Görsel: Mehmet Şirin KURT.

“İnsan annesinden daha yaşlı olabilir. Çünkü zamanın erkenden çürüttüğü bir çocukluk geçirmiştir.”

Kavramlar her zaman aynı anlamı taşıyıp dilimize yakışmıyor. Güzel kavramı yirmili yaşlarda nesnel bir hat üzerinde yoğunlaşırken, otuzlu yaşlarda ya da yanılgıların gırtlağa kadar yükseldiği ellili yaşlarda daha çok tinsel bir boşluğa yöneliyor. Gençliğimizde üstüne basa basa söylediğimiz direnç kavramı -ki direncin beslendiği duru fikirlerdir- kargaşanın, dört yandan iktidarını telkin eden ağızların soru bataklarına sürüklediği dönemlerde koskoca bir çelişki yumağı oluyor.

Çocukluk, kavramların en duru algılandığı rüyadır. Fakat hayat bize bu kavramların üstesinden gelmeyi öğretiyor. Kavramların asıl anlamlarının dışına çıkıyor, çürütüyor; gerekirse bu kavramı inkâr ediyoruz. Olgunluk böyle geliyor gövdemize; aslının dışında, şekil ve şemasına kendi doğrularımız yönünde anlam kazandırdığımız kavramları üstlerimize bulaştırarak.

Bazen uzun uzun anneme bakıyorum. Yüzüne soru yağdırıyorum fakat onun bundan haberi yok. “Yaşlılık, çocukluk rüyasını bitirmek istemediği için uyumaktan korkan birinde nedir anne?” diyorum. İçimden diyorum. Anneme söylesem kafası karışacak. Annemin yüzüne uzun uzun baksam çözeceğim gibi geliyor çocukluk rüyasının ne zaman bittiğini ama nafile. Sonra vazgeçiyorum rüyasından çocukluğun, kendi rüyamı da görmüyorum artık. Annemden sıyrılmayı başarıp çaydanlığa bakıyorum, çocukluğunun nasibini alıp yaşamın ağır şarkısında hece hece vurulan herkesin beni bulduğunu düşünüyorum. Herkes çocukluğun aynasıdır; hayatın bir döneminde aynasının koruyucusu, bir döneminde bekçisi, bir döneminde de satıcısı.

İnsan annesinden daha yaşlı olabilir. Çünkü zamanın erkenden çürüttüğü bir çocukluk geçirmiştir. Bunu şimdi böyle algılıyorum. Bunu şimdi başka bir dönemde başka bir şekilde algılayacağım. Bunu sonra başkası başka bir dönemde başka şekilde algılayacaktır. İşte kavramlar, olgular böyledir; her dönemin kendine göre bir anlamı ve iletkenliği vardır. Bir kavram her zaman aslı gibi değildir.

“Güzel bir çocukluk geçirdim.” cümlesi hangi coğrafyada, hangi mahallede, hangi sokağın belleğinde yaşayabiliyor? “Güzel çocukluk” sıfatı her zaman aynı senfoniyi çalabiliyor mu kulaklarımızda? Çalamaz. İnsanın hayatın çetin rüzgârları dinip arkasına baktığında “Güzel bir çocukluk geçirdim.” diyeceği cümlesi yoksa kavramlar tutamaz yerini artık.

Önüne geldiği her kelimenin öncülüğünü taşıyamıyor bazı sıfatlar. Hayatın öncülüğüne refakatçi olan çocukluğundan, sıfatı çürümesin diye diz kapaklarında taşıdığı çocukluğundan vurulan insanın olgunluk taliminde eğreti bir sancı gövdesinden ayrılmıyor. Bundan dolayı içindeki çocuğu diz kapaklarında taşıyan insanlar biyolojik olarak öldürüldüklerinde değil, içindeki çocuğun öldürüldüğü vakit ölürler ve kavramların her dönem değişkenlik gösterdiği ömrün yansımasından ibaret kalırlar. Asılsız gövde, yersiz zakkum çiçekleri gibi.

Mahmut AKSOY

mahmutaksoy4@gmail.com

2 thoughts on “Kavramın Avlusundaki Çocukluk | Mahmut AKSOY

  1. Öncelikle tebrikler. Kavramların ve anlamların yaşantı ve yaş aralığında değiştiğini iyi dile getiren bir yazı olmuş.

  2. Çok başarılı bir çalışma, insana kelimelere yüklediği anlamları sorgulatan bir yazı olmuş. Giriş etkileyici, bitiş de bir o kadar etkileyici. Tebrik ederim, kalemine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up