Kim yazmış: Kurtcebe Turgul en meşhur reklam ajanslarından Medina DDB’nin kreatif direktörü. Galatasaray Lisesi mezunu, Fransız ekolunun edebiyat eserlerini seven ve Dünya’da mizah ne durumda takip eden biri. Önceki yıllarda Şener Şen’in yer aldığı “Mucizeler Komedisi” tiyatro oyununu yazmış ve “Sevinç Vesaire” kısa filmini çekmiş. Konuları ilginç. Birkaç filmde küçük rollerde gözükmüş. Radyo tiyatrosuna da meraklı. Butik işleri kovalıyor. Sevimli, entel ve yardımsever gibi duruyor. Tanışmak isterdim. Zira internette pek bir videosu yok.

Niye yazmış: Bu hikâyeyi ilk önce radyo tiyatrosu için yazmış. Sonra çevresinin de teşvikiyle farklı bir format denemesiyle kitaplaştırmış. Kurcebe Bey, Yekta Kopan ile yaptığı söyleşiden anladığım kadarıyla, daha önce bir kitap yazmadığı için bu kitabı yazmış. “Kitapları seviyorum, sıra dışı yazarları daha çok seviyorum, öyleyse ben de yazmalıyım.” gibi bir durumu var.

İçeriği ne: A. Christine’in Hercule Poirot parodisi gibi. Klasik 20. yüzyıl polisiye romanlarından esinlenilmiş ama formatı onlardan farklı. Polisiye bir novellanın tür dışı öğelerle bezenip 2020 insanına sunulmuş hali diyebiliriz. Diyaloglarda geçen birçok genel kültür bilgisi ertesi sayfada zıpır illüstrasyonlarla daha yakın planda resmedilmiş. “Lüzumsuz” bilgiler espriye dönüşmüş. Kahkahayla güldürmüyor tabii ki ama çok hoşlar. İnsanın içi kelebekli oluyor. 130 sayfalık hikâyenin hiçbir yerinde toplumsal mesaj, ahlak öğretisi, aforizma ya da dikte yok. Çok ilgincime gitti bu.

Artıları: Anlatı aynı Rus romanlarındaki gibi. Diyaloglardaki mukabeleler ve karakterlerin hissi düşünceleri ve durum tarifleri eşsiz. O kadar spesifik Türklere özgü hislere değinmiş ki hayran kaldım. Yazar onları nasıl/ne ara hayatında not etmiş ve kitabın nasıl tam o yerinde kullanabileceğini akıl etmiş, gerçekten şaşırtıcı. Kitabın en teknik yanı bu olsa gerek. Hatta yer yer bu his ve halleri bile -bir anlatım tekniği kullanarak- başlı başına bir parodi öğesine dönüştürüp esprileştirmiş. Böyle anlatınca çok havada duruyor farkındayım. Neyi kastettiğimi anlamanız için okumanız lazım.

Eksileri: Müellifin profesyonel bir yazar olmadığı aşikâr. Kurgusuna -uzun menzilli ve çapraşık olmasa da- ve dilin akıcılığına bir diyeceğimiz yok ama karakterlerin konuşmalarının biri hariç hepsinin aynı zihinden çıktığı çok belli oluyor. Yani karakterler kendilerine özgü değil de mesleklerine göre saniyesinde kostüm değişip bir sağa geçerek bir sola geçerek konuşan tipler gibiler.

Maalesef fiziksel hataları var kitabın. Font seçimi ve punto. Normalde kitabı kalın göstermek için iri iri yaparlar, ama bu sefer metnin sayfaya oturumu daha güzel duruyor diye küçük punto kullanılmış. Alışılmışın dışı yakından okumak gerekiyor. Bir de fark ettim ki kitabı böyle küçük yazmak -istediğiniz kadar yakından bakın- okuma temposunu düşürüyor ve yazar bu şekilde bize kendi istediği akış hızı ayarını veriyor.

Güzel kitap velhasıl.

Dediğim gibi hiç öyle özlü söz veya mesaj yok. Ama dedektifin söylediği bir cümleyi not ettim:

“Biz burada gerçeği mi arıyoruz yoksa bize hakiki görüneni kabul edivermenin kolaylığına mı sığınıyoruz?”

Tibet TEBÜKTEKİN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up