Duygusal ve Fiziksel Yaralanmalar: “YOU WERE NEVER REALLY HERE” | Mustafa TURAY

İskoç yönetmen Lynne Ramsay, We Need Talk About Kevin (Kevin Hakkında Konuşmalıyız)’la yakaladığı başarısının ardından tam altı yıl sonra yine bir ebeveyn-çocuk meselesini masaya yatırıyor. Jonathan Ames’in aynı adlı romanından uyarladığı You Were Never Really Here (Hiçbir Zaman Burada Değildin) birey ve şiddet üzerine, John Greenwood’un notaları eşliğinde çarpıcı bir senfoniye dönüşüyor.

Film, Körfez Savaşı gazisi ve FBI ajanı Joe’nun hikâyesini anlatıyor. Joe doğup büyüdüğü evde annesiyle birlikte yaşamaya devam etmekte ve illegal çözümler arayan aileler tarafından kaçırılmış küçük kızları kurtarması için para karşılığı tutularak kötü adamlara acı çektirmektedir. Hırslı ve genç New York senatörünün kızı Nina, seks kölesi olarak bir şebekenin eline düştüğünde aranacak ilk kişi yine Joe olur. Basit bir iş gibi görünen bu kurtarma, senatörün öldürülmesiyle bir anda Joe’nun hayatta kalma mücadelesi haline gelecektir.

Joe ve Nina’nın ortak kaderlerine gelince, annesinin ve kendisinin çocukken gördüğü şiddet, Joe’nun ilerleyen yaşlarda annesiyle olan saplantılı ilişkisinin belirleyicisi olurken, babasıyla da olan hastalıklı geçmişini de beraberinde getiriyor. Bu noktada Joe ve Nina’nın geçmişleri birleşiyor, zira her ikisinin de anne ve baba figürleriyle olan etkileşimi, olması gerekenin çok ötesinde. Ancak Nina, her ne kadar aksini düşünsek de Joe’ya göre daha güçlü çünkü Joe’nun yapamadığını gerçekleştirebilecek ve Joe bunu fark ettiğinde onu teselli edebilecek kadar katılaşmış bir karakter yapısına sahip.

Vücudunda görünen yaraların zihnindeki yaraları açığa çıkardığı, güçlü ve şiddete meyilli görünen yapısının ardında bir naiflik barındırdığını gizlemeyen, çocukluğunda duygusal ve fiziksel şiddet görmüş, her zaman daha iyi ve daha güçlü, daha dayanıklı olmaya koşullandırılmış Joe’nun en güçlü olduğu an, hıçkırarak ağlayabildiği andır. Annesiyle farklı bir bağı olan, kendi çocukluğunu, kaçırılarak seks işçiliği yaptırılan senatörün kızını kurtarmak üzerinden onaylayabilecek gibi görünen Joe’nun gerçek ve zihnin karmaşası arasındaki yolculuğunu; renkler, kurgu ve müzik aracılığıyla hissiyatı yoğunlaştırılan şiddetin anatomisini resmetmesinin fiziksel bir haline dönüşüyor.

Yönetmenin önceki filminden aşina olduğumuz hikâyeyi doğrudan anlatmama hali burada da devam etmekte. Bu yaklaşımının amacı bir merak duygusu uyandırmaktan ziyade seyircinin sezgilerini harekete geçirmeye yönelik. Dakikalar ilerledikçe bir yapbozu tamamlar gibi sahnelerdeki ayrıntıları birleştirerek Joe’nun karakterine, geçmişine ve güncel yaşamına dair bilgi kırıntılarına ulaşıyoruz. Joe’nun iri yarı cüssesi ya da aklaşmaya başlayan sakallarıyla ne kadar bezgin ve kayıtsız olduğu ilgimizi çekiyor. İnsanlarla iletişimini son derece kısıtlı tutan Joe, gerekli görmediği sürece tek bir kelime dahi etmiyor. Ancak bu durum annesi ile olan ilişkisinde farklılaşarak daha da garip bir hale gelmekte. Annesiyle olan ilişkisi Joe’nun sosyal hayatındaki tavrının yansımalarını yer yer taşısa da çok daha farklı bir düzlemde gerçekleşiyor. Zamanla bu düzlemin paylaştıkları ortak geçmişten ve bu geçmişin travmalarından beslendiğinin farkına varıyoruz.

Joe karakterini canlandıran Joaquin Phoenix, kesinlikle ayrı bir paragrafı hak edecek bir iş çıkarmış. Kağıt üzerinde sinema tarihinde sıkça kullanılarak sıradanlaşmış bir karakter olarak görülen Joe’yu yorumlayışı gerçekten olağanüstü ve bu yorum karakteri bambaşka bir seviyeye taşımış.

Son olarak yönetmen Ramsaya değinecek olursak, başka bir yönetmenin elinde rahatlıkla klişe bir dedektif filmine dönüşebilecek hikâye, Ramsayın fotoğrafçılık geçmişinin de etkisiyle kolaylıkla yarattığı muhteşem görsel anlatım tekniği sayesinde çarpıcı bir film haline gelmiş. You Were Really Here kesinlikle bir yönetmen filmi.

Mustafa TURAY

mturay4791@gmail.com

2 thoughts to “Duygusal ve Fiziksel Yaralanmalar: “YOU WERE NEVER REALLY HERE” | Mustafa TURAY”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir