Saat sabahın altısı idi. Tedirgin düşlerimden bir anda uyanıp yanı başımdaki fotoğrafa dikildi gözlerim. Sene 1987 idi. Resimde ben, annem, babam ve daha geçenlerde kaybettiğim köpeğim Masi vardı.

Doğum günümde bu resmi bana annem çerçeveletip hediye etmişti. Hüzünlüyüm. Köpeğimi kaybettiğim için çok hüzünlüyüm. Göz pınarlarımda akan gözyaşlarıma izin vermeden yüzümü temizledim. Resmi bağrıma basarak tüm bu yaşanan şeyleri bir kere daha sessizce, başımı bir sağa bir sola sallayarak onayladım.

Elimdeki resmi yavaşça yerine bırakarak mutfak tezgâhına doğru yürüdüm. Dolaptan bir bardak süt aldım, kokladım, kokusu pek de iç açıcı değildi ve aldığım gibi çöpe attım. Hemen ardından gözüme dün geceden kalma ağız dolusu istavrit turşusu ve yeşil salata çarptı, iğrenç kokuyordu. Hiç ilgilenmeden “En iyisi mi ben bir bardak suyumu içip yatağıma geri döneyim.” dedim. Yatağıma geri döndüm, Elly hala mışıl mışıl uyuyordu.

Odaya girer girmez gözümü resimden kaçırmak istesem de gözüm direk resme çarptı. Bunun can sıkıcı olduğunu bildiğim halde resimdeki anı kendi kendime dillendirmeye başladım:

“Biliyor musunuz burada ben on yedi yaşındayım. Köpeğimle oynamayı da çok severim. Her sabah saat onda frizbiyi alıp bahçeye çıkar, fırlatır, Masi de onu yakalayıp geri getirirdi. Bu şekilde çok eğlenirdik. Annem sürekli “Edd terleyip hasta olacaksın, çabuk içeriye gel!” diye bağırırdı. Hangimiz dinlerdik ki annelerimizi?

Fakat şu an çocuksu ruhum kendini o kadar berbat ve perişan hissediyordu ki paslanmış şükran lirimi uykulu yarı memnunlukları tanrısının yüzüne fırlatıyordu.

Öyle ki ne ağrılar sızlar ne sevinçler seslerini fazla çıkarmayı göze alabilir ne de gölge gibi hoşnutluk denen şeye hiç mi hiç katlanabilirdim. İyi günlerin sölpük ve yavan katlanırlığını solumayayım.

Masaya koyduğum ince parmaklı ellerimi inceliyorum. Çocukluğumdan gelen bir alışkanlıktır. Her defasında küçük kardeşimin küçükken ısırdığı başparmağıma denk gelince gülümsüyorum. Boşverircesine başımı ilgisiz bir şekilde salladım.

Sabah altıda uyanmıştım. Ne zaman başkasının evinde uyansam hep bir başkasının bedenine, başkasının ruhuna girdiğimi hissederim. Masanın üstündeki saate baktım, yediyi çeyrek geçiyordu. Ev içindeki sessizliği bozan ise Elly’nin takırdayan terlik sesiydi. Hemen ona döndüm, yüzüme telaşlı bir şekilde bakarak:

“Canım bir şey mi oldu?

Yüzün çok solgun ve sapsarı görünüyor.

Beni endişelendiriyorsun, ne olduğunu anlatacak mısın?

Hasta mısın?”

Telaşlandığını görünce kötü bir rüya gördüğümü ondan sonra uyuyamadığımı söyleyerek kötü bir şeyin olmadığını söyledim.

Ama Elly bu söylediklerimin hiçbirine inanmadı.

Elly’yi çok seviyordum, hesap vermekten kaçarcasına üst kattaki küçük odaya geçtim. Hasırdan yapılmış sandalyesinde, belli bir metronomla bir öne bir arkaya sallanıp dışarıyı izlemeye koyuldum. Yamacımdaki mini buzdolabına uzanarak içindeki kutu biramı çıkarttım, diğer yandan ağzımı krakerlerle doluşturup tıkıştırıyordum.

Hasır sandalyemde dışarıya tam daldığım anda Elly şefkat dolu bir şekilde, iki eliyle omzumu sıkıp sarılınca tüm hislerim o an boşaldı. Karşıma geçtikten sonra bir süre sesini çıkaramadan yüzüme baktı. Yanıma geçip üç buçuk yaşındaki Tom’u da alarak hep bir arada oturduk.

Buraya gelirken annem bana cepte taşınabilecek büyüklükte bir radyo almıştı. Sürekli bozulsa da bir şekilde idare etmeye çalışıyordum. Evde sürekli babamla olduğu gibi Elly ile de basketbol maçlarını takip ediyordum.

Radyom bozulmuş zannediyordum ama bir anda radyodan cızırtı gelince ikimiz de olduğumuz yerden irkildik. Çalışıyor olması mümkün değil, kaç senedir bu odada bırakmış, atmaya kıyamıyordum.

Hemen sandalyeden kalkıp radyoma doğru yaklaştım, elime aldım, inceledim. Cızırtıdan hiçbir şey anlaşılmıyordu. Daha net bir ses elde etmek için sürekli frekansını değiştiriyordum. Radyonun içine sanki bir ruh girmişti. Ses ve akış netleşince bir programın frekansına denk geldim. “Güne Merhaba” diye bir programdı. Radyodaki programı sunan kadın spikerin ağzından ilk çıkan şeyler şunlar oldu:

“Çocukluğun insana yaşattığı duyguların hiçbir şekilde benzeri yoktur. Bu duygular sadece sevinç, merak, eğlence duygusu olarak olumlu duygulardır. Bundan dolayıdır ki çocukluğumuzun anlamı bir başka oluyor.

Çocuk olmak dünyaya gülen gözlerle, samimi duygularla kirden pastan eser olmayan bir ruhla bakmaktır.

Çocuk olsam…

Hür olmak oysaki kuş gibi uçmak değildi istediğim.” dedikten hemen sonra radyonun akışı yine kesildi.

Kurcaladım ama beceremedim. Defalarca elime aldım yine kurcaladım ama hiçbir şey yapamayacağımı anladığım an pes ettim.

Ve bir gün gelecek, çocukluğumuzun her bir parçalarıyla bir araya gelen bu zaman dilimlerinde oynanan bu satranç oyununun daha iyi istisnasından gelecektim. Çocuktum ama umutluydum.

Tom ve Elly beni bekliyor, gelecek bizi bekliyor…

Fırat ÇİÇEK

fcicek0000@gmail.com

Fırat ÇİÇEK

Fırat Çiçek 21.09.1995 tarihinde Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Bir şeyleri karalamanın, içindeki dinginliğe iyi geldiğini hissedebilen biri olarak büyümüştür.
2019 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Anestezi bölümünden mezun olmuştur.
"Neden yazıyorum?" sorusunu da kendisinden örnek aldığı İtalyan yazar Umberto Eco gibi “Hayatta kalmak için hikâyeler anlatmak gerek.” diyerek açıklamıştır.
Fırat ÇİÇEK

Latest posts by Fırat ÇİÇEK (see all)

5 thoughts on “Edd’in Bozuk Radyosu | Fırat ÇİÇEK

  1. Kalemine sağlık kardeşim 👏🏻 yazı bizi çocukluğumuzdaki özlem duyduğumuz günleri anımsatıyor. Her zaman mutlu olduğumuz çocukluk günlerini anımsattı bende.🌼

  2. Biz ne kadar büyüsekte, düşüncelerimiz ne kadar değişsede, duygularımız sonsuza kadar çocuk kalacak. Ellerine sağlık🙂

  3. Merhaba ben hikayenin tümünü çok beğendim öyle ki spikerin konuşmasını verdiğin kısma kadar memnuniyetle okudum neden bilmem sonra değişti belki de biraz daha uzun uzadıya anlattığın ruh halini spikerin konuşmasından sonrada açmalıydın. Burada hissettiğim eksikliğe rağmen çok iyiydi ben çokça beğendim. Kalemine sağlık

    1. Ayşe çok teşekkür ederim yorumun için. Hikayeyi fazla uzatmak ile damakta bırakmak durumunu herhalde ayarlayamadigimi soyluyorsun. Ne yazıkki her yazımda bu problemi yaşıyorum ama dediklerini dikkaete alacağım çok teşekkür ederim tekrardan.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up