İran Sinemasında Kadının Yeri | Bilal GÜLTEKİN

İran, özgürlüklerin ve demokrasi hakkının kısıtlı olduğu bir ülkedir. Bu kısıtlamaları en çok yaşayanların ise kadınlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Mesela tek başına seyahat edemez, yanında bir erkek olmadan sokakta yürüyemez, aynı zamanda boşanma hakkı olmayan kadınlar, bir erkekle konuştuğu için meydanlarda recm ile cezalandırılıyordu. Bunu en iyi anlatan film ise Soraya’yı Taşlamak filmi. Erkek hegemonyasının ağır bastığı filmde, suçsuz günahsız bir kadının köy ortasında nasıl katledildiğini anlatan bir filmdir.
İran’da İslami rejim yaşandığı için yönetmenler sansür korkusundan dolayı, kadınları ikinci plana atmışlar ve hikayelerini çocuklar üzerinden yürütmüşlerdir. Yani sinemaya çocuk gözüyle bakmaya başlamışlardır. Bu konuyu en iyi işleyen yönetmenlere ve filmlerine baktığımızda; Majid Majidi’nin Cennetin Çocukları ve Cennetin Rengi, Bahman Ghobadi’nin Sarhoş Atlar Zamanı ve Kaplumbağalar Da Uçar örnekleri gösterilebilir. Bu filmlerde olaylar sadece çocuklar ve babaları üzerinden ilerliyor. Peki bu filmlerde kadının konumu nedir diye sorduğumuzda, özelikle Cennetin Rengi filmindeki büyük anne karakteri tarlada çalışan, ev işi yapan, çocuklara bakan güçsüz bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca sinemada oynayan kadın oyuncuların makyaj yapmaları, yakın planda çekilmeleri, öpüşmeleri yasaktır. Kısaca kadının cinsel obje olarak gösterilmesi yasaktır. Belki de İran sinemasını bu kadar özgün ve kendinden söz ettiren etkenlerden bir tanesi bu olabilir. Çünkü İranlı yönetmenler sinemanın maddi kısmıyla değil, daha çok manevi kısmıyla ilgileniyorlar. Sinemalarında, öykü ve hikayelerinde hep toplumsal sorunları ele alıyorlar. Örnek verecek olursak; eğitimsizlik, yoksulluk, erken evlilik, cinsel istismar vb. olaylar gibi.
1990’dan sonra rejim, sinemanın etkin bir güç olduğunu fark edince sinema üzerindeki baskıyı az da olsa kaldırdı. Sinemada tabu olan kadın olgusu tam anlamıyla işlenmeye başlandı. Kadın yönetmenlerin ellerine iyi bir fırsat geçmişti ve bunu çok iyi bir şekilde kullanmaları gerekiyordu. Yaptıkları ilk iş ise sinema okuluna gidip, iyi bir eğitim aldıktan sonra kamera arkasına geçerek sıkıntılarını en etkili bir şekilde anlatmaya başlamak. Hem sinemada hem de edebiyatta kendilerinden söz ettirmeyi başarmışlardır. Bunun en iyi örneği ise Füruğ Ferruhzad. İran da yönetmen koltuğuna oturan ilk kadın yönetmenlerdendir. Çektiği Ev Karadır filmiyle, büyük yankı uyandırmıştır. Bugüne kadar ikinci plana atılan kadınlar, öteki olarak adlandırılan kadınlar, bu filmde az da olsa bu olguyu ortadan kaldırmayı başarmışlardır. Filmde geçen bir diyalogun kadınlar üzerindeki baskıları ve şiddetin ne derece etkili olduğunu hissedebiliyoruz. Diyalog şöyle başlıyor: “Ah, bir güvercin gibi kanatlarım olsaydı! Uçar ve huzurlu olurdum. Çünkü şiddeti ve kavgaları gördüm. Çünkü bu dünyada çok acı çektim…”

Özellikle kadın yönetmenler günlük hayatta karşılaştıkları sıkıntı ve sorunları sınıf ayırt etmeden ele alıp işlemeye başladılar. Kadın yönetmenlerden Tahmineh Milani bu tür konuları ele alan bir senaryo yazdı. Bu senaryonun sansürden geçmesi tam yedi yıl sürdü ve Tahmineh Milani İki Kadın filmini büyük bir sabırla bekleyerek çekmeyi başarmıştır. Kadın yönetmenlerin bu başarıları sadece İran’la sınırlı kalmadı, bütün dünya yaşadıklarına şahit oldu ve destek verdiler. İranlı kadın yönetmenler bu sorunu ele alıp, özellikle sinemanın etkin gücüne inanarak filmler yapmaya çalışmış ve başarılı olmuşlardır.

O zaman bize de “İyi ki varsın sinema!” demek düşüyor.

Bilal GÜLTEKİN

bilal.gltkn76@gmail.com

Yorumlar

  1. 2 gün önce izleyip etkilendiğim “İnatçı Bir Adam”filminde de kadın karakterler okumuş baskın girişimci bir rol yüklenmesi sevindirici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir