Boktan işimin verdiği yorgunluk ile akşam ezanıyla uyanıyorum boktan dairemde. Sıcaktan ter içinde kalmış yüzümü yıkıyorum ve ardından bir sigara yakıyorum kendime gelmek için. Evim boş, dünyanın sesini dışarıdan gelen çocuk sesleri bastırıyor ve ben bu anda afili bir kaybedenin öldüğünü öğreniyorum. Biraz sonra üzerimi değiştiriyorum, defterimi arka cebime koyup dışarı atıyorum kendimi. İnsan kalabalığı içinde Rita’ya giriyorum ve sol köşede, her zamanki yerime oturuyorum. Ben oturur oturmaz biram önüme geliyor. Biramdan bir yudum alıyorum ve durduk yere içimdeki karanlığın yine ruhumu sardığını hissediyorum. Bir sigara yakıyorum ve defterimi çıkarıp şunları karalıyorum:

“Hayatım, içimde yaşayan bir başka beni dizginlemek ile geçti, acımasız, sert ve karanlık bir ben. Ne zaman peyda oldu bilmiyorum, sorduğumda da cevap bulamıyorum çoğu zaman. İlk zamanlar küçük yaramaz bir çocuk gibiydi ve dizginlenmesi biraz daha kolaydı, antidepresanlar ve bilumum dini ayinler ile yatıştırabiliyorum. İkisini de bırakınca büyümeye başladı, öyle büyüdü ki benden izinsiz beyin kıvrımlarımda dolaşmaya ve düşüncelerimi esir almaya başladı. Büyüdükçe zincirleri küçülmeye başladı ve küçülen her zinciri söküp attı burun deliklerimden dışarı. Bir duvar ördüm en dibine ruhumun ve oraya kapattım en sonunda. Bazen, duvarda sızıntılar olunca feryat çığlıklarını duyardım, sızan ışık canını yakardı, ölür belki diyerek kapatmazdım delikleri ama o her zaman kapatmanın bir yolunu buldu. Duvardaki delikleri her kapatışında uykuya daldım, uyandığımda duvarın ardında onunla buldum kendimi. Ben bir şekilde çıktım her seferinde ama onun çıkmasına izin vermedim ama bazı zamanlar da kaçışına mâni olamadım.

Kafatasımın sağ tarafında görünmez bir şartel olduğuna inanırım hep. Duvardan dışarı çıktığını o şartelin aşağı yukarı hareketlerinden anlıyorum. O da biliyor ki şartel attığında zihnim kapanacak, benliğim çarmıha gerilecek ve duvarın arkasına ben geçeceğim, ışıksız.

Çoğu zaman tam şarteli indireceği anda fark ediyorum ve tutuyorum elini. İzin vermiyorum indirmesine fakat artık gücüm yetmiyor. Tükendiğimi en küçük hücremde dahi hissediyorum. Uyumak istiyorum günlerce, aylarca, bir ömür boyu fakat biliyorum ki ben uyursam o çıkacak ve yerle bir edecek uzun zamandır kurmaya çalıştığım dünyamı.

Artık onu tutmaya gücüm yetmiyor., her geçen gün daha çok yer edindiriyor beyin kıvrımlarında fısıltılarını. Her gün aynaya bakıyorum ama artık kendimi tanıyamıyorum.

Gördüğüm siluet her geçen gün onun yüz hatlarını almaya başlıyor, baktıkça tükeniyorum ve tükendikçe uyumak istiyorum.

İçimde yıllardır dizginlemeye çalıştığım bir karanlık var, gökyüzümü siyaha, güneşimi geceye çeviren. Artık onu dizginlemekte zorlanıyorum, Allah kabul etsin.”

Yazmayı bitirdiğimde uzun zamandır görmediğim bir dostum ile karşılaşıyorum. Masama oturuyor, biraz sohbet ettikten sonra konu sonsuzluğa göçen afili kaybeden abimizden açılıyor ve bana bir konuşmasını dinletiyor:

“Benim öldüğümü duydukları gün dansa gitsinler. Bir gün önce dansa gidenler de çok özledikleri sevgililerini arasınlar, arayanlar varsa parti versinler. O gece çok eğlensinler, ben öldüm diye değil, böyle bir adam yaşadı diye eğlensinler.”

Konuşma bittikten sonra bir sigara yakıyorum ve dostum müsaade isteyip yanımdan ayrılıyor. Yalnız kaldıktan sonra zihnimde şu sözler yankılanıyor bir süre:

Bir gün önce dansa gidenler de çok özledikleri sevgililerini arasınlar.”

Dans etmeyi oldum olası sevmedim fakat o an California’yı aramak istedim. Özlediğimden değil, afili bir kaybedenin son isteğini yerine getirmek için. Kendi kendime şunu sordum sonrasında:

Hank olsa ne yapardı?”

Zamanında kendisine söz verdiğim gibi numarasını silmiştim fakat boktan zihinim hiçbir boku unutmadığı gibi numarasını da zincirlemiş zihnimin ücra bir köşesine.

Telefonumu elime alıp numarayı tuşluyorum ve arama tuşuna basıyorum, yaşadığım ve yaşayacağım tüm hayal kırıklıklarına inat, engelli!

Teyit amaçlı yine arama tuşuna basıyorum, engelli!

Uzun zamandır hissetmediğim ve eski bir dostu kucaklar gibi karşıladığım kaybetme hissini tekrar yaşıyorum, omuriliğimden aşağı süzülen. Bir sigara yakıyorum ve gülümsüyorum kaybetmenin hazzıyla. “Nereden bakarsan bak kral hareket” diyorum kendi kendime, kendi sessizliğimde.

Müzik başlıyor ve Rita’nın duvarlarında şu sözlerle yankılanıyor:

California, I’m fine.”

Bir bira daha istemek için elimi kaldırıyorum, gülümseyerek, özlem ve saygıyla.

Küçük İskender’e ithafen

Cafe de Rita, 03.07.2019

Anıl AKSOY

anil_aksoy_41@hotmail.com

Anıl AKSOY

Anıl Aksoy 17.09.1991 yılında dünyaya gelmiştir. 2001 yılından itibaren sıkı bir rock dinleyicisi olan Aksoy, 2013 yılında yazmaya başlamıştır. Leyli Sanat'taki yazınsal faaliyetini “Süper bir yazar olmak yahut yazdıklarımla birilerinin hayatını değiştirmek gibi bir amacım yok. Bir mevzum var ve okuyan kişinin bu mevzuyu kavrayıp derdini anlıyorum demesi benim için yeterlidir.”cümleleri ile açıklar.
Anıl AKSOY

Latest posts by Anıl AKSOY (see all)

1 thought on “Kral Hareket | Anıl AKSOY

  1. Çok iyimis bu 🌼 sevgili küçük İskender ve muazzam tafsiyesi. Gerçekten sonuç ne olursa olsun aranan telefonların her daim California olacak hayatımızda ve tabi küçük İskender. Ben tafsiyesinin dans etsinler kısmını o müthiş neşe dileğini çok sevmiştim. Onun şanına şöhretine ve yazılarına sağlık bin yaşasın ruhu diyerek seni de tebrik ederim. Dokunan her ömrün uzantısı yazılarla devam etsin. Bir kez daha tebrikler 👏👏👏👏👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up