JUNKHEAD | Anıl AKSOY

Sigara aralarında göz göze gelmemiz haricinde bir münasebetimiz olmadı hiç. Her akşam aynı masada, aynı taburede otururdu. Giderken iki liralık çakısını açar ve tabureye bir çizik atardı. Binlerce çizik vardı taburenin üzerinde. Komi Mehmet bir gece saymaya kalktı, “Sikerim ulan böyle işin ızdırabını!”diyerek dışarı attı kendini. Kimse bilmedi neden her gece tabureye çizik attığını fakat bana söyledi. Gözlerindeki kadim ve dipsiz karanlık vasıtasıyla bir bir anlattı bana derdini. Yalnız geçirdiği günler için bir çizik atıyormuş tabureye, ha bir de onun olduğu belli olsun diye. İsmini sormaya çalıştım çok defa, söylemedi. Yaşını sordum, kaşlarını çattı. Otuzlu yaşlarındaydı tahminen.

İki senedir her perşembe basçı Güçlü Abi, baterist Kemal, gördüğüm en yeteneksiz solo gitarist Ferit ve her şarkının nakaratında detone olan ben berbat ötesi bir sanat icra ediyorduk. Barın sahibi Mesut Abi ilk gece bizi kovmak istedi  -tabii ki benim yüzümden- ama o iki liralık çakısını çıkarıp arkadan Mesut Abi’nin boğazına dayayıp parmağını hayır dercesine sallayarak bizi kovdurmadı, ona bir yerde hayranlığım bu yüzdendir. Mesut Abi bize para vermezdi, “Perşembe gelin, iki saat takılın bokunu çıkarmadan, içkileriniz benden, onun haricinde sen sololarını düzeltirsen, sen de düzgün şarkı söylersen o zaman hesaplaşırız.” dedi ve aradan iki sene geçti. İki senedir ben yine berbat şarkı söylüyorum ve Ferit yine berbat solo atıyor. İki senedir yemediğimiz küfür kalmadı ama o bizi hep dinledi. Bizden önce de ordaydı fakat artık yok. Nedenini kimse bilmiyor ve gören de olmadı o geceden sonra. Zaten görsek de ne denilebilirdi ki?

Her gece en az üç kişi asılırdı kendisine. Kimseye pas vermezdi. Israr edenleri iki liralık çakısıyla tanıştırırdı. Bir akşam yine olağan göz temaslarımızdan birinde onu da sordum. Cevap vermek istemedi önce, sonra “Bana tahammül edemezler.” dedi gözlerinde boğarak ruhumu. Memleket genelindeki mekân içi sigara yasağından beridir içerde sigara içerdi. Masasının etrafını kırmızı ruj izli izmaritler ablukaya alırdı her gece. Komi Mehmet’e sordum: “Bana ne? Ne bok yerse yesin bana uzak olsun!” dedi. Ama ben ne zaman sigara molası versem benim ardımdan dışarıya gelirdi. Bir gece yine dayanamadım sordum körelmiş bakışlarımla:

“Neden bu eziyeti çekiyorsun?”

“Derdimi bir tek sen anlıyorsun.” dedi.

Böyle durumlarda göz temasları gazete kuponlarıyla verilen ansiklopedilerden daha çok şey anlatır insana. Saygı duyulması gerekir, işin raconu budur.

Saçları iki senedir kısaydı, ne uzattı ne de daha kısa kestirdi. Sarışındı, ama bir ara pembeye boyatmıştı saçlarını. Ferit kısa saçlı kadınlardan çok hoşlanırdı. Zaten o da Ferit’in gözdesiydi, kimin değildi ki? Güçlü Abi bir gece:

“Ulan yeni doğmuş kızım olmasa şimdiye on kere götürmüştüm ben bunu.” dedi.

“Abi şu grupta bir tek sana saygı duyarım, bilirsin ama küfrettireceksin kendine en sonunda.”

Birbirimize baktık sinirli bir şekilde, sonra karşılıklı kahkaha attık. Mesut Abi “İnsan gibi kahkaha atın lan müşterileri kaçıracaksınız!” dedi, sanki mekân tıklım tıklımmış gibi. Bu muhabbet bittiğinde o da dışarı çıktı olağan gecelik göz temasımız için. Herkes çil yavrusu gibi dağıldı, bizim için özel bir an olduğunu biliyorlardı bu ritüelin. Gözlerine bakarken hem huzur bulurdum hem de derin bir yalnızlık çökerdi üzerime. Kederini bana akıtırdı mutluluğu hiç tatmamış gibi. Ölecekmişim gibi hissederdim bana kederli baktığında, anlardı birden ve gözlerinin içi parlardı, iki senedir her perşembe.

4 Nisan’ı 5 Nisan’a bağlayan perşembe gecesi yine berbat ötesi performansımızı icra ediyorduk. Şarkıyı bitirip olağan serzenişlerimizden sonra herkes biralarını yudumladı. Saate bakmak için telefonumu çıkarttım, saat on ikiyi geçmişti. Gruba döndüm:

“An itibari ile 5 Nisan gençler.”

Güçlü abi bir sigara yaktı:

“Hadi o zaman, junk, fuck.

Kemal bagetleri öfke ve şevkle zillere vurdu.

TIS, TIS, TIS, TIS…

Ne içersem içeyim, kafam ne kadar güzel olursa olsun her şeyi hatırlayan ben o gece fazla içmememe rağmen o üç dakikayı hatırlayamadım. Sadece şarkıya başlarken gözlerimi kapadığımı ve nakaratta şu sözlerin ağzımdan çıktığını hatırlıyorum:

“What’s my drug of choice?
Well, what have you got?”

Gözlerimi açtığımda mekânda büyük bir sessizlik vardı ve herkes bize bakıyordu. O anda mekândaki herkes birer sigara yaktı, yere çöktüler ve sigaralarını içtiler. Kendimi dışarı attım, o da peşimden geldi, her zamanki köşesine geçti, sigarasını yaktı ve yeni orgazm olmuşçasına dumanını dışarı üfleyip yine gece gözlerini gözlerime kilitledi. Ama bu sefer farklı bakıyordu, gülümsüyordu. Şaşkınlığımı gizleyemedim.

“Neden gülüyorsun?” dedim, cevap vermedi.

“O kadar mı kötüydük?” dedim, kahkaha attı ve daha büyük bir hazla içmeye devam etti o güzel kanseri.

Sigarasını bitirmeye yakın yerinden ayrıldı, yavaş adımlarla bana yaklaştı. Tam önüme geldiğinde sigarasından son fırtını çekip sol baş ve işaret parmağını yaladı. Sigaranın düşmek üzere olan koruna bastı parmaklarını, yere attı ve bir sigara daha yaktı. Büyük bir nefes çekip bana uzattı. Aldım ve hiç içmeden yüzüne hayranlıkla baktım. Dayanamadım ve dudaklarına yapıştım. En fazla iki saniyelik bir temastan sonra geri çekti kendini. Gülümseyerek “hayır” dercesine başını iki yana salladı. Sol kolunu omzuma koydu, son kez gülümsedi yüzüme, gecenin karanlığına karışıp gitti, siyah Kanat’lı öfkeli bir melek misali. Arkamı dönüp “gitme” demek istedim, yapamadım, şahsına saygısızlık olurdu. Bana verdiği sigaraya baktım uzun uzun, kırmızı ruj izi yine kaplamıştı sarı şeridi. Büyük bir nefes çektim sigaradan, gökyüzünün karasına baktım uzun uzun. Bittiğinde duvarda söndürüp izli izmariti gömlek cebime koydum. Gökyüzüne bir selam çaktım ve yürüyüp gittim, özlem ve saygıyla.

Layne Staley’e ithafen

Anıl AKSOY

anil_aksoy_41@hotmail.com

2 thoughts to “JUNKHEAD | Anıl AKSOY”

  1. Keyifle okuduğum bir yazı oldu.Hikayesi tatmin edici ve ağızda tat bırakıyor.Kalemine sağlık.

  2. Yine kendine özgün bir yazı çıkarmışsın ortaya. Tebrik ederim, doyurucu bir yazı olmuş. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir