KARINCA | İlker YILDIZ

Kumdan tepelerin oluşumuna yere uzanıp yakından bakıyorum, küçük küçük toprak tanelerini tek tek, üst üste koyarak yapmışlar. Karıncaların para olduğunu hep söylerim ama insanlar anlamak istemez. Soğuk, dağınık odam; duvarlar çatlak, öyle de olmalı. Çatlak duvarların arasından dışarıya bakıyorum, arkadaşlarımın arasından bir tanesi dışarı çıkıyor, geri gelirken gökyüzünü odasına alıyor, düşünsenize! Ama fazla tutamıyor tabii, o çatlaktan kocaman gökyüzü dışarı kaçıyor.

Evimin soğuk olduğunu söyleyenler var. Karıncaların para ettiğini kimseden gizlemedim. Şu ana kadar yüz elli karınca saydım. Üzerlerine rakı döktüm, karıncanın benim için değeri yok. Peki, içinde karınca gezen ekmek gördünüz mü? Karıncanın para olduğunu söylüyorum! Söylemiştim size, ekmekle karınca, anlayın işte! Neyse, dışarıya çıkınca kâğıtları cebime koyuyorum, kitap yapacağım. Ödemesini de yere karınca bırakarak yapıyorum, nakit! Bazı kağıtlar için ne karıncalar bıraktım, aramızda kalsın. Her ay ödemelerimi yapabilmek için karınca topluyorum. Beyaz gömlek insana yakışıyor yakışmasına fakat sarı giymeden nasıl rahat ediyorlar bilemiyorum. Efendim! Biri beni çağırıyor ama gidemem. Bekleyin işim var! Kâğıt üzerindeki harfler beni çağırıyor, kâğıda kulağınızı yakınlaştırın, sesler geliyor;  yerin altına da dikkat edin, sesler çıkıyor. Aldanmayın ama onlar hep bir anlık eğlence, siz duyduğunuz her şeye aldanırsanız yandık. Beni dinleyin, çarşafınıza çok dolanıp yatın; ince olması önemli, bir de beyaz değil sarı yapın şunları, sarı! Kitabı kime hediye edeceğim acaba? Bulurum birini hediye etmek istedikten sonra. Size evimden bahsedeyim, bahçesinde yeşil bitkiler var, yeşiller! Yeşil çiçeklerin birçok çeşidi avluda sizi karşılarlar, oradan giriş kata çıkmak için çift yönlü merdivenler var, ama mermere sakın dokunmayın! Ayakkabısız çok soğuk, ellerinizi değdirmeyin bile. Karıncalarımı verip aldım bu evi, içeri girince sizi hizmetçilerim karşılıyor, tavana bakın derim. Evimin çok güzel oymaları ve sütunları vardır, üstelik mermerden, dokunmadan izleyin. Ayakkabılarını çıkarma dedim sana! Arkamdan gel, ellerine dikkat et, al şu eldivenleri ellerine giy, karınca mermerde bile gezer. İyi izlersen görürsün al cebine koy, bu da benim sana kıyağım olsun. Şimdi benimle merdivenlere gel, evimi gösteriyorum sana. Küçük, kısa aralıklarla konmuş merdivenleri çıkmak rahat. Evin dıştan görünümünün, köşk gibi olduğunu anladın diye tahmin ediyorum. Üç katlı bir köşk, etrafına duvar örülmüş. Ne karınca ödenmiştir diyorsun; doğru, burası karıncaya kıyılarak yapıldı. İçeri gel, mermer merdivenlere, geldiysen ilk kata çıktık; çok oda vardır bu katta da her katta olduğu gibi. Hiçbirine girme, hepsinde misafirlerim var. Karşıya yürü, kocaman pencereyi gördün mü ahşaptan; bu arada senin yüzüne hiç bakmadım, bana döner misin? Gözlerime bak, bak dedim sana! Çık buradan, bana bakışını beğenmedim, çık dışarı! Evet, sana diyorum arkamdan gelen sen değil misin? Bunları başka birine anlatacağım, şimdi canım hiçbir şey anlatmak istemiyor.  Hadi gel tamam izin verdim, tamam öyle bakma bana; gel peşimden, hiç bir yere dokunmadan gel, eldivenlerin elinde mi?  Patlıcanın rengiyle, elmanın kırmızısı birbirine benziyor, zaten karpuzun kış meyvesi olmadığını herkes biliyor. Sana şiir yazayım bekle:

Ağaçların köklerine dokunamazsın
İnsanların yüreklerine,
Elbise istersen kadından, vermez sana
Meyve istersen manavdan, verir sana

Bir dörtlük yeter sana, en güzel şiirlerimdendir. Yanımda mısın hala? Seni yanımda düşünüyorum, ona göre, kontrol etmiyorum, bakmıyorum da. Çorbanın acılı olmasını da severim, sayfaları buruşturmadan kitaplara bakmayı, resimleri çizmeden önce yağlı boya resim yapmayı da. Aşağı kata inmek istedim, takip et beni. Mermerlere dokunma, ayakkabılarını çıkarma, eldivenleri elinde tut! Beyaz çarşaflar güzel ama sarı olsalar daha iyi olurmuş. Karıncaların ne yerine geçtiğini sana söyleyebilirim, bir bavul karıncam var. Bir gün buradan kaçacağım bir bavul karıncayla, düşünsene; bir bavul karıncam var, dünyayı gezmeye yetecek kadar. Karıncalar cebimde fıkır fıkır, ha ha ha… Zaten dünyada ne kadar çok ev var herkes bilmez, arkadaş bir gün saymıştı, yüz elli tane ev çıktı, dünyada ev çoktur. Bazen bu evlerden beyaz çarşaflar çıkar, yataklara beyaz çarşaf sermeyin; sarı olsun çarşaflar. Ben küçükken annem evde karıncaları beslerdi, tuvalete karınca girer bokumda gezerdi. Hep bunlar gizli şeyler. Gömlekler beyaz oluyor da neden sarı olmuyor, mermer soğuk oluyor da neden sıcak olmuyor. Yeter! Yeter! Yeter! Kafamı mermere vurunca mermer kırmızı renge bürünüyor! Şimdi vuruyorum izle: Tak! Tak! Tak! Bak duvara, kırmızı oldu; kafamda karıncalar dolaşıyor, biliyorum cebime koymuştum. Duvarı kırmızı yapacağım, tak tak tak, yeşil çoraplarımı değiştirmediler.

Hastanede olağan günlerdendi, çiçeklerin üzerine konan arıların eşliğinde, kuşların sesleri ile duvara vurulan kafaların sesi birbirine karışıyor, hepsi bir ahenk haline geliyordu. Artık alıştığım bu hastanede mutluyum. Bahçesinde çok güzel nadide çiçeklerin olduğu, çimenlerin koyu yeşiliyle renklerin keskin tonlarının görüldüğü bu güzel yerde, tüm bunları anlamak istemeyen kişilerin arasında…

Yine birisi kafasını duvara vuruyor, kafasından kan fışkırıyordu. Duvarda kan izleri, aklından geçenlerin ne olduğu üzerine fikir edinmek zordu.

“Müdahale edin, gömleğini getirin giydirin, sakinleştirici iğnesini yapın!”

İlker YILDIZ

pessi_9@hotmail.com

4 thoughts to “KARINCA | İlker YILDIZ”

  1. Önceki yazıların la kıyasla daha net ve tek odaklı. Büyük keyif aldım kalemine sağlık tebrikler.👏👏👏👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir