NOSTALGIE: ÖTEKİ HEP ORADADIR

Reading Time: 3 minutes

Sarhoş bir arzu

Hiç bulmamak için aramak hazzı

Ucu görünmeyen  tünel

 Temas

İnsana dair sorular sormaya çalışan, insanın anlam arayışını sorgulayan biri olmamdan, psikanalize dair mikro bilgimden ve profesyonel bir yazar olmayışımdan cesaretle; bana kalırsa ucu pek de görünmeyen bir tünel olarak ‘temas’ başlığını ele alacağım bu yazıda. Yazının şekillendiği nokta ‘Nostalgie’ başlığını atmaya itse de temas kuran bir varlık olarak insana ilişkin sorular sormaya çalışacağım.

İnsanlaşma sürecinin kaçınılmaz bir kavramı: temas. Nerede başlayıp nerede bittiğini anlamlandırması da bir o kadar güç. Tabi neresinden tutmak isterseniz de tutabileceğiniz bir konu. Temas nedir peki?  İnsan nasıl temas kurar? Neden temas kurar?  Bu sorulardan yola çıkarak, belki yeni  sorulara kapı aralayabilmeyi umuyorum.

Temas, etimolojik olarak Arapça değme, dokunma, ilişki kurma anlamlarına gelir. Temas, bir dokunuştur. İnsan da temas eden, dokunan bir varlıktır esasen. İlginç bir şekilde temas kelimesini düşünürken bir de tema kelimesini sorguladım. Elbette kökenleri farklı. Ama bir şekilde de ilişkili gözüktü, belki benim yaratımım olan bir ilişki olabilir bu. Biraz da ‘tema’ kavramından bahsetmek istiyorum o yüzden. Tema ise; ana konu, asıl konu anlamına gelir. Ruhbilim Terimleri Sözlüğü’ne göre ise; belirli bir itinin belirli bir gereksinme ile etkileşerek sağladığı doygunluk ya da doygunsuzluk.  Bu tanımı okuduğumda bana tam da insanın ilk temas’ını düşündürdü. İnsan denen varlığın ilk temas’ı annedir ki bu da çoğu kez anımsamamak üzere bastırdığımız ana konudur esasen. İlk doyumumuz ya da doyumsuzluğumuzdur anne. Konuşan bir varlık olarak insanı insanlaştıran tema bu ilk temas’tır.

İki insanın  çocuk yapmaya karar verişleri ya da vermeyişleri, asıl konu olan anneye bir  daha hiç kavuşamamak üzere yurdundan sürülecek olan insanın dünya ile ilk temas’ıdır. Sonraki temaslar hep, bulmayı umduğumuz o ana yurdu arama çabasıdır biraz da. Her temas bir özlemi de gün yüzüne çıkarır beraberinde ve arzuyu da.  Yaşamı anlamlandırma arzusundaki  insanın kurduğu her temas, Öteki’nin teması ile şekillenir. Öteki ona dokunduğu  müddetçe kendisine ve kendi anlam dünyasına dokunabilecektir. Böylece arayacaktır bulmak istemediğini. Bulma yolunda hazlanacak ve kurduğu her temastan topladığı pulları kendindeki deliklere yapıştırmaya çalışacaktır. Bu sayede kendisine de dokunabilecek ve dokundukça keşfedecektir.

Peki neyi keşfeder insan bu yolda? Keşfedeceği ‘hiç’tir. Anayurdundan sonsuza dek  sürülmüş insan içindeki hiç’i keşfeder bu ucu görünmeyen tünelde.  Bu anlam dünyasında bir yolculuktur aslında. Hiç’i keşfetmek haz verir; ama sancılı bir hazdır bu. Bu yüzden de insan aslında mutluluğu istemez. İstemediğini bilmeden de onu arayıp durur. Ancak o tam da ‘buldum’ dediğinde elinden kaçandır ki bu da insanı her seferinde yeni temaslar kurma yolunda bir yolculuğa çıkarır. İnsanın tüm bu yolculuğu  beraberinde geçmişle olan temasını getirir bugüne.  Hiç’i bulmak için geçmişe temas eder ve geçmişe temas ettikçe yarınına da temas eder. Bu nostaljidir. Burada nostalji kelimesinin de etimolojisine değinme gereği duyuyorum.  Fransızca nostalgie kelimesinden Türkçeleşmiştir. Nostalgie ise Eski Yunan’dan gelmektedir. Eski Yunan’da nostos yuvaya dönüş, sıla anlamlarına gelir, âlgos ise acı çekmektir. Yuvaya dönüşün acılı ve bir o kadar da arzulanışına gönderme yapar sanki. Yuva annedir, annesel olandır. İnsanı, insanlaştıran ilk Öteki’dir ve hem varlığıyla hem de yokluğuyla ruhsallığa temas edendir. Tüm temaslar içerisinde hep orada bir yerlerdedir.

Hep biliyorduk zaten,

Karanlık, görünmez bir elin

Kaygısız günlerimizin göklerinde

Dolaşıp, ezgiler kattığını melteme.

Yormadı ama bizi fazla,

Oradaydı, ona dokunalım diye.

-Henry Reed-

Selen KIRAÇ

selenkiracc@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir