REYHAN | Emin HAYTA

Hasan amca kendini bildi bileli sebze meyve haline bahçede yetiştirdiği ürünlerini satarak geçimini sağlıyordu. Bu işe ne zaman başladığını bile hatırlamıyordu. Babasından devralmıştı işini. İyi para kazanmasa da geçimini sağlıyordu. “Azıcık aşım, ağrısız başım” düsturuyla hareket eden, kanaatkâr olmayı ve şükretmeyi kendine ilke edinmiş biriydi. Babası da öyleydi. Demek ki kendisi de böyle yaşamalıydı. Babasından iyi bilecek hali yoktu.

Temmuz ayının yirmi yedinci günüydü, bugün arefeydi. Hasan amca işten yeni dönmüş, at arabasını kapının önüne yerleştirip atını da ahıra bağladı. Ahırdan evin avlusuna açılan küçük bir kapı vardı. Hasan amca gibi babayiğit birinin bu kapıdan eğilmeden geçme şansı yoktu. Kapıdan geçerken hissettiği bel ağrısına aldırış etmedi çünkü ekinlikten gelen reyhan kokusu adeta sarhoş etmişti Hasan amcayı. Avlunun tabanı eski siyah döşeme taşlarıyla kaplıydı. Taşların boyutları eşit olmamasına rağmen dizilişi ustacaydı ve muntazam görünüyordu. Hele de yeni yıkandığında taşlar pırıl pırıl parlardı.

Hasan amca avludan içeriye girdi, elindeki poşetleri aynı zamanda amcasının kızı olan eşine verdi. Aceleyle ellerini yıkadı, sofranın baş köşesine kuruldu. Eşi ve on iki yaşındaki kızı sofra ile mutfak arasında mekik dokurken on dokuz yaşındaki oğlu da babasının yanına bağdaş kurdu. Hasan amcanın eşi avlunun ortasındaki kuyunun buz gibi suyuyla avluyu yıkamış, Halep işi hasırı sermiş, üzerine genişçe sofra bezini açmış ve adeta sofrayı donatmıştı. Sofranın ortasında büyük bir tabakta müceddere, yanında iki tas bol naneli koruk suyu salatası, tarladan koparılmış birkaç yeşil biber ve taze soğan ile hemen yanı başında bir maşrapa buzlu ayran vardı. Bunlar sadece avluyu değil Hasan amcanın tüm dünyasını süslemeye yetiyordu. Neye baksa ayrı keyif duyuyordu Hasan amca. Bugün işi yolunda gitmişti çünkü. Kolay mı? Tam tamına 45 lira kazanmıştı. Eve gelirken bir kilo burma tatlısı ile meyan şerbeti almıştı. Bu bile Hasan amca için lüks sayılırdı.

Ezana birkaç dakika kalmıştı. Sebze halinde bir kabzımalın kendisine verdiği eski bir radyosu vardı Hasan amcanın. Yazları mutfağın bahçeye bakan penceresinin hemen kenarında dururdu emektar radyo. Evinin dışındaki tüm yaşantı bu radyodan takip edilirdi. Evde televizyon da vardı ancak Hasan amca oldum olası pek sevmezdi televizyonu. Radyo daha samimiydi ona göre.

Evin kızı sofraya son rötuşları yaparken imamın sesi duyuldu. Yılın son orucu da layıkıyla tutulmuştu. Hasan amca “Çok şükür bu sene de orucumuzu tuttuk. İmkânı olup da tutmayanın yüzü kara olsun.” dedi. “Allah her sene bu zamanlara çıkarsın.” diye karşılık verdi eşi. Hasan amca başparmağı ile işaret parmağının arasında sıkıştırdığı bir tutam tuzu ağzına koyarak orucunu açtı. Her şey istediği gibiydi. Eşi ve çocukları yanındaydı. Bir kızını gurbete gelin etmişti ama nasılsa o da bayramın ikinci günü baba ocağını ziyarete gelecekti.

Mücedderenin tuzu, yağı tam kararındaydı. Yedikçe keyiflendi, keyiflendikçe yedi Hasan amca. Yemekten hemen sonra, babasından kalma ve gümüş kaplama olduğunu düşündüğü tütün tabakasını istedi kızından. Tabakaya bir göz attı, “Gümüş kaplama olsa bu kadar kararmazdı bu.” diye önemsiz bir düşünce gelip geçti aklından. Çok üzerinde durmadan açtı tabakasını ve bol tütünlü bir cigara sardı. Sofrayı toplamaya çalışan küçük kızına: “Kızım mutfaktan şu kibriti getir hele.” diye seslendi. Kızı gönüllü gönülsüz getirdi kibriti, babasına uzattı. Hasan amca cigarasını yakıp ilk nefesi ciğerine henüz doldurmuştu ki saatlerdir duman görmediği için sevinmekte olan ciğerleri, dumanı şiddetli bir öksürükle geri itti. Boğulacak gibi oldu Hasan amca. Ağzından burnundan çıkan duman henüz patlamış bir yanardağın savurduğu külleri anımsatıyordu. Ev ahalisi manzaraya alışkındı. Şiddetli öksürüklerden sonra eşi: “Hasan bırak artık şunu. Zaten astımın var.” diye mırıldandı. Hasan amca duymadı bile eşinin dediklerini. Nasıl duyacaktı ki? Duysa ne olacaktı?

Hasan amca orucunu eksiksiz tutmuştu, ödevini tam yapmış ilkokul talebesi gibi hissediyordu kendini. En sevdiği yemeklerden biriyle orucun finalini yapmış, üstüne de cigarasını tüttürmekle meşguldü. Hasan amcanın keyfini kaçırmak için birkaç öksürükten fazlası lazımdı.

Son yarım saattir Hasan amca dünyanın en mutlu insanı gibi görünüyordu. Uzaktan bakılınca hiçbir derdi olmayan, sahip olduklarına kanaat eden ve elektrik, su faturası gibi kaygıları olmayan biri gibiydi. Belki de gerçekten öyleydi. Ama bu durumun büyüsü biraz sonra bozulacaktı.

Hasan amca kaçak çay eşliğinde ikinci cigarasını da içmiş, sırtını ekinliğin duvarına, kulağını radyosuna dayamıştı ki kapı üç kez vuruldu. Üç el ateşlenen maganda tabancasının yarattığı endişeye benzeyen nedensiz bir ürperti belirdi Hasan amcanın içinde. Küçük kız kapıyı açtı. Gelen iki sokak ötedeki yeni apartmanda oturan maliyecinin karısıydı. Daha önce de gelmişti bu kadın. Elindeki siyah poşetleri zorla taşıdığı belliydi. Poşetlerden çok daha büyük olan kibrini taşırken bu kadar zorlanmıyordu oysa. Poşetleri çeke çeke avluya girdi. Hasan amcanın eşi hemen kalkarak seremoniyle kadını karşılamaya gitti. “Buyurun oturun yemek hazır.” diye içeriye davet etti. Kadın sofrayı küçümseyici bir ifade ile süzdü; Hasan amca da kadının suratındaki ifadeyi… “Bunlar eskidi, artık kullanmıyoruz.” diyerek poşetleri Hasan amcanın eşine uzattı. Hasan amcanın eşi de poşetleri kızına verdi ama gözü kadının kırmızı topuklu ayakkabısındaydı. Kadın “Neyse size afiyet olsun.” diyerek ayrıldı oradan. Avluda kırmızı topukluların çıkardığı sesler yankılandı bir süre. Hasan amca ev ahalisinin suratının asıldığını fark etti. Çocuklar ilk olarak poşetleri merakla açtılar ama daha sonra bir köşeye attılar. Sofrada sessizlik hâkimdi. Hasan amca hemen arkasında duran reyhanların üzerinde elini gezdirdi. Avluya muazzam bir koku yayıldı. Herkes gözünü kapatarak çekti bu huzur veren kokuyu içine.  Birbirlerine söylemediler ama belki de o an hepsi aynı şeyi düşündü: “Biz, onların sahip olduğu her şeye zor da olsa bir gün sahip olabiliriz ama onlar bu huzuru hiçbir zaman tadamayacak.”

Emin HAYTA

eminhayta33@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir