Lanetlenmişler Topluluğu | İlker YILDIZ

Yeşil gömlekli asansörün sesine yöneldi. Sağdan ikinci kapı açıldı. Avuçlarını kokladı, iğrenç sigara kokusu ellerine sinmişti. Bekledi, asansörün kapısı kapandı. Sonra, kapı açıkmış gibi asansöre binmeye çalıştı, kafası kapıya çarptı. Sonra tekrar asansöre adım attı, yine kafası kapalı kapıya çarptı. Kapalı asansör kapısından içeri girmeye çalışıyordu. Ellerindeki hoşuna gitmeyen sigara kokusundan kurtulmak için tuvalete gitti. Lavaboda iki avcunu birleştirdi. Lavabonun önüne geldi, musluğu açmadan ellerini ovaladı. Ellerini yıkamadı ama ellerini yıkadığını düşündü. Kâğıt havlu ile yıkamadığı ellerini kuruladı. Başka birisi musluğu açtı, ellerini yıkadı, ellerini kurulamak için kâğıt havlu almak istedi. Diğeri önüne geçti, almasına izin vermedi, ıslak elleri ile “Müsaade eder misiniz?” dedi. Yeşil gömlekli adam ise “Etmem.” dedi. Bunun üzerine ellerini kurulamadan tuvaletten çıktı. Biraz yürüdükten sonra tekrar tuvalete girdi. Lavaboya geçti, ellerini tekrar yıkadı. Diğer adam onu izledi. Ellerini yıkadıktan sonra kurulamadan lavabodan çıktı. Yeşil gömlekli adam, kemerli denebilecek bir buruna sahipti. Gözleri küçüktü ve geniş yanaklarının arkasında kaybolmuştu. Musluğu açtı. Biraz su aldı eline, saçlarını ıslattı. Arka cebinde bulunan, yerden bulduğu pis tarağı ile saçlarını geriye doğdu taradı. Kendini beğendi, kendinden hoşlandı. ‘’Evet, yakışıklıyım.’’ dedi. Kafasını biraz sağa çevirdi, kaşlarını çattı, yan yan kendine baktı aynada. Hafızasını kullanmamakta ısrarcıydı. Tuvalete bir adam girdi. Koltuğunun altında bir gazete, kıvrılmış rulo yapılmıştı. Adam ellerini yıkarken gazeteyi kollarının arasından çekip aldı, ellerini yıkayan dönüp ona baktı. O ise gazetenin rulosunu açıyordu. Adam sinirle, gazetesini aptal aptal bakan adamın elinden çekip aldı, kapıyı açtı ve çıktı. Yeşil gömlekli adam, elleri boş, öylece kalmıştı. Tepki vermekte gecikmişti.

Adam ofisine döndü. Masasına oturdu, masası saçlarından dökülen kepekler ile dolmuş, yediği ekmeklerin kırıntıları her tarafa yayılmıştı. Aynı tarağı gibi pislik içinde bir masada ikamet ediyordu. Karşı masasında oturan kadın ondan tiksinti duyuyordu. Bazen burnunu karıştırırken onu izliyor, çıkardığı pisliği yuvarlayıp ofisin ortasına attığına denk geliyordu. Tiksintiden ürpertiye benzer bir titreme ile suratını buruşturuyordu. Kadın düzenli, temiz masasında oturur; işlerini zamanında ve tertipli bir ortamda yerine getirir ve kimsenin ona bir şey söylemesine gerek duymadan işlerini bitirirdi. Masasında çocuklarının ve kocasının fotoğrafları vardı. Yemek yerken serdiği bezi dört kere ortasından katlayarak küçük bir kareye dönüştürmüş olarak masasının en ucunda tutardı. Siyah bir kumaş pantolon, üzerinde beyaz bir gömleği vardı, ayaklarında ise bileklerini saran bir bot. Bazen öğle yemeğinde yediği brokoli yüzünden gazını sessizce çıkardığı oluyordu. Ama bunu kimse bilemezdi, o temiz ve düzenli bir kadındı.

Saat öğle vaktine gelmişti, kapı eşiğinde kısa boylu kafasının ortası kel, düzgün suratlı, küçük parmaklı biri göründü, yeşil gömlekli adamın masasına yöneldi, masasına iki parça kâğıt attı, daha dikkatli bakılınca kâğıtlar yolculuk biletleriydi. Diğer odadan saçları dağınık bir adam koşarak dışarı çıktı, herkesin dikkati ona yöneldi, “Bütün bunlar şaka mı?” diye ortaya bir soru attı. Bir yandan “Nasıl bitecek tüm bunlar, o kadar parayı nasıl alacağız?” diye kafasındaki saçlarını yoluyor, diğer yandan ofisin ortasında mahkûm gibi volta atıyordu. Adam dikkatini önündeki biletlere verdi, biletleri getirene “Hadi çıkalım.” dedi. Masadan kalktı, öbür adam da peşine takıldı, biletleri getiren adam “Bir şey unutmuyor musun?” dedi. Yeşil gömlekli adam “Hayır.” dedi. Ofisten yan yana çıktılar. Dışarıya çıktıklarında tüyleri ürperdi. İnce giyinmişlerdi. Mermer gibi pürüzsüz soğukluk hissi suratlarına oturmuştu. Karşı binanın kapısından da sözleşmiş oldukları arkadaşları çıktı. Üzerinde kalın bir mont vardı. Montun önünü ceketin cebine soktuğu elleri ile kapatıyor, diğer iki adama bakıyordu, “Sizi görüyorum.” der gibi. İki adam aradaki mesafeyi yürüyerek onun yanına gittiler. Üç kişi tek sıra oldu. Önlerinde bir araba durdu. Yeşil gömlekli önden atıldı, ön koltuğa oturdu. Diğerleri arkaya geçti. Yola çıktılar.

Arabanın camları kapandı, camlardaki filtre yüzünden içerisi karanlık hale geldi. Tavanda bir ışık yandı. İçerisi aydınlandı. Sürücü koltuğu ile yanındaki koltuğun arasında dağınık oyun kâğıtları parladı. Torpido gözü şeffaf bir kapaktı. İçerisinde bir silah, yeşil bir bez görünüyordu. Tekerlekleri erimiş eski model bir arabanın içinde sürücü de dâhil olmak üzere dört kişi gidiyordu. Bir süre yol aldılar, sonrasında boş bir arazide durdular. Kapıları açarak dışarı çıktılar. Arabanın dört kapısının yanında birer adam dayanmış bekler hale geçtiler. Bütün bunlar olurken mezar taşının başında yaşlı bir kadın ağlıyor, soğuk taşı ağladığı kişiye dokunurcasına okşuyordu. Aynı zamanda cenaze arabası çamurların içinden ilerleyip yeni kazılmış mezarın önünde kalabalığın yanında demirledi. Bir kadın gözlüğünün altından gözyaşını sildi. Arabadan inen iki kişi tabutu arabadan çekip çıkardı, yere bıraktı, kapağını kaldırdı, kefenin içindeki ölüyü iki uçtan tutarak çıkardılar. Ayakları çamura battı. Ölüyü çukura fırlattılar ve ellerini birbirlerine vurarak tozunu aldılar. Mezarın başındaki herkes dağıldı. Mezar kapatılmadı, ölüye yapılan merasim kısa sürmüştü. Ölü kefenini yırttı ve mezardan gidenlere arkadan baktı, sonra çukurdan çıktı. Çıplak soluk teni, cansız bedeni, çamurlu arazide yürüdü. Çukurda yalnız olduğunu düşünmeye başladığı sırada bunları yapmıştı. Mezarlığın dışına geldiğinde çırılçıplak bedeni ile insanların arasına karıştı.

Kalabalık kasabada sarı bir elma manavın tezgâhından yuvarlandı, yerde yuvarlanırken kenarlarının çürüğü görünüyordu. Bir çocuk o elmaya tekme savurdu, parçalandı, suyu suratına sıçradı. Koluyla yüzünü acımasızca sildi. Havada yağmur dolu bulutlar hazırda bekliyordu. Sanki bulutun tam altında uçan akbabalar yağmur yağmasını bekler gibi tiz sesleriyle uçsuz bucaksız gökyüzünden kükrüyorlardı. Ufak bir ışık patlaması ve yıldırım sesi. Çimenlerin üstünde yürüyen bir benekli böcek. Tam yanına düşen çok büyük bir yağmur damlası, aynı anda dört adamın arabasının üstüne de düşen ile aynı. Su damlasının arabanın saç tavanına vurması ile çıkan tok, kısa ses arazide çınladı. Hava iyice kararırken kimse emin değildi olabilecek olanlardan. İki kişi erketelerinde yarın yapacakları soygundan bahsediyordu, cılız olan çok cesaretli olduğunu göstermeye uğraşıyor gibi, diğer adamın caymasını engelliyordu. Hava serin olmasına serindi. Hırsızlar üstlerinde bulunan tişörtlerini çıkarmış, bellerine bağlamışlardı. Soğuğa meydan okuyor görünüyorlar. İlerleyen bir zaman döngüsü yoktu ortada.

Bir kişi mağazada beğendiği montun parasını ödemek için arka cebinden cüzdanını çıkardı, ödemesini yaptı. Montun sağını solunu tekrar yokladı, gerçekten beğendiğini anladı, fermuarını çekti. Mağazanın kapısını açtı, kapıdaki zil çınladı, soğuk havaya çıktı. Güzergâhı yolunda yürürken bir adamla omuzları çarpıştı, birbirlerine baktılar, sonra iki adam da dönüp yollarına devam ettiler. Satıcılar mallarını satmak için bağırıyor ya da çığırıyorlardı. Yaşam devam ediyordu, bu kasabanın dışına çıkmak için arabaya binenlerde bir yere kadar gidiyordu. Sürtüşmeler oluyordu. Lokantanın yanında bir adam; yoldan geçen kadına elini uzatıyor, tanışmak için “Merhaba.” diyordu. Ama kadın ona deliymiş gibi kuşkuyla bakıyordu. “Bana niye selam veriyor ki?”“Kim kimin umurunda ki?” demişti elini uzatan adam. Gerçekten aradığını bilmiyordu belli ki. Bir köpekse diğer bir köpeği görünce durakladı, onun kokusunu aldı, çöpün yanına yürümeye devam etti. Diğer köpek olduğu yere çöktü, burnu ıslaktı. Bir çırak çocuksa mağazanın camlarını silmek için dışarı çıktığında soğuğu fark etti. Kimse kimseyi öldürmüyordu bu kasabada, şiddet yoktu. Kimse kimseye güvenmiyordu da. Sadece merhaba demekle yetiniyordu, aralarında bir ortaklık vardı ama aralarında bir ortaklık yoktu. Bu daha çok bir çift ayakkabının yoldaşlığına benziyor, birbirleri ile aynı ve ortak yolun yolcusu, fakat ikisinin içine de farklı ayaklar giriyor, selamsız izleyen adımlarla gidecekleri yöne ilerliyor, geri veya ileri, göbekten bağlanmış iki çok yakın kokuşmuş ayak, arka arkaya yürümeye lanetlenmiş çiftler topluluğu. Lanetlenmişler topluluğu.

İlker YILDIZ

pessi_9@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir