NORMALLEŞEMİYORUZ

Reading Time: 4 minutes

Gelenekten getirmiş olduklarımıza göre, iki tane cinsiyetten bahsediyoruz: erkek ve kadın. Tabii, bunları cinsel organlarımızı düşünerek sınıflandırıyoruz. Bu iki cinsiyet birbirinin tam karşısında bir araya geldiklerinde bütünleşmiş, güçlenmiş oluyorlar ve öyle bir konumdalar ki devamlılık için bu birliktelik mecburi.

Biraz da eşcinsellikten bahsedelim. Yukarıda anlattığım klasik bakış açısının yanı sıra eşcinsellik gerçeğine alışan, benimseyen, mutluluk ve gurur duyan bir kesim de var. Eşcinsellik kısa tabirle: erkekseniz erkeğe, kadınsanız kadına duyduğunuz duygusal ve cinsel ilgi, yakınlıktır. Hastalık, günah, psikolojik bozukluk ya da ne derseniz deyin. Eşcinsellik; insanlık tarihi boyunca her dönemde var olmuş ve var olacaktır.

Peki toplum, eşcinselliği neden bu kadar uzağında tutuyor? Toplum yapısını ilk örnek olarak verebiliriz. Toplumun çocukluğumuzdan bu yana üstümüze yığdığı roller, normlar ve statüler sebebiyle “toplumsal cinsiyet” denen şey hayatımıza girmiş oluyor. Şöyle bir örnek verelim: bir kız ve bir erkek bebeğimiz var ve doğduğu andan itibaren akılları kesene kadar duyguları ve refleksleriyle hayatlarını devam ettiriyorlar. Erkek çocuğu o anda aşk denen şeyin kime, nasıl duyulduğunu nasıl bilebilir örneğin? Biraz büyüdükten sonra, “Amcalara pipini göster çocuğum.” dendiğinde cinsel organ göstermenin önemli bir şey olduğunu öğrenmiş olacaktır. Ya da kız çocuğuna: “Artık büyüdün, erkeklerle oynama.” dendiğinde kız çocuğu kendisini sürekli korunmaya muhtaç görür, erkeklerin ise güçlülüğünü kabul etmiş olur. Bu da fizikten gelenin toplum tarafından şekillenmesine yol açar.

 

Ama öyle özel çocuklar vardır ki, bunlar eşcinseldirler, toplumun verdiklerini kendi süzgeçlerinden geçirmeden, kendilerini dinlemeden hazırdan gelmiş bir kimliği benimsemezler. Kendilerini sorgularlar, duygularından emin olduktan sonra da önce çevresindeki insanları incelemeye, her ne kadar yanlış gibi görünse de onlara ilgi duymaya ve hatta açılmaya başlarlar. Aile fark ettiğinde ise belki hakaretle belki şiddetle onları bu yoldan çevirmeye çalışır. Ama nafile. Bu sigara, alkol, çikolata gibi bir şey değil ki bırakabilesiniz. Hislere gerçekten kelepçe vurulmaz. Hadi bugün çıktınız dışarı, ben eşcinsel değilim deyip sokakta yürümeye başladınız. Biz insanlar, yanımızdan kim geçerse geçsin bir şekilde dikkat eder ve hakkında fikir oluştururuz. Böylesine sosyal ve düşünen bir varlıkken, nasıl hoşlanabileceğiniz potansiyelde olan bir insana “Hayır, ben seninle ilgilenmiyorum.” yalanını kurabilirsiniz. Maalesef, eşcinsel olmak düşündüğünüzden çok daha derin ve zorlu bir yaşamı beraberinde getiriyor.

Ben sizlere bu yazıda ansiklopedi bilgileri vermeyi amaçlamamıştım aslında fakat bu anlattıklarımı temel bir bilgi olarak yerleştirmek zorundayız beyinlerimize. Şayet bir eşcinselin akli ve fiziki açıdan hiçbir eksiği olmadığını zaten örneklerle görebilirsiniz. Birçok eşcinsel sanat ve bilim insanı, yetenekleriyle ve zekalarıyla kendilerini göstermişlerdir.

Bu yazının çıkış noktası, haziran ayının son haftasında düzenlenen LGBTİ+ Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü. Kesin tarihler vermekten kaçınarak bu etkinliklerin, belki de bu başkaldırışın yıllardır bir şekilde günümüze ulaştığını biliyoruz. Son yıllarda yürüyüş etkinliği valilik tarafından onaylanmasa da aktivistler ve tüm diğer LGBTİ+ topluluğu buna direniyor ve tabii bu direnişte polislerle karşı karşıya kalıyorlar. Birçoğunuzun da duyduğu gibi birkaç yıl önce yasaklanma sebebi Ramazan ayına denk gelmesiydi fakat her ay bu tarih atlayacağı için bunun sona ereceği düşünülüyordu, fakat öyle olmadı, yürüyüş bu yıl Ramazan’a denk gelmemesine rağmen yine onaylanmadı. Ötekileştirilmiş toplum, ellerinde olan protesto haklarını da böylece kaybetmiş oldu. Çözümü nerede aramalıyız, bu da muamma.

Siyasi bir tartışmanın içine girmeden, biraz LGBTİ+ camiasından bakarak eleştirimi tamamlayacağım. Onur yürüyüşleri dünyanın birçok yerinde büyük katılımlarla kutlanıyor. Fakat burada bakmamız gereken şey, yürüyüşlere katılan eşcinsellerin kendilerini gösteriş ve ifade biçimi. Bizim toplumu, maalesef medyanın da etkisiyle eşcinsel birey “sürekli feminen görünen, kadın kıyafetleri giyen, makyaj yapan, sesini değiştiren ve bir şekilde hayatını kadın olarak devam ettirecek biri” diye gösteriliyor. Sizce bu böyle mi? İçinizde olduğunuz toplumda siz farkında olmasanız da birçok eşcinsel birey var. Bunların kimileri kimliğini açık bir şekilde yaşarken, geri kalanları evli ya da boşanmış, hiç evlenmemiş, kendini bastırmış insanlar. Sizce böyle bir toplumun içerisinde kendini gösterebilmek ne kadar mümkün? Neden vücut yapısına, bedendeki kıl sayısına, ses tonunun inceliğine bakılarak o kişinin kimliği üzerinden konuşulabiliyor? Size garanti ederim ki hiç ummayacağınız, inanmayacağınız insanlar eşcinsel olabilir. Üstelik onlar toplumun her statüsündeler, saygın gördüğünüz doktorluk, avukatlık, mühendislik gibi işlerde hiç mi eşcinseller çalışmıyor? Hepsi mi seks işçiliğiyle para kazanıyor ya da hiçbirinin bir hayali yok mu, ev sahibi, eş ve çocuk sahibi olmak gibi? Emin olun, onlar önyargılı insanlar yüzünden normalleşemiyorlar. Bu yüzden de yürüyüşlerde kendilerini kamufle ediyorlar ya da yürüyüşlere katılmıyorlar.

Yürüyüşlerde en çok neyi görmek isterdim biliyor musunuz? Her statüden, her kimlikten eşcinsel bireylerin, tıpkı medyanın dayattığı role göre değil de günlük hayatta bulundukları şekliyle gelmelerini. Doktor olan önlüğüyle, avukat olan cübbesiyle, polis olan üniformasıyla gelsin katılsın isterdim. İşte o zaman bu önyargılı toplum da aslında ne kadar içlerinden olduklarını anlayabilir. Yücelttiğimiz statüler herkese, her şeye açıktır, yeter ki bizler insanları itmeden, kovalamadan, onlara kucak açarak, yaşamayı severek ve bu görüşü herkese aşılayarak devam edebilelim.

Her şeye inat, tüm renklerimizle, tüm doğrularımızla, yanlış olmadan, yalnız olmadan, özgürleşebildiğimiz bir dünya içerisinde yaşamak adına varız.

İyi ki varız!

Ufuk KADIZ

ufukadiz@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir