Mor Papatyalar | Mustafa TURAY

Issız bir ormanda tek başınaydı. Sadece kuş seslerinin hüküm sürdüğü dingin bir orman. O küçücük penceresinden sanki uçsuz bucaksız ormanı seyre dalmıştı.

Fevkalade güzel ve güzel olduğu kadar da insanın yüreğini canlandıran yemyeşil, alabildiğine yeşil bir cennetin içinde hayalindeki güzelliği aramaya daldı.

Adeta bir şeyler onu bu mistik cennete çekiyordu. Ayakları değildi sanki onu oraya götüren, kara bir büyünün etkisi altında kaldığını düşünüyordu.

Birden gözlerini yumdu, yine o kayalıkları düşündü ve sonsuz bir hızla düşeceği korkusuyla irkildi. Önüne aniden uzun, aydınlık patika bir yol çıktı. Aslına bakarsanız bu yolu tek başına yürüyerek bitireceğini düşünmek dahi onu hayalinin en kuytu köşesindeki karanlık mekânlara götürüyordu.

Ama o, ne zorlukların üstesinden bir başına çıkabilmişti, bunu mu başaramayacaktı?

Girmiş olduğu bu uzun patika yolun, bir süre sonra birdenbire değişip daha koyu bir siyahlığa bürüneceği ve aniden çıkacak olan rüzgârın savuracağı toz bulutlarının arasında kaybolacağı hissi, onda giderek korkunun hâkim olduğu bir panik duygusu yaratmıştı.

Küçükken evlerinin bahçesinde arkadaşlarıyla beraber oynadığı saklambaç oyunu geldi aklına. Acaba bir yerlere saklanmalı mıydı? Bu ucube yolda nereye saklanabilirdi ki? Nereden ne geleceği hiç belli olmayan dolambaç gibi bir yoldu burası. Şatafattan yoksun, kör bir kuyunun içine düşmüş ve çırpınıyor gibiydi.

Yol üzerinde bulunan koca koca taşları, rengi siyaha çalan ağaç dallarının üzerine bir ok gibi gelen uçları, adım başı karşısına çıkan yılanlar, göz gözü görmez bir yoğunlukla gelen ve suratını adeta hallaç pamuğuna çevirmeye yetecek çoğunlukta çiçek tozları…

“Hiçbiriniz bana engel olamayacaksınız!” diye haykırdı.
“Amacıma ulaşacağım ve siz de bunu göreceksiniz.”

İşin en garip tarafı amacının ne olduğunu bu korkunç patika yoldan neden geçtiğini ve ulaşacağı yerde ne olduğunu kendisi de bilmiyordu. Bütün duyguları değişim içindeydi adeta.

Issız bir gece misali ve inanılması güç fırtınalar gibi taşkın bir öfke sardı dört bir yanını. Ne yaptığını, nerede olduğunu unuttu. İçindeki azgın öfkeden başka her şeyi unuttu.

Tam o sırada kalbi duracak gibi oldu, benliğinden utanç duydu. Eğmek üzere olduğu başını ani bir hareketle kaldırdı ve karşısında gözlerini kamaştıran bir ışık demeti gördü. Yaklaştı, yaklaştı ve ışığın çalıların arasında bir yerde olduğunu gördü. Hızlı adımlarla çalılığa doğru gitti. Var gücüyle çalıları sağa sola savurarak ışığa ulaştı. Dizlerinin bağı çözüldü, neredeyse dondu kaldı gördüğü bu ışığın ihtişamı karşısında.

Kulağına büyüleyici melodiler geliyordu. Sanki tanıdık bir sesti bu. Amacına ulaşmanın mutluluğu içerisindeydi; çünkü karşısında mükemmelden de öte bir şeyler vardı. Papatyalardı bunlar, mor papatyalar…

Tımarhane görevlisi cam kenarında uyuklayan kıza doğru yöneldi.

“Sadican ziyaretçin var.” dedi görevli.

Uykulu gözlerle kalktı ve sendeledi, kafasında kazan kaynıyordu sanki. Başında adeta bir şeyler alev alev yanıyordu.

“Sana diyorum Sadican, beni duymuyor musun?”
“Evet, seni duyuyorum, kim geldi?”

Bir an için tımarhanede yatıyor olduğunu unutmuştu sanki.

“Annen geldi.”
“Öyle mi, tamam!”

Umursamaz tavırlarla bekleme salonuna yöneldi.

Annesi, onu yarı yolda karşıladı. Annesinin elleri arkasındaydı ve Sadican annesinin bir şeyler sakladığını fark etti.

Annesi kızını öptü ve elinde tuttuğu bir demet papatyayı kızına uzattı.

Bu rüyadan o da vazgeçse miydi artık? En büyük engeli, bu gücü kendinde bulamamasıydı. Çünkü kimse ona inanmayacaktı. İnsanlar onun tezini çürütmek için ellerinden geleni yapacaklardı.

Neden olmasın ki, papatyalar sadece beyaz olmak zorunda mıydı?

Onun hayalindeki papatyalar mordu ve hep mor kalacaktı.

Paulo Coelho’nun “Veronika Ölmek İstiyor” adlı kitabından esinlenilmiştir.

Mustafa TURAY

mturay4791@gmail.com

3 thoughts to “Mor Papatyalar | Mustafa TURAY”

  1. Yazını ilk haliyle okumuştum. Bu benim için şanstı tabi. Şimdi bir kez daha okudum da daha güzel olduğuna karar verdim. Akışı güzel ve iyi olan yazını tebrik ederim canem💜🌼

  2. Gayet akıcı bir yazı olduğunu söyleyebilirim. Yazı konusundaki kendi eksikligimden biri olan bir olay daha da bir şekilde pekiştirmek. Mesele “yemyeşil,alabildiğine yeşil bir …” cümlesi gibi vb hataları ben de bazen yapıyorum.
    Bir kitaptan esinlenip yazılması ayrıca hoşuma gitti kitabı da merak ettim. Kalemin güçlü kalsın. Başarılar diliyorum

  3. Kitabı okumadığım için arada bir köprü kuramadım ancak genel hatlarıyla bile güzel bir eser olmuş. Delilik, gerçeklik güzel var şekilde harmanlanmış ve okuyucuya sunulmuş. Bence herkesin mor papatyası var:) Kalemine sağlık, tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir