KARIN AĞRISI | İlker YILDIZ

Bir çocuğum var nur topu gibi, maşallah deyin lütfen, nazar değmesin! Onsuz yaşayamam. Güzel bir evliliğim var, mutluyum. Eşimle çok iyi anlaşırız; duyarlı, anlayışlı biridir. Çok şükür işlerim tıkırında, Allah’a şükür rızkımızı da kazanıyoruz. Her şey bu kadar tozpembe değil tabi, sağlık sorunlarım var beni rahatsız eden. Çaresiz bir hastalık değil; hastaneye gidiyorum, tedaviyi araştırıyorlar. Ancak sorunun ne olduğunu anlayamıyorlar, tabii ben de anlayamıyorum. İnşallah bir gün onu da bulacaklar, tüm dertlerim bitecek, ailem ile güzel mutlu günler geçireceğim.

Her gün işten çıkar, ekmeğimi ve yoğurdumu alır, sıcak yuvama doğru yürürdüm. Çocuğumu evden çıkmadan doyasıya öpmeme rağmen daha akşam olmadan özlem duymaya başlardım. Tüm mutluluğumu bana bağışlayan eşimi de çok severdim, şimdi yemeğimi hazırlamış, mis gibi dumanı üstünde çorbamı tabağa koymuştur bile.

Eve vardığımda, her gün annesinin kucağında beni karşılayan evladımı öpücüklere boğar, eşimin yanağına da bir öpücük kondururdum. Bu güzel yuvanın mimarı, dişi kuşu olduğu için. Dedim ya, çok mutluydum. Bu konuda kendimi ifade etmemin başka yolları var mıdır bilemem, ama mutluluğu bazen ifade etmek zordur. Mutlu bir aile anlatılmaz yaşanır aslına bakarsanız. Ben de bunu öneriyorum, yaşayın.

Akşamları yemeğimi yiyip çocuğumu uyuttuktan sonra, koltuğuma uzanırken karnımda yavaş yavaş, her gün yaşadığım ağrı başlardı. Ağrı, yavaşça kendini gösterir, ilerleyen saatlerde baskın hale gelirdi. İnanın o kadar derin ve ağır bir sancı ki hiçbir ağrı kesici işe yaramazdı. Ruhani bir ağrı gibiydi. Bazen bunun;  Eyüp peygamber gibi çile çekmenin ne olduğunu anlamam, hayatımın değerini bilmem için bana gönderilmiş bir hastalık olduğunu düşünürdüm. Sabırlıydım, kesinlikle isyan etmiyor; buna da şükrediyordum, bana bu layık görülmüş ise seve seve kabullenecektim. Ağrı inanılmaz güçlüyken, terliklerimi çıkarır, ayaklarımı kendime çekip kanepede oturur; eğer ortam sıcak ise, serin olsun ister, eşime pencereyi açmasını rica ederdim. Titremem başladığında, eşim tetikte ve tedirgin halde, her gün tekrar tekrar yaşadığı bu ağrı nöbetlerini sanki benimle yaşıyor gibi olurdu. Artık bıktığını düşünürken, yine de sabrının sonu olmadığını bilirdim, bunu da beni çok seviyor olmasına bağlardım, mutluyduk. İyi ki benimleydiler. Ağrı, karın boşluğumda iyice yayıldığında titrerken, bunu bir çile olarak görmemekte direnir, “bu benim borcum, bu benim mutluluğuma ödediğim kefaret” diye geçirirdim içimden. Dua ederdim, yeter ki ailemin mutluluğu bozulmasın diye. Gecenin ilerleyen saatlerinde inlemelerim artar, eşim ağrı kesici getirirdi. Nafile bir çaba, içiyordum ama yine de ağrıya etkisi yoktu. “Doktora gidelim Vedat.” derdi eşim elini alnımda gezdirirken. “Gerek yok canım, gitsek ne olacak? Hep aynı şeyi söyleyip gönderiyorlar, – henüz bir şey buldukları yok – bir şey bulamıyorlar. Araştırılması gerekiyor, biz de zaten araştırılması için kan verdik, tetkikleri yaptırdık, bekleyeceğiz.” derdim kısık, derinden gelen bir sesle.

O gece ağrım hiç dinmemişti, uykusuz, bitkin bir halde sabah işime gitmek için yatağımdan kalkmıştım. Eşim yorgunluktan uyumuştu. Üstümü hiç çıkarmadan montumu giyip çantamı alarak çocuğumun uyuyan masum yüzüne mutlulukla bakıp evimden çıkmıştım. Hava soğuk ve biraz da yağmurluydu, işime vardığımda uykum gelmişti, bitkin halde bir çay içip kahvaltımı yaptığımda biraz kendime gelmiştim, neyse ki karnım ağrımıyordu. İşime odaklanıp tüm günün yoğunluğunda her şeyi unutmuş olmanın rahatlığı ile işlerimi toparlamıştım. O gün eski bir arkadaşım aramış, “Akşam görüşelim, bir çay içelim.” demişti. Bense eve gitmek istiyordum. Ama arkadaşımı da uzun zamandır görmemiştim. Akşam işten sonra gençliğimizde oturup çay içtiğimiz bir kafede buluşup eski günlerden bahsedip eğlenceli anlarımızı yâd etmiştik. Çok eğlenirdik, o zamanlar da mutluyduk şimdiki gibi, ama sanki mutluluklar arasında farklar varmış da insan birçok mutluluğu yaşayınca farkı anlayabiliyormuş. Çok matrak bir arkadaşımdı, sürekli espriler yapan zeki biriydi, hala da çok güldürüyor beni. Eğlenirken saatin nasıl geçtiğini anlamamıştım, iyice geç olmuştu, saati düşününce her gün bu saatlerde başlayan karın ağrımdan ise bir eser yoktu, daha önce çekmediğim bir ağrı gibi uzaktaydı. İyiydim ama çocuğumu ve karımı özlemiştim. “Geç oldu, kalkalım.” dedim arkadaşa, ayrılırken bile gülmekten yarılarak ayrıldık. En yakın zamanda tekrar buluşmak üzere sözleştik. Evimin yolunu tutmuş, koşar adımlarla gidiyordum, mahallemin dar sokaklarını hep sevmişimdir, kedileri köpekleri hiç eksik olmazdı. Küçük, yeşil bir çimenlikte yatan evsiz bir köpek severken evimin penceresi açılmış; eşim bir şeyler silkeliyordu, benim ise her gün yaşadığım o sancılı ağrı karnıma yeniden gelmeye başlamıştı.  Eşim beni gördü, el salladı, gülerek “Nerede kaldın Vedat, aç mısın yemek hazırlayayım mı?” dedi. “Aç değilim, atıştırdım.” dedim.  Sıcak evime girip her zamanki kanepeme oturdum, karın ağrım artmaya başladı. Uzun uzun ağrı dalgaları içimde geziniyor, iç organlarım yer değiştiriyor, sanki kaçmaya, ağrıdan kurtulmaya çalışıyordu. Biliyorum ki kurtuluş, organlarımın olmamasıydı ancak bunu da biliyorum ki o da imkânsız. Bazen bu kanepenin uğursuz olduğunu düşünürdüm, ağrı onun yüzünden gibi, bazen de belki eve geldiğimde ilk o kanepeye oturmasam olmazdı diye düşünürken ağrının yarattığı sanrılarla boğuşurdum.

Aklıma o gün arkadaşımla otururken neden karnımın ağrımadığı geldi, “orada içtiğim çay yüzünden miydi acaba” diye geçirdim aklımdan. Saçma kuruntularım gibi geldi bunlar, ama içimin bir tarafı da ciddiye alıyordu, bilemedim, sanrı dedikleri bu olsa gerek. Zar zor sabahı ettim ama artık bıkmıştım, canımdan bezdirmişti bu ağrı beni. Önceki gün çocuğumu göremediğim için doyasıya baktım, uyandırmadan öptüm, eşim gözlerini açıp “Gidiyor musun Vedat?” diye sordu. “Evet canım.” dedim, onun da yanağına bir öpücük kondurdum. Evden çıktım, çıktım ama ağrı sanki hala karnımdaydı, geçmemişti, tüm güne yayılırsa ne yapardım? O gün çok korktum, işten izin alıp doktora gittim geçen gün verdiğim tetkikler için, herhangi bir sorun çıkmamıştı, her şey normaldi. İnanamıyordum artık.  Karnım doktordayken de ağrımıyordu. Sanki bozuk bir teknolojik aletin tamircide çalışmaya başlaması gibiydi yaşadıklarım, evden çıktığımda azalan ağrı iş yerine gelince bitmeye başlıyordu, işime odaklanıp üretebilmek iyi geliyordu. “Bilmiyorum, akşam yine çay içmeliyim arkadaşımla oturduğumuz yerde.” diye düşündüm. İş yerine gelmiştim yarım kalan işlerimi halletmek için. Yine günün nasıl geçtiğini anlamadan akşam olmuştu, bu akşam eve biraz geç gitmek istedim, geçen günkü yerde çay içmek için ofisimden çıktım. Kendimi iyi hissediyordum, ağrım yok, hatta neşeliydim. Neşeden çantamı sallıyor dans ediyordum, nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı içimde, çantayı o kadar salladım ki içindeki evraklar çıktı ve uçtu, gülerek evrakları toplarken insanların beni izlediğini fark ettim, az daha birkaç tanesini kaybediyordum.  O mutlulukla garsondan çay istedim,  bu çay benim ağrı kesicimdi. Bugün eve gitmek istemiyordum aslında çocuğumu da karımı da özlemiştim ama ağrının ağırlığı, korkusu üstümdeydi. Ağrı ile kurduğum ilişki, sanki ondan kaçabileceğimi gösteren işaretleri toplamamla alakalıydı, o geldiğinde kaçmalıydım. İçimden saldırıyordu bense dışarıdan kaçıyordum ondan. Sıcak çayımı yudumladım, ağrım yoktu, yerim rahat keyfim yerindeydi, kendi kendime oturuyordum, bu ağrının nedeni üzerine düşünüyordum. “Bu saatlerde başlayan ağrı şimdi neden yoktu?” kafamda bu soruyla uğraşarak saati on iki yapmıştım ve hala ağrım yoktu. Biraz özlem biraz da sıkıntı içimde yok değildi ama ağrım da yoktu. Saat bire doğru kalktım ve evimin önüne geldim. Gelir gelmez karın ağrım yavaştan başladı, eve girmeye ürküyordum, kapıdaki köpeğin kulübesine baktım, köpek yıllar önce ölmüştü. Eşime bağırdım: “Aydan! Aydan!” Cama çıktı: “Nerdesin, çok geç oldu?” dedi. “Geldim, kapıyı aç” dedim. İçeri girdim ve kanepem gözüme ilişti ama oturmadım, yan koltuğa geçtim yine de karın ağrım artmıştı, daha yarım saat olmadan kıvranmaya, inlemeye başlamıştım. Kapının önünde hava almak istedim, eşime “Biraz hava alayım.” dedim, “Ne havası Vedat bu saatte gece gece.” “İyi gelecek biliyorum.” dedim. Aşağı inip evin önündeki kaldırıma oturdum, soğuk taşın karın ağrıttığını bildiğim halde karın ağrım azalıyordu. Çekilecek dereceye inmişti ağrı ama yukarıda çıkmak istiyordum, üşüyordum. Eşime seslenip bir battaniye istedim, “Eve gelsene Vedat.” dedi.  “Yok, sen battaniyeyi at.” Dediğimi yapıp, battaniyeyi attı, bir süre daha kaldırımda oturdum. Soğuğa rağmen durumum iyiydi. Oturdum, ağrı hissetmeden ağrı ile yorulmadan oturdum. Soğuğa, karanlığa rağmen eşim yatmadan son bir kez daha çağırdı ama “Buradayım.” dedim ve pencereyi kapadı ve gitti. Gecenin ilerleyen saatlerinde daha da üşüyor, uykumu kontrol edemiyordum. Yanımdaki köpek kulübesini gördüm, aklımdan geçen beni bile güldürdü ama çok üşüyordum eve de çıkamazdım, kulübeye sığabileceğimi düşündüm. İçine girdim, yeteri kadar büyüktü. Battaniyemi kulübenin içine serdim, bir kısmıyla da üstümü örttüm. Gayet rahattı, kıvrıldım elimi yastık yaptım, o gece ağrısız uyudum.

Ertesi sabah uyandığımda ağrım az da olsa vardı. Kulübeden çıkıp eve geçtim, üstümü değiştirdim. Değiştirirken inanılmaz bir ağrı tekrar saplandı.  Gündüzleri ağrım yoktu ama bu da neydi, giderek artıyordu. Çocuğumu telaşla öpüp karıma “Görüşürüz!” diyerek çıktım. Kapıdan çıkar çıkmaz ağrı azaldı, uzaklaştıkça da ağrı yok oldu. Anladım ki ağrımın sebebi evdi, evde olmaktı, olmamalıydım, orada bir sorun vardı. Bütün gün bu olanları, köpek kulübesinde yatmamın nasıl bir çözüm meydana getirdiğini aklımda evirip çevirdim, nihayet anlıyordum ki karnım evde ağrıyordu, eve gitmemeliydim. Ama eşimi ve çocuğumu çok seviyordum, onlarsız yapamazdım, diğer yandan bu ağrı beni içten içe kemiriyor, yiyordu. Akşam olduğunda eşimle konuşmak için son bir kez daha eve gidecektim ve bavulumu alıp evden çıkacaktım. Ama konuyu eşime tüm açıklığı ile anlatıp beni yanlış anlamamasını sağlamam gerekiyordu.

Aynı günün akşamı: “Vedat söylediklerinin ne kadar saçma olduğunu farkında mısın?”

“Biliyorum Aydan ama şu an karnımda inanılmaz bir ağrı var. En kısa sürede geri döneceğim. Bazen köpek kulübesinde de yatabilirim. Çocuğumu özlüyorum, seni de ama bugün bir otelde kalmam, dinlenmem gerekiyor.”

“Vedat senin bir deli doktoruna gitmen gerekiyor kesinlikle!”

“Aydan, beni anlamanı bekliyorum senden.” diyerek evden çıktım. Kapının önündeki köpek kulübesine bakarken ikinci evim olduğunu duyumsadım. O günden sonra artık eve gidemedim, bazen evin önündeki köpek kulübesinde uyudum bazen eve bile yaklaşmadım. Karın ağrım ise eve her yaklaştığımda arttı. Hep uzak durdum ailemden ama kafamın içinde yaşadılar.Uzaktan gördüm hep onları, uzak kaldığım her gün onlara yaklaşmamı engelleyen inanılmaz ağrılar devreye giriyor bana bilinç kaybı yaşatıyordu. Ben durumumu kabullenmiştim ama eşim benden boşanmak istiyordu. “Böyle evlilik mi olur?” diyormuş annemlere, ben ise onu sevdiğimin mesajını sürekli gönderiyordum, yine de beni ciddiye almıyordu. Eve gitmediğim günlerde bambaşka bir hayat edinmiş; istemeden de olsa başka bir hayat yaşamaya başlamıştım. Karmaşık hayatların içinde bulmuştum kendimi, eşimi ve çocuğumu unutur olmuştum. Mutlu değildim, acı çekiyordum, çocuğuma ve eşime özlemim artmıştı. Tüm bunlar bir yana karın ağrım ise bitmişti. Sonrası mı? Bilmiyorum.

İlker YILDIZ

pessi_9@hotmail.com

One thought to “KARIN AĞRISI | İlker YILDIZ”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir