Kim yazmış: Önermeler veya yargılarda bulunan hiçbir metin yazarı şahsı tanınmadan okunmamalı. İsterse masal anlatıyor olsun. Jack-of-all-trades denebilecek, kendi halinde, 43 yaşında, medya sektöründe çalışan sakin bir adam Güray Gürsel. İlişkiler üzerine erkek gözünden yazdığı bir kitabı daha var. Sosyal medyada lakabı Burus Vilis. 2010’larda blogçuluğun ve Twittercılığın moda olmasıyla dijital ayak izlerini bırakmaya başlamış. Şimdi de ünlülere sosyal medya danışmanlığı yapıyormuş. Ciddiliği iş harici sevmeyen, eğlenceli değilse o işi yapmayan, sistemin standart adamı olmayı kendisine konduramayan ileri-ergen ruhlu biri sanırım. Hayatını rastgelelikler şekillendirmiş. Tasasız tavra sahip.

Niye yazmış: Eski blog yazılarından anladığımız kadarıyla masalların hem gerçekçi hem gerçeküstü kurgusunu sevmiş. Hayata ve insanlığa dair birtakım aforizmaları vermenin en az sakil kaçacağı ve de en çok ciddiye alınacağı ortamın masallar olduğuna kanaat getirmiş. Yazarın çok da bir ‘derdi’ yok, sanıyorum sadece ayçiçek yağında pişmiş bir format denemesinde bulunmak istemiş.

İçeriği ne: Hepimizin iyi bildiği 7 masal var. Yazar kendi hayatındaki gözlem ve tecrübelerini masallara paralel hat çekerek anlatıyor. Güncel dünyamıza dair çokça dile getirilen bazı aksaklıkları (kitlesel kişilik bozukluklarımızı mı demeliydim?) kendi kurgularına yedirmiş. Masal seçimi ile önermesinin o masala uygunluğu her durumda cuk diye oturuyor diyemem ama hiç de zorlama durmadığına şahitlik edebilirim.

Bu tip eserleri okuyucunun cümlesi cümlesine anlayabilmesi için yazar ile kamunun ortak bir alanda buluşması gerekir. Yoksa modern sanat müzesinde geziyormuş gibi oluruz. Çünkü analojilerle anlattığı şeyler her ne ise, bir olayın akabinde ona çağrıştırdığı şeylerden doğuyor fakat biz o esnada yazarın yanında değiliz ve zaman/mekân farklılığına rağmen anlam vermeye çalışıyoruz. Eğer yazar kendi zihnindeki ilk ve ham haliyle anlatsa bize geçiremez. Telefonda anlatıyormuş gibi anlatırsa sıradanlaşır, kayda değer bir metin olmaz. Bu açıdan bir araç olarak masalların kullanımı yazara esneklik sağlarken ortak alan paydasını da beraberinde yaratmış.

Artıları: Piyasada çocukluğumuzdan beri aşina olduğumuz hikayelerin üzerinden gidilmesi artık vaka-ı adiyeden oldu. Hollywoodçular & Marvelciler safebet olarak bunu hep yapıyor. Ama Güray’ın masalları kesinlikle daha naif ve nâendüstriyel duruyor.

Anlatım temposu modern hikayecilikte artık olması gerektiğini düşündüğüm serilikte. Hani çaycılar tepsiyi şöyle bir tepetaklak çevirir de çaylar dökülmez ya, onun gibi. Betimlemeler sadece kahramanların psikolojilerine ve olaylara dair. Sıfır laf kalabalığı. Güray orijinal masalların aksiyon bazlı yapısını korumuş ve aynı sürede kendi versiyonunu yaratmış. Az önce masalın gidişat hızından bahsettim, bir de ‘masala giriş hızı’ var değinmek istediğim. Malum, normalde ‘bir varmış bir yokmuş’la açılış yaparız ve yavaş yavaş sahneler belirir. Güray ise bizi masalın ortasına mancınıkla atıyor resmen. Neyse ki kendimize gelip hikâyeye intibak olmamız için gereken süre 1-2 sayfa. İki masalda ise daha uzun belirsizlikler yaratmış, modernitenin tam olarak nesine dikkat çekmek istiyor masalın sonlarına kadar tam kavrayamadım. Yani asılmaya giden çöp adamı okudukça santim santim beraber çiziyoruz.

Masalın eklem yerleri de bence 15 sayfalık hikayeler için oldukça ustalıkla yazılmış. Yani hikâyenin dönüşlerini, karakterlerin giriş-çıkışlarını, aksiyon ve psikolojik projeksiyonlar arasındaki geçişleri birer ‘mafsal’ gibi düşünelim, işte bu mafsallar bir ragdoll’unkiler kadar serbest oynaklıkta. Ben mi abartıyorum bilmiyorum ama güzel işte.

Narrasyon: Her masalda farklı bir anlatıcılık tarzı kullanmış. Genelde olayları gören birinci kişiymiş gibi kendisi anlatıyor. Aforizmaları için, bazı masallarda dış ses olarak araya girebiliyor -romantik eserlerdeki gibi-, bazı masallarda karakterlerin içinden sesleniyor. Bazılarında ise iyice saklanıyor. Son masalı ise tümden kendi ağzından.

Tam olarak şöyle:

– Müşahidi gibi anlattığı: Rapunzel, Külkedisi, Kurbağa Prens, Alice

– Kahramanı gibi anlattığı: Kavalcılı Fareli Köy ve Uyuyamayan güzel

– Anlatanın yalancısıyım abi der gibi anlattığı: Güliver

Eksileri: İki fiziksel kusuru var metnin. İlkin, yazının puntosu aşırı büyük. Daha fazla sayfa tutsun diye yapılan bu tür ticari oyunlara hiç gerek yok. Süte kola katmak gibi. İkincisi ise hikâye anlatılırken kullanılan teknik icabı zaman/olay atlamaları yapılıyor fakat bu durum paragraf açmadan hemen alt satırdan ve hatta aynı satır içinden yapıldığı için okurken ‘anlamlandırma’ problemi yaşatıyor. İşbu ‘atlamaların’ estetiğini iyileştirmek adına ekstra 1-2 bağlaç cümlesi çok işe yarardı.

Bir de içerik kusuru var. En azından bana göre kusur. Son masal ile fareli köyün kavalcısı masalında konsept tekrarına düşmüş. İçerikleri komple farklı ama bazı unsurları (takip edilmek-karnaval- ahali-yalnızlık vs.) böyle kısa bir kitapta tekerrür ederken görmek artistlik puanından kırmamı vacip kıldı.

Kapak: Kitap kapaklarını üçe ayırabiliriz: resimli, dekorlu, düz. 7 Gece Masalları ise resimlisinden. Rafta bakarken gördüğüm şey sadece rüzgârlı havada yürüyen Küçük Prens’ti ama kitabı okuduktan sonra illüstrasyondaki detayları da fark ettim.

Küçük Prens büyümüş de dünyaya tek başına savaş açmış. Bu kez asıl hikayedeki gibi uzayda değil. Yaşadığı dünyada bir Kaf Dağı ve orada yaşayan bir ejder var. Uzaktan ve geçmişten bir kare gibi bulanık, tekinsiz bir masal atmosferi. Küçük Prens elinde kılıç, Dragon Slayer rolünde. Arkasına son kez bakarken vücudu ileri yönelmiş, düz yürümeden önceki son beden pozisyonu.

Hikâyede Küçük Prens’e bir atıf bile yokken kapakta başrol verilmesi iyi olmuş. İlle de içerde de karşılaşmalıyız diye bir kural yok. Hem belki o Küçük Prens bile değildir, her sarışın şallıyı Küçük Prens mi sanmalıyız? Modifiye ettiği Guliver masalındaki Dev de olabilir ama devler sarışın ve slim fit ve atkılı olmaz ki. Öyle değil mi?

Arka kapak: “…En sonunda gökten üç elma düşmüş…”. Ermeni masallarının bitiş cümlesiymiş bu elmalar. Bizim yükselen ünlemle dua sonunda elfaaatihaaa! dememiz gibi bir şey. Biri anlatana biri dinleyene biri de kahramana pay edilirmiş. Kapağın arkasına -3 elmanın- konulması bu bakımdan anlamlı. Hatta (eğer salt estetik dursun diye yapılmamışsa) ikisinin birbirine benzemesi (dinleyen ve anlatan), üçüncüsünün ise biraz farklı olması bile manidar.

Yazar zımnen der ki ‘öyle tek oturuşta bitirme, her gece birer tane oku ki zevkine varasın’. Ben dayanamadım, 3 geceye yayabildim. Hızlı okuyan biri için 2 saat sürmez. ‘Kitap okumak istiyorum ama yormasın beni’ diyenlerdenseniz tavsiye ederim.

Her bir masalın esas konusu ve sembollerine dair mini mini yapıbozumlarım da var 2 sayfalık. Kitabı okumanız lazım önce ki işinize yarasın. Sonra isteyen olursa maille müdürlüğe başvurabilir. Müdür benim korkma.

Tibet TEBÜKTEKİN

f1454@yahoo.com

1 thought on “Kitap İncelemesi: Güray Gürsel – Yedi Gece Masalları | Tibet TEBÜKTEKİN

  1. Sevgili Tibet tebüktekin kitap incelemelerini çok büyük bir keyifle bir nefeste okuduğumu bilmeni isterim, hep okuman ve hep eğlenceli içerikli incelemeler yazman temennisi ile He bir ara da farsi hikayelerini de okuyabiliriz umarım zira onlar da oldukça iyi yazımlardı.. با سلام و احترام، خوش باشی

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up