Modern Dünyada Bir Yalnızlık Hikâyesi: GRETA | Sevginur DİKİN

Her sene olduğu gibi bu yıl da İstanbul Film Festivali’ni takip etmeye çalıştım. Özellikle film festivallerine elimden geldiğince katılmaya gayret ederim çünkü inanılmaz bir atmosferi var. Bir kere alışınca da insan bırakamıyor. Bu yüzden de alışveriş merkezlerindeki sinema salonlarını çok tercih etmemeye çalışıyorum. Belki de hiç tercih etmiyorum. Sinemaya gideceğim zaman tercihim Beyoğlu, Atlas, Rexx veya Kadıköy Sineması oluyor.

Ee, o zaman başlayalım. İrlandalı yönetmen Neil Jordan’a ait olan Greta, bir arkadaşa ne denli ihtiyacımız olduğunu psikolojik bir gerilimle bizlere sunuyor. Gerçekten de yalnızlık çok zor olabiliyor. Özellikle modern dünyada yalnızlığın doğurduğu sonuçlar bizleri akıl almaz sonuçlara götürüyor bazen. Belki de küçükken büyüklerimizin bizlere söylediği “Aman evladım, yabancılardan uzak dur.” önermesinin doğru olabileceğini düşündürüyor film. Başrollerini ise Isabelle Huppert (Greta) ve Chloë Grace Moretz (Frances) paylaşıyor. Huppert, alışkın olduğumuz piyanist rolüyle yeniden karşımıza çıkıyor. Film boyunca Greta karakteri psikopat rolünü “kültürlü Fransız kadını” edasıyla oynuyor. Arada kullandığı Macarca kelimeler de ekstrası. Frances ise yirmili yaşlarında Manhattan’da yaşamını sürdürmeye çalışan bir genç kız profili çiziyor. Yakın arkadaşı Erica ile yaşıyor ve babası ile arası soğuk. Filmin müziklerini ise Javier Navarrete üstleniyor.

Metroda unutulan bir çantayı siz bulsanız ne yapardınız? Evet, aslında bu cümle tüm filmi özetlemeye yetiyor fakat çanta Greta’ya aitse ne olacak? Bir çantayla kesişen iki hayatın öyküsünü ele alan filmde, annesini yakın bir zaman içerisinde kaybeden yirmili yaşlardaki Frances ile klasik müzik tutkunu olan ve piyano öğretmeni yalnız Greta’nın arkadaşlığını görüyoruz. Frances, samimi davranışlarıyla içinde eksik kalan “anne” hissini Greta’da buluyor. Greta da aynı şekilde yalnızlık hissini Frances’da tamamlıyor. Fakat her şey böyle umulduğu gibi gitmiyor ve Frances, Greta’nın hastalıklı ruh halini fark ediyor ve uzaklaşmaya çalışıyor. Greta’nın Frances’i hatta yakın arkadaşı Erica’yı bile takip etmesi rahatsız ediyor ve çareyi poliste arıyor. Fakat elinde somut olarak bir delili olmadığından bu gerçekleşemiyor. Bu takip, filmi heyecan dolu bir psikolojik gerilime sürüklüyor. Yer yer komik. O da buralardan uzaklaşmak istediğini söyleyip, Greta’yla vedalaşıyor. Greta, sizce buna inanıyor mu? Filmin düğümü buradan itibaren şekilleniyor. Greta, Frances’i kaçırıyor ve evinde piyanonun arkasında bulunan odaya hapsediyor. Yakın arkadaşı Erica, babasıyla tatile gittiğini sanıyor, babası da Erica ile tatilde biliyor. Hâlbuki gerçek hiç öyle değil. Filmin bundan sonrasındaki kısmında seyirci, Frances’in kurtulup kurtulamayacağını merak ediyor. Baştan beri çantayı kayıp eşyalara teslim etme taraftarı olan Erica haklı mıydı yoksa?

Günler geçiyor ve kimse Frances’dan haber alamıyor. Frances’in bile umudunu tamamen yitirmiş olduğu an bir şey oluyor ve… Gerisini filmi izlemeyenlere haksızlık yapmamak için söylemeyeceğim.

Bu arada Greta da metro içerisinde yeni kurbanı için çantasını unutuyor. Peki o çanta kimin eline geçiyor?

Prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan bu film, iyilik ve yalnızlık kavramları üzerine düşüncelere yolculuk yaptırabiliyor. Fakat yönetmen bunlar yerine aksiyonu tercih ediyor. Böylesine başarılı bir kadronun filmde biraz felsefi kavramlarına da yönelmesi gerektiğini dilerdim. Bu beni hayal kırıklığına uğratsa da, filmi genel itibari ile başarılı buldum. En azından kendimi zorladım. 🙂

Filmin afişinde de yazdığı gibi;

“Herkesin bir arkadaşa ihtiyacı var.”

Sevginur DİKİN

sevginurdikin@gmail.com

3 thoughts to “Modern Dünyada Bir Yalnızlık Hikâyesi: GRETA | Sevginur DİKİN”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir