LEBLEBİ TOZU

Reading Time: 5 minutes

Bayram günleri hep neşeli olmuştur burada, eller öpülür, harçlıklar toplanır. Bakkal önünde dikilerek bakkalın gelmesini beklerlerdi çocuklar, bayramdan bayrama harçlık gören ceplerini boşaltırlardı hemencecik. Nane şekeri, kola, Cino çikolatası, Tipitip, Turbo sakızı ve vazgeçilmez leblebi tozu.

Hani öğütülmüş leblebi ve içinde biraz toz şeker karışımı, küçük sarımtırak bir kutuda satılan üstü kâğıtla kapatılmış, minik mutluluklar. Bakkalın önünde şen dakikaları arka arkaya sıralardı. Onu yedikten sonra dişlerin, dudakların arasına dolar, boğaza yapışır, konuşması zor olurdu. “Hadi bakalım kim önce ıslık çalacak?” diyerek yarışmanın ilk düdüğü çalınmışçasına başlardık üflemeye. Islık zar zor çıkar, çıkan o belirsiz sesle mutlu olurduk. Bazı kurnazlar da bir el hareketiyle dişlerini temizler sonra ilk ben çıkardım ıslığı, diyerek mızıkçılık yapardı.

O gün ziyaretime gelen Salih’le beraber yolda yürüyorduk, karşımıza birden Deli Fatma çıktı. Bize “Leblebi tozu ister misiniz?” diye sordu. Evet der demez leblebi kutusunu açıp yüzümüze fırlattı. Arkadaşım kızacak oldu. “Dur!” dedim “Yapma, o kadın delidir.”

Salih liseden arkadaşımdı, bayramları yanıma gelir; bir gece bizde kalırdı. Bu bayram da beni yalnız bırakmamıştı. Birlikte dedemin mezarını ziyarete gittik. Deli Fatma birden çıkageldi. Salih “Hadi buradan uzaklaşalım hemen!” “Bir şey yapmasın bize?” “Yok, korkma, zararsızdır.” “Ne yapıyor ki mezarlıkta? Hem o elindekiler de ne?” “Dur konuşma da izle. Ne yaptığını sonra sorarsın.” “Tamam!”

Bir süre izledik kadını, elindeki kutuları açıp yerlere bir şeyler döküyordu. Üstelik döktüğü yer de bir mezardı. Merakı iyice artan Salih: “Hadi ne oluyor orada söyle.” dedi. “Dur! Önce gitmesini bekleyelim, sonra gidip gözümüzle görürüz.”

Kadın serpeledi bir şeyleri ve mezara kapandı. Öylece durdu birkaç dakika, aniden kalkıp koşarak uzaklaşmaya başladı. Arkadaşım Salih’le hemen o mezarın başına gittik. Bir de ne görelim leblebi tozları, hem de her yerde. Mezarın kime ait olduğunu sordu Salih. İsmini okudu. (Merhum Fazlı İnan Doğum: 1980- Ölüm: 1995 Ruhuna Fatiha)

Arkadaşımın merakı iyice artmıştı. “Anlat hadi şu hikâyeyi!” “Tamam, önce bir Fatiha okuyalım.” … “Sene 1995, o zamanları ben çok hatırlamıyorum, daha 6-7 yaşlarındaydım. Fazlı abimin arkadaşıydı. Hep birlikte dolaşırlar, oynarlar, birlikte inek gütmeye giderlerdi. Sabah erkenden yola çıkarlar, dağlara vururlardı kendilerini. İkisi de liseye gidiyordu. Kışın inek gütme olmadığı için rahattılar ama yaz oldu mu bu görevi onlar üstlenirlerdi. Temmuz ayıydı yanılmıyorsam. Böyle bir inek gütme göreviyle ayrılmışlardı köyden. Heybelerine biraz ekmek, peynir, domates koyarlardı, bir de vazgeçemedikleri leblebi tozu. O dağda, kırda, bayırda en büyük mutluluklarıydı bu küçük kutular. O gün de yanlarına leblebi tozu almak istemişler ama ikisinde de para yokmuş. Anne babalarından istemişler onlar da verememiş. Fazlının annesi “Oğlum ineği bugün iyi doyur, akşama çok sütü olsun satalım, yarın leblebi tozunu alabilirsin.” demiş. O gün alamadan yola çıkmışlar. O çayır senin, bu bayır benim derken geçmiş zaman. Abim havada yağmur bulutlarının toplandığını görünce: “Fazlı hadi geri dönelim. Yağmur yağacak, ıslanacağız” demiş fakat Fazlı: “Olmaz bugün ineği iyice doyurmalıyım, ineğin memelerinde sütün dolduğunu görmeliyim anca o zaman dönerim.” demiş. İnat etmiş. O esnada köydeki diğer inek otlatanların döndüğünü görmüş abim. “O zaman ben diğer arkadaşlarla gidiyorum, yarın görüşürüz.” “Tamam” demiş Fazlı.

Derken yola koyulmuşlar, dönüş yolunun ortalarında öyle bir yağmur bastırmış ki göz gözü görmüyor. Köye vardıklarında üstlerinde kuru bir şey kalmamış. Köprüden geçerken derenin çağıldayışı ve yükselişi herkesi korkutmuş.

Akşam olunca evde sofra başında otururken yağmurun şiddeti konuşuluyordu ki kapı var gücüyle, telaşlı telaşlı çalmaya başladı. Annem: “Bir şey mi oldu acaba kim ki bu saatte gelen?” diye kapıya doğru koştu. “Fatma kız ne oldu?” demeye kalmadı. “Abla benim oğlan inek otlatmaya gitmişti, hâlâ dönmedi. Senin oğlan döndü mü?” “Geldi tabi.” Bir sorar mısın birliktelermiş mi?” “Oğlum Murat bakar mısın?” “Bak Fatma ablan Fazlı’yı soruyor gördün mü?” Abim telaşla “Abla Fazlı dönmedi mi!?” “Birlikte inek güdüyorduk Masteke Yakasında, yağmur başlayacak hadi dönelim dedim. Dönmedi benimle, ineği iyice doyurmalıyım, dedi. Sonra ben de arkadaşlarla döndüm.” “Bu saate dönmeliydi ama!” Abimin sözlerini duyan kadın “Eyvah!” dedi ve “Benim yüzümden!” diyerek koşar adımlarla evden uzaklaştı.

Sonra arka arkaya traktör sesleri geldi. Üzerlerinde lüks ışıkları vardı sıra sıra. Belli ki Fazlı’yı aramaya gidiyorlardı. O gece sabaha kadar uyuyamadık. Hep Fazlı’yı düşündük. Abim çok pişman oldu, onu da tutup getirmediği için. Sabaha karşı uzaklardan traktörlerin sesleri duyuldu, hemen koştuk dışarı Fatma abla ağlamaktan yorgunluktan bitap düşmüş, traktörün kasasında duruyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Sabaha kadar bulamamışlardı.

Ertesi günler jandarmalar da katıldı aramalara, bir hafta sonra dağdan bir çoban koşarak köye girdi, telaşlıydı, korkmuştu. Hemen birkaç köylü ve Fatma ablayla birlikte gönüllüler toplandı. Dağa doğru gittiler.

Birkaç saat sonra geri döndüklerinde Fatma abla, feryat figan ederek kucağındaki cesede sarılıyor. Fazlım, Fazlım diye ağlıyordu. Tüm köy onun sesiyle yankılandı. Çoban nehir kenarında ineği görmüş önce, sonra ne ola ki diye yaklaşınca kumda bir kolu görmüş ve hemen koşarak köye haber vermiş.

“Ne diyorsun! Nasıl ölmüş peki?” “Anlatılanlara göre o gece yağan yağmur ani sele neden olmuş. İnek otlattığı yer de dere kenarında. Birden sel suları alıp yutuyor. Çocuğu zor tanımışlar, çamur ve balçık her yerini kaplamış.”

“Peki, Fatma teyze nasıl Deli Fatma oldu?”

“O günden sonra hep kendini suçladı kadıncağız, kimse teselli edemedi. Benim yüzümden diye diye aklını yitirdi. İşte her gün buraya gelir, bir paket leblebi tozunu döker, mezara kapanır ve gider. Ölmeden önce istediği son şeydir çünkü.”

İkimiz de hüzünlenmiştik vakit epey ilerlemişti. “Salih, yağmur bulutları toplandı. Hadi koşalım eve doğru!”

Hakan GÖKKAYA

hakanngokkaya@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir