Tüm ağırlığını omuzlarından alıp bakışlarının heybesine doldurduğu bir zaman “göğü gözlerime indirmeden ölmeyeceğim” diyen kadının saçlarını dizlerine dökmüştü Seda. Heybesi ağırdı, ağrılarınca. Yağmur yüklü bulutlar ağlayıp dindirsin sızılarını diye kutsallarından o kadar dilemişti ki.

-Gökkuşağının sekizinci rengiyle gelsin biri ve hiç görülmemiş tonlarda boyasın gözlerini.

Sahi, bakışlara inen derinliğin girdabından sağ çıkmak öyle kolay olur muydu, heybeni bölüşmeye geldim dese, bakışlarını iyileştirmeye geldim? Anılarını ısıtsaydı da acıların üzerine örtseydi…

Ayşe’nin düşündüklerini duyanınız oldu mu? Omuzları büyüdü, göğüsleri büyüdü, göz kapakları büyüdü, cızırtılı uğultunun rengi büyüdü, kahkahasının sesi ve görüntüsü büyüdü, kolları ve gövdesi büyüdü. Tüm evreni kucaklayışının dışında bir yörüngede kalışını göreniniz olmadı mı?

Hep her şeyin ucundayız dediği zaman Mehmet; ölümün, kalımın, felaketin, güzelliğin, açlığın, tokluğun, tükenişin, üremenin, üretmenin, tüketmenin gerçekliğiyle karşılaşmıştık.

Her şeyin ucu ve biz.

Biz ve uçlar, gövdesiz.

Bu kadar yakınken nasıl olur da uzak kalınırdı? İnsan bir canlıyı öldürebilirken, bir nesneyi tüketebilirken, tekrar üretebilirken, bunları yapabiliyorken, onu tutan neydi? Etik, ahlak, norm, yazılı kurallar yine insan algısıyla piyasaya sürülürdü de insan tek başına olsaydı bütün bunlara gerek duyar mıydı? Belki de onun varlığını algılayabilen başka varlıkların onu durdurma ya da harekete geçirme çabası tüm bunların oluşumuna izin vermişti. Bu ilkeyle, tekrar, insanın kendisini, dışarıya bakmaksızın var edemeyeceği ilkesine dönmüş olurduk. Yine de var sayılmayan, ölçülemeyen “tek” insan da yaşamaya devam edebilirdi. Organizma fonksiyonları işlemeye devam ettiği sürece ortalama ömrünün sonuna kadar sağlıklı bir şekilde yaşayabilirdik. Buradan çıkabilecek sonuç; insanın, doğaya ait basit bir organizma olabileceğidir. İnsanı değerli kılan tüm özellikleri dışarı çıkardığımızda insan yaşamaya devam eden bir organizma olarak kalabiliyorsa aslında doğaya ait sıradan bir canlı değil miydi? O zaman insan dediğimiz nesne “algılanmış ve değerlendirilmiş” değil miydi? Bu durumda insan varlığını açıklamak için cevaplanması gereken iki soru ortaya çıkardı:

İnsanı var ve devamlı kılan ilke, dışarıya bakılarak başka bir insan tarafından algılanıp ölçülen bir varlık olduğu mu yoksa tek başına yaşayabildiğine göre doğaya ait basit bir organizma olduğu mu?

İnsan yalnızca dışarıya baktığı zaman mı kendi varlığını idrak edebilirdi? Tek başına insan, başka bir canlının idrakı olmaksızın önemsiz ya da kütlesiz miydi? Düşünceleri, ideolojileri, hayat hakkındaki, insan hakkındaki, yozlaşma hakkındaki düşünceleri; kendisi, başkaları hatta evren için ne kadar değerliydi? Geçmiş, şimdi ve gelecek hakkında, geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki insanlar hakkında düşüncelerimiz, zamanı yaşatan insan olduğu, algılayabildiğimiz ve bizi algılayabilen insanlar olduğu sürece aslında ölçülebiliyorlar ve var olabiliyorlar.

Zaman dediğimiz, tarih dediğimiz şeyler hakkındaki somut delillerimiz, insanların meydana getirdiği olgulardı. Bir insanın davranış ve fikirlerinin ölçülebilir olması, başka bir insanın algılayabilmesinden geçerdi. Kitaplar, filmler, gazeteler, dergiler, inanışlar, savaşlar, kutsallar, insan eliyle sunuldukları için vardı. Peki tüm bunları evren içinde yaşayan tek bir insan yapabilseydi önemleri olur muydu, var sayılabilirler miydi, daha önemlisi o insan var sayılabilir miydi? Kaldı ki kim tarafından? Tüm gayemiz hayatta kalmak ise bu aslında hayatta kalmanın diğer insanlar tarafından zorlaştırılmasından kaynaklanır mıydı? Yani yaşayabilmemiz de başka bir insanın idrakına göre miydi?

Fatih, camekanların ardından farkı bakış açıları olabilir dostlar, diyordu Mehmet’i haklar gibi.

Bizim alışmışlığımız başkalarının gözüyle, sözüyle yaşamaya açıkçası tutsak olmaya kapanırdı. Her gün izlemden, izleçlerden, aynadan, dükkanlardan, vitrinlerinden, televizyon ekranından, başkasının gözünden istediğimiz istemediğimiz tüm yüzeylerden geçmişti Dolunay’ın tümceleri.

Zamanı gelmedi mi sizce? Bir bakış lazım daha önce hissetmedigimiz, tanımadığımız bize.

“Güneşe hasret bedenler gibi,
Ölmeden yürür dururdu bedeni.
Çakmağı unutmuş gibi, yakacak bir şey bulamadı sigarasını.
Umutlarını yaktı…
Bakıştı yalnızlıkla, oturdu kaldı yüreği içinde.”

Aramızdaydı Sipan.

Don Giovanni birden değil de ikiden hareketle sınandığında nasıl bir yer olur dünya? Deleuze daha az mı bu yüzyıla ait olur yoksa? Küçültülen hüviyeti ile
cinayet işlemeye başlar, paradokslar. Uykularında ceng hali.
Pabuçlarıma bakmadım ve geldim.
Aynı zamanda savaş da olabilir. Coşkulu çocuk bayramında kimler kırılgan olur, pabuçlardan başka?
Pabuçlarıma bakmadım ve geldim.
Tristan ve Isolde’ü mühürler, vodvilde üzücü düşüncelere güleriz.

Alalia’dan Amida’ya delfinyum tohumlarıyla geldim. Hangi eve sırtımızı tutsak hezarenler boy verecek buna seninle inanabilirim. Üç evrede filozofları hadım etmesine izin veririz, bir şairin. Kozmopolit, bulanık, eşeyli. Saten farkları aşan ibarelere teşneyiz. Bilâkis Persona, yeryüzüyle aranda uyut beni. Başka özneye ahkâm kesebilmek için yavan benzerlikler sahibiyiz. Sana duymadığın sözleri söylediğim için gidersin bir gün, Persona. Birbiriyle yatan yüzyılları anlayamayız bu derin bir muallakın saatlerini erkene almak olur.

-Pabuçlarıma bakmadım ve eğer istersen gidebilirim.

Emeği Geçenler: Sultan GÜLSÜN, Seda BAŞTAŞ, Sevginur DİKİN, Ayşe TÜRK, Mehmet Akif ÇAKIR, Fatih Can SÜNGER, Dolunay Kadir YÖRDEN, Sipan GÜLER.

Fotoğraflar: Sevginur DİKİN

2 thoughts on “Leyli’nin Novellası: “BAKIŞ”

  1. Bundan sonra nasıl bir novella oluşturulur bilmiyorum ancak benim favorim ilk novellamız. Bura da bana göre biraz bakış tan uzak olmuş bakış ın değişmesi başka şeylere evrilmesi gayet normal ancak ilk etapta da dediğim gibi ilk novallamızın daha oturaklı ve daha bütünsel olduğunu düşündürdü. Emeği geçen Sultan Gülsün ve diğer arkadaşları tebrik ederim. Kaleminiz var olsun 🌼💜🤟

    1. Ben de ilk çalışmanın bütünsel olduğunu düşünüyorum metne katılım sayısı örgüyü çeşitlendirdiği gibi bir şekilde de birleştiriyordu. Senin de emeğine sağlık çiçeğim 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up