Henüz Layık Değilken Tomurcuk Kadar Aşka | Hidayet ÇELİK

Bu fotoğrafta gördüğünüz kurumuş gül tomurcuğunun hikayesini dinlemek ister misiniz?

“Sene 2004. Baharın en güzel günleri. Sekizinci sınıfız, orta son. Ne çocuk ne yetişkin ne de genciz o zamanlar. Yerine göre bunların hepsinin olduğu değişken bir ruh halindeyiz. İki arada bir derede kalmışız. Dünyaya tek başına meydan okuyacak kadar güçlü, yazık deseler ağlayacak kadar nahifiz. Müthiş gelgitler yaşıyoruz iç dünyamızda. İşte kendimizi baya bir halt sanıyoruz yani. Bütün hücrelerimiz, organlarımız yaşıyor bu kafa karışıklığını, en çok da ele avuca sığmaz yüreğimiz.

Bir kız var. Çok seviyorum. Ele avuca sığmayan o deli dolu yüreğimin kapalı gişe oynayan her hayalinde başrolde kendisi. Her şeyi onunla yaşayacağım ben, liseyi de onunla okuyacağım, üniversiteyi de. Sonra evlenip aile olacağız. Bir ömür onunla geçecek, başka türlüsü ne mümkün? Ama bunlar için kıza açılmak lazım önce. Aslında herkes her şeyin farkında, aylardır Mecnun gibi dolaşıyorum ortalıkta, her halim ele veriyor beni. Ama kuralmış, o yaşlarda öğreniyoruz, ilk adımı erkek atarmış. Hem kız kısmı duymak istermiş bir şeyleri, dillendirmeni istermiş, gözlerin konuşması yetmezmiş sadece. Hatta tüm benliğin haykırsa da yetmezmiş bazen. Öğreniyoruz. Oldum olası mahcup, oldum olası sıkılgan bir yapım var, böyleyken zor ona açılmam. Buhranlı günler. İlk aşk… İlk aşk acısıyla da o zaman tanışıyoruz her ne kadar memnun olmasak da.

Ona açılmam uzun sürüyor ama biraz da onun yardımıyla bu adımı atabiliyorum. Karşılık buluyorum. Dünyalar benim. Hayat her zaman olduğundan çok daha güzel. Değişik durumlarda tattığım mutluluk denen duyguyu ilk kez aşkta yakalamışım -ki hepsinden daha tadılası olan buymuş- sonradan öğrendim. Bu, o kadar kolay bir başarı değilmiş insanoğlu için. Nitekim kısa sürdü. Tartıştık bir gün. Ayrıldık. Aynı sınıfta iki yabancıyı oynadık. Selam sabah yok. Tekrar kötü günler… Aşk acısı benden epeyce memnun kalmıştı galiba, geri gelmişti.

Bir gün, elinde bir sürü gül tomurcuğu ile girmişti sınıfa. Ders boyunca onları koklamış durmuştu sıranın altından çıkarıp çıkarıp. Ben kaçamak bakışlarla onu izliyordum, bazen onun da bana baktığını düşünüyordum. Belki de yanılıyordum bilemem. Günün sonunda sınıf boşaldığında sırasının üstünde tomurcuklardan birinin durduğunu fark ettim. Aldım kokladım uzun uzun. Daha önce bir çiçeğin kokusunu hiç o kadar içime çekmemiştim. Aslında kokusunu almak istediğim şey çiçekten ziyade elleriydi, ders boyu avuçlarındaydı ne de olsa. Teninin kokusu sinmiş olmalıydı. Tomurcuğun kokusu burnumdan yüreğime işlemişti. Kokan gül müydü, yâr mıydı bilmem ama ben bu kokuyu yâre atfetmiştim, gül kokulu yârime.

Aldım o tomurcuğu eve götürdüm. Aşkımın bir anısı, bir yadigârı idi o artık bugün ve bundan sonra. Tomurcuk bir gül; açmamış, açamamış, dalından koparılmış, yârin eliyle. Tıpkı benim aşkım gibi. Ne de benziyordu kaderleri.

Yıllarca sakladım o tomurcuğu. Marangoz yapımı bir tahta kutum vardı, asma kilitli. Onun içinde yıllar geçirdi. Ara ara çıkarıp koklardım. Büyüdükçe o kızı unutsam da o tomurcuğu atmadım. Başka sevdalar da yaşasam atmadım onu. Çünkü beni aşkın yarım kalmayacağına hiç ikna edemediler ki hep yarım kaldı. Aynı o tomurcuk misali. O benim ilkimdi, semboldü o. Yarıda kalmış aşkların sembolü.

Sene 2016. Birisi çıktı karşıma. İnandım. Güvendim. Sonra da çok sevdim. Dedim ki artık güller açmalı, güller tomurcuk olarak kalmamalı. Dedim ki güller dalında, toprağında güzel. Tomurcuk da olsa, koparılmış da olsa… Dedim ki aşk artık bende tamamlanacak, bu kez yarım kalmayacak. Dedim ki bu tomurcuk da belki kendini tamamlar, olur ya, açılır saçılır, bir gül olur. Yıllardır kutuda sakladığım tomurcuğu toprağa verdim.

Yıl 2018. Olmadı. Dalından koparılan bir tomurcuk gül olur mu hiç?  Hele hele yıllarca bir kutuda beklemiş, kuruyup gitmiş ise. Bunu beklemek hayaldi, aklından zoru olan bir adamın hayali. Aşk da öyle. Hep yarım kaldı. Uğruna tomurcuğumu toprağa verdiğim, bütün gülleri, gülüşleri soldurdu.”

Hidayet ÇELİK

hidoyetti.27@gmail.com

5 thoughts to “Henüz Layık Değilken Tomurcuk Kadar Aşka | Hidayet ÇELİK”

  1. Merhaba Hidayet.
    Çok güzel bir ilk aşk hikayesi okudum. İlkler unutulmaz diye boşuna dememişler. Bu yazı da onun kanıtı. Ama her şeye rağmen o ilk aşkı, ilk heyecanı, ilk kalp ağrısını yaşamaya değer görüyorum.
    O tomurcuk toprağa gömülse de varlığından emin olduktan sonra bir şey fark etmiyor.😊

    1. Merhaba Çiğdem Hanım, teşekkür ederim. Daha önceki yazımı da okumuşsunuzdur belki ilklerden ziyade ben genel anlamda unutmayan birisiyim ☺ Sanırım bu da bir çeşit hastalık. Güzel görüşleriniz için tekrar teşekkürler

  2. BU KADAR PESİMİST OLMAYIN SAYIN YAZAR
    PATRİC SUSKİN İN KOKU KİTABINI VE ORHAN PAMUK UN MASUMİYET MÜZESİNİ HATIRIMA GETİRDİ BU GÜZEL YAZINIZ

    LAKİN BİLİNİZ VE GÖNLÜNÜZ MUTMAİN OLSUN Kİ “ÖLEN HAYVAN İMİŞ AŞIKLAR ÖLMEZ” SIRRINA BİNAEN AŞK DA AŞIK DA KAYBETMEZ
    SİZDE ELBETTE AŞK İLE YANA YANA HİDAYETE ERECEKSİNİZ ŞÜPHESİZ 🙂

  3. Yapı olarak karamsar birisi olduğum bir gerçek haliyle yazılarıma da sirayet ediyor. Umarım bir gün adımızı hak ederiz, hidayete ereriz ☺ Teşekkür ederim ☺

  4. Okurken, özellikle kullanılacak fotoğraf hakkında çok merakta kaldığım bir yazı olmuştu. Acaba yazarın kendine ait hikayesi mi, yoksa kasasında kurguladığı bir hikaye mi diye düşünmeden edemedim. Her iki şekilde de yazı bir karamsarlıkla bitiyor ancak dilinde öyle bir samimiyet var ki, okuyucunun oturup sana iyimser öğütler veresi geliyor; yazının sonunu değiştirmeni söylemek yerine. Zira bende böyle oldu. Her zaman Umut vardır diyeceğim sana, kitabın kapağını kapatma 🌸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir