Uzun bir uykudan sonra, 22 Eylül sabahında iki kayanın arasından bir boşluk bulup üzerine atılmış bir yığın toprağı yararak başını yeryüzüne çıkarmayı başardı. Zorlu şartlara sahip olsa da asla pes etmedi. İnatla hedeflerine doğru yol aldı. Gözlerini gökyüzüne dikti. Bir ışık topu gözlerini kamaştırdı. Aynı zamanda ışık topu ona iyi geldi. Sanki vücudunun içine ruhunu üflemişti. Bu sayede köklerini hissetmeye başladı ve suyun bulunduğu yere doğru yol aldı. Daha sonra ışık topunun kim olduğunu anladı. Uyuduğu zamanlarda rüyalarına girerek artık gelmesi gerektiğini ve ona çok değerli bir şey vereceğini söyleyen güneşti o. Güneş ona ruhunu, yaşama sevincini vermişti.

Zamanla güneşe bakmayı öğrendi. Artık gözleri kamaşmıyordu. Güneşten gelen sıcaklık ruhunu okşuyordu.
Arkadaşlarının da bir bir yeryüzüne çıktığını gördü ama hepsi yoktu. Geriye kalanları ilkbaharı bekleyecekti. Kimisi çimlik bir alanda kimisi de kendisi gibi kayaların arasında yer bulmuştu kendine. Kendisi sarı renkliydi. Arkadaşları da çeşitli renklere sahipti. Mor, sarı, beyaz, mavi renkleri vardı. Geceleri birbirlerine iyi geceler diler ve uyurlardı, sabahları tekrar gün ışıklarıyla gözlerini açarlar ve güne başlarlardı.

Kimi zaman hafif bir rüzgâr eserdi ve sanki ıslak vücutla rüzgâra denk gelince içine gelen üşüme ve ürpertiyi hissetmiş gibi sallanırlardı. Kimi zaman da hava kötüleşirdi. Bu sefer de sağanak bir yağmurun bitmesinin ardından kapatılan şemsiye gibi korkak ama bir o kadar da kararlı bir şekilde kapanırlardı. Yeryüzünün koşullarına bu şekilde ayak uydurmuşlardı.

Günlerden bir gün yine günün ilk ışıklarıyla gözlerini açmış, arkadaşlarına “Günaydın!” demişti. Rüzgârın esintisiyle sallanmaya başlamıştı ki az uzakta kendisine doğru uçan bir şey gördü. Onun ne olduğunu bilmiyordu. Uçan cisim ona doğru yaklaştı ve selamladı. Kendisinin bal arısı olduğunu söyledi. Çiçeklerden yardım alarak bal yaparlardı. Sarı çiğdemin yanına da bunun için gelmişti. Çiğdemden izin istedi. Sarı çiğdem de izin verdi. Bunun üzerine bal arısı, sarı çiğdemden şefkatli dokunuşlarla biraz çiçek özü aldı ve gitti.

Sarı çiğdem bir farklı hissetti. İçine sığmayan bu duyguyu ilk defa tatmıştı. Bal arısının şefkatli dokunuşları ona kendisini iyi hissettirmişti. Bu sırada bir karahindiba tüyleri uçuşmaya başladı. Sarı çiğdem de onun bir daha gelmesini ve onu tekrar görmeyi diledi. (Karahindiba tüylerinin uçuştuğunu görünce dilek tutulurmuş, kabul olacağına inanılırmış.)

Aradan çok geçmedi. Birkaç gün sonra bal arısı tekrar geldi. Sarı çiğdemin dileği gerçek olmuştu, çok mutluydu. Bal arısı hassas ve bir o kadar da tedirgin dokunuşlarla çiçek özünü aldı. Bu süre zarfında sarı çiğdemle muhabbet etmeye de başladı. Sanki o da sarı çiğdemi görmek istiyordu.
Bal arısı duramadı ve her gün gelip gelemeyeceğini sordu. Sarı çiğdem de yardımcı olmayı çok istediğini söyledi. Artık bal arısı her gün sarı çiğdeme gelip çiçek özü alıyordu. Günler bu şekilde birbirini kovalıyordu.

Bal arısı yine bir sabah çıkıp geldi. Bu sabah diğer günlerden biraz farklı hareket ediyordu. Yüzü biraz solgundu. Sarı çiğdemi selamlayıp çiçek özü almak için üzerine kondu. Naif dokunuşlarla çiçek özünü toplamaya başladı. Bu sefer diğer günlere nazaran daha fazla çiçek özü topladı. Bir anda kasılmaya ve titremeye başladı. Midesine kramplar girmişti. Aldığı çiçek özünü ve mide öz suyunu kusmaya başladı. Bir halsizlik çöktü üzerine. Olduğu yere yığıldı kaldı. Vücudu ateşler içindeydi. Fazla dozda çiğdem almıştı. Zehirlenmişti. Çiğdem ne olduğunu anlamamıştı. Ne yapacağını bilemedi. Şaşkınlık içerisinde kalakaldı. Bal arısının dudaklarında son birkaç cümle…

“Çiğdemin fazlası zehir etkisi gösterir. Geldiğim ilk gün de bunu biliyordum. Seni merak etmiş ve bulmuştum. Sonra sana karşı garip bir şeyler hissettim ve öleceğimi bile bile kendime engel olamadım. Affet beni sarı çiğdemim…”

Çiğdem SUDE

cigdem.sude.77@gmail.com

Çiğdem Sude

Çiğdem Sude 22.09.2000 tarihinde Balıkesir'in Edremit ilçesinde dünyaya gelmiştir. Doğduğunda hemşireler ona sarı bir tulum giydirmiş, ailesi de tulumun renginden esinlenip ona Çiğdem ismini vermiştir. Küçüklüğünden beri hastanelere ilgisi olan Sude, bu ilgiyi arttırarak bir hayale dönüştürmüştür. Bu hayalini gerçekleştirmek üzere Ege Üniversitesi Diyaliz Bölümü’ne başlamıştır. Bir süre sonra hissettikleri, yaşadıkları ya da hayalleri, kayalara vuran bir deniz dalgası gibi hırçın ama bir o kadar da huzur verici şekilde kağıda dökülmüştür.
Çiğdem Sude

15 thoughts on “Sarı Çiğdem | Çiğdem SUDE

  1. Sevgili Çiğdem Sude,
    Hikayesinin akışı su gibi aktı gibi. Çok hoş bir hikaye olmuş. Kuzenlerime geceleri masal okuyan biri olarak bu gece için okuyacağım hikaye de belli olmuş oldu.
    Hikayenin genelinde farklı şeyler de öğrenmiş oldu. Dilek tutma olayı gibi, çok tüketiminde zehirlendirmesi gibi vs.
    Yani okudukça keyif veren ama bir yandan da öğreten bir yazı olmuş. Emeğine sağlık kalemin güçlü olsun 😊🌼

    1. Teşekkür ederim Fırat. Kuzenlerine de keyifli dakikalar dilerim.😊 Yazımda hem çiğdem çiçeğinin hemde Çiğdem Sude’nin özelliklerinin harmanlanmış bir biçimi var.😊

  2. Nihat Behram’ın,
    ” Gün gelir çiğdemlenir,
    Dağlara kaçar çocuk ”
    dizeleri döküldü kaleminizden.

    Kutlarım..

      1. Kulağıma fısıldanıyormuş gibi hissettim okurken. Öyle tane taneydi ki. Ne tam bir hüzün hissedebildim ne de sevinç; tam ayarındaydı bana göre. Sanırım sembolik bir şeyler var. Kağıda da çok güzel işlenmiş. Tebrik ederim

        1. Teşekkür ederim Akif. Benim için yazı da yer alan detaylar asıl önemli olan noktalardır. Çiğdem çiçeğinin rengi, yeryüzüne çıktığı tarih, dört farklı renk belirtmem yahut kayaların arasından çıkışması… 😊

  3. Çiğdem çiçeğim. Eline emeğine sağlık kızım hikayen çok güzeldi. Başarılarının devamını diliyorum. Ayrıca her şeyin fazlası zarardır bunu unutmamak lazım 😊😍😘

  4. Masalımsı bir tadı var hikayenin.Çok güzel ama keşke devamı olsaydı sarı çiğdem ne yaptı ne düşündü bilmek isterdim. yüreğin dert görmesin canım 💛💛💛

    1. Teşekkür ederim Hande hala.💜 Hikayelerin sonunu okuyucuların hayal gücünü bırakıyorum ve biraz merakta bırakmayı da seviyorum. 🤗

  5. Çok etkileyici bir yazı olmuş. Okurken bir süre sora kendimi çiçek gibi hissetmeye başladım diyebilirim, ayrıca “her şeyin fazlası zehir” düşüncesini çok güzel yorumlamışsın aşk ile. Çok beğendim, tebrik ederim ❤️

    1. Teşekkür ederim İdil.💜 “Kadınlar bir çiçektir” demek yerine hepimiz bir çiçeğiz demek isterim.🤗🌹🌺🌷

  6. Gayet sakin bir yazı. Başladı ilerledi bitti. Böylece sarı çiğdem e her baktığımda hatırlayacağım bir hikaye kaldı aklımda. Tebrikler 👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up