Öncelikle bir selam ile başlamak istiyorum yazıma.

Normal şartlarda, normal kafada biri bu selam faslını yazının sonunda yazar ama ben baştan çakmak istedim tüm arsızlığım ve tıkanıklığımla.

Yazılmak istenen ama yazılamayanlara selam olsun.

Zamanında daha sağlam saçmaladığım oldu ama bir buçuk aydır yazdığım ilk cümleler bunlar olunca “salla gitsin” diyor insan.

Fakat konumuz bu değil.

Ne diyorduk? Hah tıkanıklık, evet, konumuz bu…

Daha önce de sanrısını göt deliğimde hissettiğim bu eski dostu yine kucakladım habersiz, emrivaki derecesinde tiksinerek. Geldiğinde öyle bir geliyor ki sesi duyulmuyor, sessizliği ile kulakları sağır ediyor. Geldiğini hissettirmiyor ama bir ağır siklet boksöründen kroşe yemişçesine sızlıyor insanın çenesi.

Aslında, şu bir buçuk aylık süre zarfında gayet temiz cümlelerle bir senelik derdimi yazmayı düşündüm, çok kurguladım bulanık zihnimde ama kelimeler yan yana gelemediler, gelseler de 3 dakika, 3 saat ya da 3 gün yan yana durup koptular.

Boktan yaşamımın en iyi zamanlarını yaşıyor olmama da bağlıyorum biraz bunu, hayatım hiç olmadığı kadar yolunda bu sıralar fakat yolunda olan her şey gibi bu da rahatsız ruhumu daha da rahatsız etmeye yetiyor. Dipte kalmaya o kadar alışmış ki bedenim, çamurun altından görünen tenimden korkar olmuş.

Açıkçası, bir senedir acı çekiyorum ve bu çektiğim acının bir tarifi yok. Hayal kırıklığı ya da üzgünlük değil bu acının sebebi yahut nefret.

Ahh bir bilsen ne kadar çok nefret etmek istiyorum senden…

Yok, bu tamamen saf acı, sigara zifiri kadar koyu ve gün batımında yüzüne güneş vurmayan tepeler kadar karanlık.

Tam bir senedir yüzüme güneş doğmamasından bahsediyorum dostum.

Daha da mı karardım bu bir sene içinde?

Daha da mı kötü bir hal aldı halet-i ruhiyem?

Daha da mı çekildim dibe?

Hayır, bunların hiçbiri değil. Halihazırda siyah olan bir şeyi ne kadar karartabilirsiniz ki?

Bu farklı bir güneş tıkanması. Ne içtiği sigaradan, içtiği kahveden ve yediği yemekten insana zevk aldırmayan bir tıkanma.

Şu an yağmurun altındayım, kulağımda hüzünlü bir şarkı ve ben bu satırları yazıyorum. Biraz önce Pearl Jam dinliyordum ve konu dönüp dolaşıp sana geldi, yine.

“Hâlbuki Pearl Jam sevmez, neden her dinlediğimde aklıma geliyor ki?” diye sormadan edemedim kendime.

Aciz bedenime düşen damlalar arındırmıyor ruhumu, halen kapkara ruhum şarkının hüznünde. “Sana ihtiyacım var!” diye haykırıyor benliğim sessizce, kıvranıyorum tarifi olmayan acılar içinde.

Gökyüzü gri, sigaramdan çıkan duman atmosferi kaplamışçasına ve ben deli gibi üşüyorum ruhumun alevleri içinde.

Her neyse işte…

Anıl AKSOY

anil_aksoy_41@hotmail.com

 

Anıl AKSOY

Anıl Aksoy 17.09.1991 yılında dünyaya gelmiştir. 2001 yılından itibaren sıkı bir rock dinleyicisi olan Aksoy, 2013 yılında yazmaya başlamıştır. Leyli Sanat'taki yazınsal faaliyetini “Süper bir yazar olmak yahut yazdıklarımla birilerinin hayatını değiştirmek gibi bir amacım yok. Bir mevzum var ve okuyan kişinin bu mevzuyu kavrayıp derdini anlıyorum demesi benim için yeterlidir.”cümleleri ile açıklar.
Anıl AKSOY

1 thought on “Karalama Defterinden Herhangi Bir Sayfa | Anıl AKSOY

  1. Yazı dilini “argo” tümcesine sığdırmak bana fazlaca ağır geldi. Elbette yazı dilinde bunlara yer verilir. Ancak yazının bütünlüğünlüğüne engel teşkil ettiğini düşünmüyorum. Sadece yazının diğer yazdıklarına nazaran doyuruculukta eksik kaldığını söylemek isterim. Yer yer ciddi kırıklıkları mevcut ancak okutturdu diyebilirim kendini.
    Parça-bütün esaslı düşünüldüğünde daha çok kavram sihirbazlığına girilebilir miydi, bence evet. Hem yazma adına sana kelime olanağı hem de daha şekillendireceğin bir yazı olurdu.
    Ama kopukluklar dışından aka aka okudum.
    Güzel ve güçlü bir kalemin var. Devamını muhakkak getirmelisin. Bol başarılar diliyorum.🌱

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up