kardeşlerim, arkadaşlarım, bir kere olsun dürüst olun hem kendinize hem karşınızdakine, emin olun şu kardeşinize dua edeceksiniz yahut beddua, kim bilir?

“Beklemediğin bir ihanet pek korkunç değildir, asıl korkunç olan beklediğin bir ihanettir, kaptan Hirako.”

Aizen Sousuke – Bleach

Anıl AKSOY

anil_aksoy_41@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir