Yine oturdum tam üzerine duygularımın. Her biri kumaş yırtıp iplerinden örgüler örerken, benle birlikte uykuya dalıyor, uyanıyorlar. Ve ışıklar görüp rüyalarında hayretler içinde kalıyorlar. Şaşkınlıklarına gülüyorum ve gülmekten kusuyorum. Bir süre sonra dönüyorum arkamı. Demem o ki ara sıra tüm duygularımı toplayıp bir minder parçası gibi altıma bırakıyorum, vücut ağırlığım mı, onlar mı daha iri diye bir kavgam oluyor ara sıra kendimle. Ve içlerinde hep ıstırap besleyen kalplerle, milim milim her bir et parçasını tanıdığım kalplerin, o damarlar arasında nasıl kişilikleri erittiğine şahit oluşumla. Kendime anlatıyorum, gördüğün sen misin? Kendime güvenmediğim aklıma geliyor, utanıyorum. Ellerimin bir çırpıda uzanabildiği ilk objede konuşuyor kalbim ve hislerim yoğunlaşıyor. Yine de bulmuyor o objenin canını, kızıyorum. Şiirler diyorum, müzik diyorum kulaklarımda dolanan müzik bitiyor, şiirler susuyor.

Bu sessizlikte korktuğumu hatırlıyorum, elimi tutan insanları hatırlıyorum ağlıyorum, boş olduğu aklıma geliyor yaşamımın ve ispat etmeye başlıyorum, üzerinde oturduğum duygularımı gösteriyorum, birkaç söz birkaç şiir ve birkaç resim gösteriyorum. Gülüyorlar bana. Şaşırıyorum nasıl olur diye soramayışımı ve sustuğumu fark ediyorum. İrkiliyorum kanım boşanıyor ve titriyorum… Bir korkak olduğumu hatırlıyor, duruyorum. Bir baş ile tutunup yüzlerce kola, binlerce ayağa nasıl çıktığını görüyorum Nazım’ın. Ah nasıl oluyor diye soracağım diyorum, vazgeçiyorum.

Nereden gelip nereye gideceğini unutmuş şizofren bir kadın geldi yanıma, ona anlattım. Güldük, içtik ve son yudumda içeceklerin;

“Sen kimsin?” deyiverdi.

“Duyguların üzerine oturmuş, onları ezen biriyim.” dedim.

Anlamadı, anlamakta istemedi üstelik, kalkıp gitti. Dursun istemedim, anlasın istemiştim anlamadı, durmasın da dedim, sarı saçları kapıdan çıktı. Kalktım duygularımın üzerinden, ne yapıyorum ki ben? Hiç kımıldamadan bana baktılar. Sanki bir bebeğin bilmeden o tanıma içgüdüsü vardı gözlerinde. “Beni unuttunuz mu?” diye sorasım geldi, hazır sözler bu kadar uçuk, bu kadar düzensizken kafalarında. Ama vazgeçtim.

Başa döndüm şöyle bir yokladım; yüreğimi, aklımı ve parmaklarımı. Saçlarımı düzelttim, göğsüme akan terden ötürü yıkanma ihtiyacı duydum bir an. Yıkanmaktan vazgeçtim. Kalbimi yıkayamam, beynimin içini çitileyemem, ciğerlerimi seremem güneşe, göğüs boşluğum sabundan kusar dedim. Belimin genişliğinde akmayı unutur sular. Unuttuğum bir yıkanma ritüelini atlamışım nasılsa. Tenimin kirlenmiş nemi, saçlarımın yağı ve sigara dumanlarının içinde uzanıyorum. Aniden bir istek oluştu içimde, bir silahım olsaydı… Ölmeye değil, öldürmeye de değil. Sadece bir silahım olsun istedim hislerimin karmaşıklığını tartamıyorken belki bir karışık duygumu vururum, acıyan yanları için kan gerekir diye. Kırmızı Pazartesi‘nin kanlı ifşası gelir aklıma da karnımı yarıp organlarımı yerinden çıkartmak istersem diye. Bıçak yorar beni çünkü. Çünkü, sık sık hatırladığım yaralardan biridir tutunduğum ellerin beni bırakışı, hunharca gösterilen öfke nöbetleri.

Ulu bir mısra hatırladım eksik hatırlamalara kızarak. Kayışlar koptu. Gök beni yıldızlara çağırıyor. Gidemiyorum, kalıyorum ulu orta caddede. Oturup ağlayayım diyorum, oturup ağlıyorum. Kimse sormuyor nedenini, kimse dokunmuyor yaşlarıma, görmüyor yaşlarımdaki sözleri, o urganlar asılı patikaları. Hislerim, düşüncelerim dağılıyor. İnsanlara takılıyor sorularım. Düşüncelerimin her birini alıp kollarına koşuyor herkes. İyi gelmiyor böylesi bir eylem, hesap sorasım geliyor; soracağım hesabın tutarını unutuyorum.

Ah ben ne çok unutup ne çok ah diyorum.

Şimdi bu kelimeleri niçin bir araya getirdiğimi düşünüyorum, kime bu sözler herkes böyle hırsız olmuşken?

Kelimeleri, notaları, renkleri çalıp birbirlerinden saklarken herkes, ben bunu ne diye yazıyorum. Nedir bu uğraşım, hep sıkışan anlatımım?

İçimden bir şey sıkılıyor, bana ait değil aynı zamanda. Bu ait olmayan duygu içerisinde kime seslendiğimi unutuyorum. Hatırlat bana. Başından bu sona kadar neydi benim harflerle kovaladığım, kime idi?

Deli bir yüreğim var benim, biliyorum. Korkak tohumlar ekilmiş üstelik…

Ayşe TÜRK

ayse_trk_21@hotmail.com

Ayşe TÜRK

Ayşe Türk, 12.10.1989 tarihinde Diyarbakır’da dünyaya gelmiştir.2014 yılından bu yana İstanbul'da yaşayan Türk, Diyaliz bölümünü okumak mecburiyetinde kalsa da ilkokul dönemlerinde başladığı yazma eyleminden uzaklaşmamıştır. Daha çok şiir odaklı çalışmalar yapsa da öykü ve denemeleri de mevcuttur. Bakış açısını tamamen sokakların hareketine odaklı tutmuştur. Yaşamını yazıya endekslemiş olsa da resim ve işaret dili alanında da çalışmalar yapmaktadır. Sevginin her daim iyileştirici olduğunu nefretin ise sevgiyi kıymetli kıldığını düşünmektedir. Şiir yazmasının nedenini başlı başına efsunlu bir öyküde bulunmasıyla açıklamıştır.
Ayşe TÜRK

3 thoughts on “Sarı Urgandan Bir Minder | Ayşe TÜRK

  1. İç çekişmeni vurucu cümleler bana sanki tekrar tekrar okutturma hissiyatı veriyordu, okurken . Bu şekilde baştan ortalara da kadar gayet hoş bir şekilde ilerlemiş. Ancak son kısımlarda kısmı olarak bu anlatiminda bu bahsettiğim şekliyle bir kopukluk sezdim bu biraz fazla göze çarpabilir. Çünkü yazını okurken direk içine çekiyor seni. Ve ister istemez bir duraklama ya da akışı bozan bir kavram kullanımı hemen fark ediliyor. Bu konuda biraz daha yoğunlaşman gerektiğini düşünüyorum yazarken. Bunun dışında göze pek de çarpan bir teknik veya anlatım hatası yok. Genel itibariyle hayal gücünün bu yazıda daha çok ön planda olması itibariyle okutturur kendini, okuyucularına.
    Devamı kesinlikle gelsin.🌱😊

    1. Yorumun için çok teşekkür ederim . Görüyorsun ki geç cevap verebildim. Yoğun geçen bir süreç malumun. Yazı hakkında ki eleştirilerine bende katılıyorum. Ancak neredeyse her yazımda olan bu kopma hali nasıl giderilir giderilmeli mi buna karar veremiyorum. Bunun üzerine seninle tartışabiliriz çok isterim bunu.

    2. Yorumunu ancak okuyabildim. Yoğun bir süreçteyim malumun. Yorumun için çok teşekkür ederim. Bende senin dediklerine katılıyorum. Neredeyse her yazımda düz metinlerimde şiirlerinde de keza böylesi kopukluklar görülebiliyor. Bu nasıl giderilir giderilmeli mi buna karar veremiyorum. Seninle bunu konuşmayı isterim. Tekrardan teşekkür ederim canem Fırat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up