İktisadi İstibdat | Dolunay Kadir YÖRDEN

Tek elin nesi var? İki elin sesi var. Aslında böyle değildi ama olsun. Ha bir el demişim, ha tek el, önemli olan bağlamı oturtabilmek. Unkapanı tek-el fabrikasını duydunuz mu? Ankara’daki tek-el grevini? Duymadınız mı? Biri kapandı, diğeri sonlandı. Bugüne dair konular değil zaten. Unutun gitsin… Atasözünü deforme edip, ardından bir yer, bir aksiyon bildirimi yaparak konunun ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyduğumu düşünüyorum. Atasözündeki dayanışma kavramını geliştiren ‘bazı’ insanlar bunu bir adım ileri taşıyarak ebatları aynı olan elleri tekelde birleştirerek balyoz gibi bir güç haline getirdiler. Nasıl mı? Yemek tarifi gibi. Önce malzemeler: para, fikir, fikri yutacak halk, yutmayanlar için sopa, şampanya ve havyar. Şimdi yemeğin yapımına başlayabiliriz. Önce parası olanların ellerini görelim. “Sen! Orta sınıf, elini indir, büyük ebatlı eller arıyoruz.” Elleri seçerek almak önemli çünkü damak tadı dışında görselliğe de önem vermeliyiz. Uygun elleri bulduk, üst üste koyup tek-el haline getirdik. Şimdi bize fikir lazım. Öyle bir fikir bulmalıyız ki. Bir icat lazım bize. Halka, işte ihtiyacın olan şey bu! Bu olmazsa hayatının bir anlamı yok. Bunun sende olmaması senin için utanç, yüz karası. İşte bu fikirle halkın beynini iyice yoğuruyoruz. Yavaş yavaş kıvama geliyor, kanıksıyor ve sahipleniyor. Evettt kulak memesi kıvamına geldi. Şimdi bu fikri piyasaya sürüyoruz. Bedava değil elbette, o kadar para harcadık, fikir yürüttük. Bu ürünün patenti sadece sizde olduğu için kimse fiyatını sorgulayamaz. İşte yemeğimiz oldu. Afiyet olsun. Şampanya ve havyarı unuttun diyenler olabilir. Unutmadım, onlar kutlama için…

Tek eller operasyonu böyle başladı işte. Köylerde 3-4 kişi olunca halay çekenler, şehirlerde kamyonlarca malı halkın üstüne boca ettiler. Ağa dediklerimiz ile paşa dediklerimiz sırt sırta verdi. “Sen tut, ben vurayım” taktiğiyle tek-el istilası başladı. Şimdi bu konu hakkında okuyanlar, yazanlar, çizenler ve sorgulayanlar “bunlar bildiğimiz şeyler” diyerek burun kıvırabilirler. O yüzden işin ‘tekelci kapitalist sistem çözümlemesini’ onlara bırakıyorum. Tekelci anlayışa karşı sayfalarca savunmalar yazan, onları halkın kanını emen asalaklar olarak değerlendiren muhalifler, yazarlar, feylesoflar ve bilumum ‘halkçı aydın’ acaba aynada kendilerine bakıyorlar mı? Sistem karşıtı olmayanları tenzih ediyor, ‘bazı’ sebeplerden dolayı tahriş olan dilleri için geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Onlar zaten umutsuz vaka, mucizelere ihtiyaçları var. Ee biz de din adamı değiliz ki, muska yazıp üfleyerek iyileştirelim. Biz yağmur ve kar sularının dağ yamaçlarında hapsedilip, ambalajlanıp parayla satıldığı çağda yaşıyoruz. Yakında şu şekilde diyaloglara şahit olursanız şaşırmayın: “Merhaba, nasılsınız? 15 TL ver nasıl olduğumu söyleyeyim!” Yok artık mı diyorsunuz? Her yanında çağlayanlar, nehirler akan bir köyde yaşayan köylüye suyun para ile satıldığını söylerseniz, sizin verdiğiniz tepkinin aynısını alacağınıza emin olabilirsiniz. Şimdi liberal arkadaşlar, “sonuçta emek ve zaman harcanıyor, elbette paralı olacak” diyebilir. Ben de onlara fabrikada 15 saat emek verip geçinemeyen insanlarla bu meseleyi tartışmasını salık verebilirim ve olay kapanır…

Her şey satılırken söz uçar yazı kalır mı? Bir seminere gittiğinizde sözlerin havada uçup sizin kulağınıza ulaşması için belli bir miktar para vermeniz gerekiyor. Nereye para vermiyoruz ki? Canları sağ olsun diyebilirsiniz. Haklısınız, buna verecek cevabım yok. Bazen beter olun demezsiniz, haklısınız diyerek geçiştirmek daha kullanışlıdır. Seminere gittiğini söyleyen bir insanın ne hakkında seminere gittiğini tahmin etmek gerçekten zor. Çok geniş bir yelpaze ayrıca çok yaygın. İş seminerleri, toplumsal sorunlar üzerine seminerler, hayvan hakları, felsefe, meditasyon vs. vs. uzar gider. Ücretsiz olan seminerlerde sihirli sözcükler vardır. Mesela: “Arkadaşlar vaktimiz sınırlı”, “Beni anlıyor musunuz? Soru yoksa bitirelim.” En ilginç olanı ise sistemin kalbi olan bankaların sisteme muhalif olan filozoflar üzerine seminerler düzenlemesi. Düşünsenize size her kitabında küfür eden bir insanın size ettiği küfürleri insanların duyması için salon açıyorsunuz. Ne kadar alçakgönüllü ne kadar mütevazı bir tavır değil mi? Aynı bir ağaç için köşkün yerini değiştirip, başka yerde uçaklarla ormanları bombalama emri vermek gibi. İşte bu şirinlikler, şakalar, şaşırtıcı hamleler ve sürprizler yarın ne olacak diye, daha ne kadar şaşıracağız diye beklemek. Sistemi ayakta tutan şey budur işte… Tekelcilere karşı verdiğimiz bu savaşta biz aydınlar, akademisyenler, fikir insanları size savaşmayı öğütlüyoruz. Aradığınız her şey kitaplarımızda mevcuttur. Felsefe için çok karmaşık diyenler, anlamakta zorlananlar sizlere sesleniyoruz. Zaten anlasanız bize, kitaplara ne gerek var? Paramız yok diye bilgiyi de mi satamayacağız? Bu işleri kolay mı sanıyorsunuz? Bu bilgilere ulaşmak için az mı dirsek çürüttük, az mı kafa patlattık? Elbette bu ifadeleri kullanmayacaklar. Heybelerinde bu durumu olumlayacak ağdalı, düşündürücü ve birçoğumuzun anlamayacağı kavramlarla sizi ikna edecek, etkileyeceklerdir. Felsefe halka inmez, sadece zeki insanlar hayatın sırrını kavrayabilir. Bu yüzden ‘felsefeciyim’ demek ‘inşaat işçisiyim’ demekten daha forsludur. Bazen benim de yazdıklarım anlaşılmıyor. Kavramsal hale getirsem felsefeciyim diye bazı insanları kandırabilir miyim diye düşünüyorum. Benim şanssızlığım çok zeki bir toplumda yaşamak. Boyunlarındaki zinciri, ayaklarındaki prangayı görmezler ama benim felsefeci olmadığımı şıp diye anlarlar. Benim payıma düşen ise en yakın tekel bayisine gidip içki alıp düşünmek. İsminin tekel olmasına bakmayın buraya uğrayan tekel düşmanı olup çıktığı için saat 10’dan sonra içki yasak. Çünkü geceleri tehlikeli, ortalık karanlık, sokaklar tenha, o eli keserlerse protezci bulmak çok zor… Bu yüzden tek elimizi kadehle kaldırıyoruz ve haykırıyoruz…

Şerefine dünya!

Dolunay Kadir YÖRDEN

dky3477@gmail.com

Dolunay Kadir YÖRDEN

Dolunay Kadir Yörden 02.05.1985 tarihinde dünyaya gelmiştir. Anne karnındaki hayatını sonlandırıp karanlık olan dünyaya doğduğunu dile getiren Yörden, düşünce yazıları ile Leyli Sanat’ta yer almaktadır. Kendisini “Gerisi benim içinde muamma. El yordamıyla, sorgulayarak, bazen en küçük ışığı güneş sanarak yolumu bulmaya çalışıyorum. Gerisi sadece arşiv.” cümleleri ile ifade eder.
Dolunay Kadir YÖRDEN

Yorumlar

  1. Yazının akışı çok hoşuma gitti gerçekten. Yer yer güldürüp yer yer ise düşündürdün.
    Mizahi dili, düşündürecek sekilde vermek gerçekten zordur. Yazıyı okurken Şener Şen’in ve Kemal Sunal’ın başrollerini paylaştığı “Kibar Feyzo ” filminin “bu düzen değişecek” duvar yazısı geldi aklıma. İçinde havyar ve şampanyalar olmasa da ana fikir bazında bir seyleri kıyaslayabiliriz.😊 Emeğine sağlık DkY❤😊

    1. Ve işte bir mizah bir duygu seli gülünecek hale ağlama ağlanacak duruma gülme durumlarının özeti ya da yorumu desem daha doğru olacak. Akışının iyi olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Tebrikler bu tat ve yorum la devam etmeni diliyor tekrardan tebrik ediyorum.

  2. Aynı bir ağaç için köşkün yerini değiştirip, başka yerde uçaklarla ormanları bombalama emri vermek gibi. Benzetmeleri ve örnekleri çok beğendim,kalemin hiç susmasın iyiki yazıyorsun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir