Sevgi Üstüne | İlker YILDIZ

Kahve dükkânının içi kalabalıktı. Orta boylarda birisi kahve içmek için içeri girdi. Herkes kahvesini almak için sıraya geçmiş, sabırla beklerken; adam da o sıraya katıldı. Sırada beklerken aklına daha önce buraya geldiğinde yer sıkıntısı çektiği düşüncesi geldi. Üst katta yer olmadığı için kahvesini eline alıp sokakta içmek zorunda kalmıştı. Bu yüzden sırayı bırakıp üst kata çıktı ve son boş kalan yere çantasını koyup tekrar sıraya indi. Sırada siyah saçlı bir kadının önünde durduğunu fark edip ona “Sırada mısınız?” diye sordu. Kadınsa “Evet.” dedi.  Adam geri çekildi, kadının arkasına geçip bekledi.  O sırada siyah saçlı kadının önündeki kadını gördü, sarı saçları çok kısa kesilmişti. Gözleri zümrüt yeşili. Göz bebeklerinin yan tarafları süt beyazı, parlamakta olan zümrüt yeşili gözleri yanında gözlerinin akı adeta beyaz bir sayfaya bırakılmış bir mücevher izlenimi vermekteydi. Oraya yabancı gibiydi, tavırlarından bulunduğu yere daha önce gelmediğini düşündü adam.  Etrafını gözlemledi ama aklı sıranın önündeki kadına takılmıştı bir kere. O güzel kadının varlığı, onun çekici güzelliği, üstünde büyük bir baskı hissettirdi. Kendine güveni vardı adamın ama kadının orada olan varlığı onu silip atmıştı. Gençlik heyecanını geri getirmiş, onu; toy, heyecanlı birisi durumuna sokmuştu. Aynaya bakma, kendini kontrol etme, bir yerlerini denetleme ihtiyacı duyuyordu, yan taraftaki dolabın camından yansıyan suratına bakarak kendi kendini yeniden tanımaya, beğenilir bulmaya uğraşıyordu. Sarı saçlı kızın kahvesi olmuştu ve muhteşem bir şekilde tarçın kokuyordu. Kadın kahvesini alıp üst kata çıktı. Adam derin bir nefes çekti. Kendisine sıra geldikten sonra kahvesini aldı ve oda yukarı kata çıktı. Biraz önce çantasını bıraktığı masasında birisinin oturduğunu gördü. O kadındı. İlk başta biraz gerildi. Sonra yavaşça çekingen tavırlarla masasına doğru gitti. Kadına “masamda oturuyorsunuz.” dedi imalı bir tavırla. Kadın “Yer bulamadım, rica etsem burada oturabilir miyim?” bunu söylerken biraz cüretkârdı, ardından “Tabi sizin için bir sakıncası yoksa?” dedi. Adam afallamış, gerilmişti. Bir tartışma çıkmasından korkarken böyle bir taleple masasında oturan kadına ne diyeceğini bilemedi, biraz bekledi, “Nasıl istersen.” dedi samimi bir tavırla. Aslında bu çözüm adamın hoşuna gitmişti, biraz da onu utandırmıştı. Bu pratiklik ve kibarlık, sanki fazla uyanık olmamasını öğütleyen ders niteliğinde görünüyordu. Adam masanın kendine ait yarısını kullanmaya başladı, kahvesini yanına koyarak çantasındaki bisküvisini çıkardı. Kadınsa kendi müziğini dinlerken kitabını okumaya odaklandı. Francis Bacon’ın yazdığı, Sevgi Üstüne adıyla çevrilen kitabını okurken hafifçe gülümsüyordu. Adam ise kitap okur gibi yaparken onu izliyor, ağzına bakıyordu. Kadının sesini ve hitabını düşünmeye başlamıştı. İlk başta fark edemediği dinginlik içeren bir ses tonu vardı, hareketleriyle birlikte büyükanne ağırlığında konuşan birisi gibi. Bütün bu özellikleri birleştirince kadından etkilenmişti. Yaptığı uyanıklığı kibarca boşa çıkaran bu genç ama olgun tavırlı kadına minnettar bile sayılabilirdi. Kadın da ara sıra ona bakıyor, erkeğin ona bakmadığı zamanları iyi kolluyordu. Masada bakışmayarak birbirini izleme taktiği hüküm sürüyor gibiydi.  O sırada gürültülü bir araç geçti ve adam ürktü, tıpkı bir hayvan gibi dışarıdan gelen sese panikle başını çevirdi. Kadın adamın korktuğunu anladı ve güldü. “Korktunuz galiba?” Adam sanki biraz komik duruma düşmüş olmanın hissiyle “Hayır!”dedi. Kadın yarım ağız gülerek kitabına döndü. Karşılıklı birlikte oturmanın, birbirlerini görmezden gelmeye çalışmalarına neden olması ayrı bir durumdu. İki tane birbirini tanımayan insanın aynı masada oturmuyor gibi durmaları çok zordu. Etkileşim devam ederken kadın kitabını bıraktı. “Burası çok büyük bir şehir, her şey var ve alışmak zor.”  Erkek “Evet.” dedi. Kadın elindeki ikinci kitabı da göstererek, “Burası ile ilgili bana fikir ve hayal gücü kazandırması için bu kitabı aldım.” Ardından adam bir iki laf mırıldandı. Kadın yavaşça kitaplarını çantasına koydu. “Kendinize iyi bakın!” dedi ve gitti.  Adam kadının ardından öylece bakakaldı. İzledi. Donmuş, yarım kalmış, eksilmişti. Kadın gitmişti, ama adamın kafasının içinde, hala oradaydı. Bir daha görebilir miyim acaba onu, diye düşündü. Bu olasılık var mıdır, pişmanlık ilk saniyelerden başlamıştı ama arkasından gitmedi.

Adam o günden sonra ölçüsüz davranışlara başladı. Her gün o kafeye gitti, civarındaki masalarda oturan kadınlara baktı, her yerde onu aramaya başladı, şans eseri oluşan bir karşılaşmanın kendi eliyle yeniden meydana gelmesi için çok uğraş veriyordu. Hâlbuki bu bir tesadüftü. Bunu bilmesine rağmen aynı şeyleri tekrar yaşayabilecek olduğunu hissediyor, hayalini kuruyordu. O masada olanlar artık kafasının içinde olanlardı. Her gün erkenden kalkıp o kafenin civarında turluyor, yolda kadına rast geleceğini düşünerek tüm gün ortalıkta dolanıyordu. Bu konuyu o kadar çok düşünür olmuştu ki derdine çare arayışları ile gittiği yerlerde her şeye rağmen kadını bulamayışı onu derin bir saplantı durumuna düşürmüş, kendini tekrarlayan düşünceleri ve imgeleri durduramaz olmuştu. O tesadüfî buluşma, tıpkı bir film gibi sürekli başa sarılıp izlenen bir sahne. Aklının ona oyun oynadığı anlar da oluyor, bazı kadınları ona benzetiyordu. Bir kadını ona benzetip sırtına dokunuyor, kadın döndüğünde o olmadığını anlayıp “Affedersiniz!” diyerek oradan uzaklaşıyordu. Bu o kadar sık olmuştu ki artık kadınların ona benzerliği artmış, yolda gördüğü her kadın o olmaya başlamıştı.  Adamın bu ayrımı yapamayacak duruma gelmiş olması onda bazı soru işaretleri oluşmasına neden oluyordu. Tüm kadınların ona benzemeye başlaması bir yandan iyi, diğer yandan kötüydü. İyi olması onu her yerde görüyor, özlemini gideriyor; kötü olansa hiçbiri o değildi, gerçekten o kadınla karşılaşsa onu diğerlerinden nasıl ayıracaktı? Herkes gibi onu da benzerleriyle karıştırabilir, aslını, benzeri olarak düşünebilirdi. Kafası ona oynadığı oyunun devam edip etmediğini anlamak için; her gün uyanıp evinin balkonundan yoldan geçen kadınlara bakıyor, kontrol ediyordu, ama değişen farklılaşan kimse yoktu. İcat ettiği benzetme mekanizması elindeki son olasılık kırıntılarını da elinden almıştı. Gözlerinin altı siyahlamış, çökmüş, zayıflamıştı. Herkesi o olarak görmekten vazgeçmek istedi, bunu kendisi isteyerek yapıyor gibi, yine de olmadı. Gün boyunca sokaklarda yürümek tüm benzerlerinin içinde onu ayıklamak imkânsızı istemekti. Sadece erkekleri olduğu gibi görüyordu. Ta ki o güne kadar. Her zamanki rutin arayış turuna çıktığı bir gün, erkekleri de o kadın gibi görmeye başladığını anladı, çıldırmak üzereydi. Etrafında kadın, erkek ne kadar insan varsa o kadındı. Aklının oyunu onu çaresiz bırakmış, önünü kesmişti.  Artık arayışını istemeyerek de olsa bitirmişti. Belki de gerek kalmadığını düşünmüştü. Çünkü tüm kadınlar ve erkekler o kadın olmuştu. İçlerinden bir tanesini sevip ona bağlanabilirdi. O kadından farksızdılar; hepsi aynı konuşuyor, hepsi aynı tavırları sergiliyordu. Hepsine âşık olabilirdi. Kendine bir çıkış ararken, bu çıkışı akıl oyunlarının içinde o kadının benzerlerinden bir tanesini sevmekte bulmuş, bu fikrine alışmıştı. Fikrini gerçekleştirdi de, o kadınla tanıştı, konuştu, aslında onun bir taklit olduğunu o kadına söylemedi, onu sevdi. Sevgili oldular, hiç o kadın yokmuş gibi mutlu, eğlenceli birlikteliklerini sürdürdüler, minnettarlıkla, bağlılıkla, daha da bağlandılar. Yani sevgilisini aklının içindeki kadınmış gibi sevdi. Sonra evlendi. Uzun süre beraber yaşamanın sözünü birbirlerine verdiler, tartıştılar, seviştiler. Bu süreçte adamın konuşma yeteneğinde kekelemeler oluşmaya başladı, kafasındaki takıntının dilindeki kelimelere septiğini hissediyor ama bu yüzden olmuş olabileceğini düşünmüyordu. Evlilikleri güzel gidiyor, karşılıklı anlaşıyor birbirlerine karşı görevlerini yerine getiriyorlardı. Bu görevlerin içinde cinsel birleşmede vardı, hiç hoşuna gitmeyen ama yapması gerektiğini düşündüğü bir eylemdi. Sevdiği kadının benzeriyle o şeyi yaptılar, yaptılar… Mutluydu ama hep bir eksik vardı hayatında. Hayattan beklediği, hakkı olduğunu düşündüğü istekleri elde etmişti. İsteklerini gerçekleştirmesi için kurduğu hayat, kopya kâğıtlarından okunan bir kitap gibi, aslını aratıyor, teslim olmuş mahkûm durumuna indirgiyordu. Bu mutlulukla birlikte, yıllar ardı ardına geçti, evlilikleri ilerledi. O güne kadar yaşadığı tüm hayatını kabul edilebilir bir güzellikte buluyor ve buruk bir sevinçle yaşıyordu. Sadece boşa yaşanmış bir hayat mı vardı ortada düşünür olmuş, pişmanlıkla sarmalanmıştı.

Kekelemesi artmış, bir cümleyi yarım dakikada kurar olmuştu. Kekeleyerek konuşurken, karısının elini daha sıkı tutar, kendini ifade etmenin güçlüğünü karısının ellerini sıkarak ifade ederdi. Aklından peşi sıra geçen cümleler öbeğini dudaklarına dökebilmek için, çok büyük çaba sarf eder olmuştu. Sakatlanmış olduğunu düşündüğü de olurdu. Ama her şeye rağmen mutluydu.

Mutlu olduğunu düşündüğü bir günün ertesinde, birden eski görüşüne kavuştu. Tıpkı her şeyin kendi kontrolü dışında gerçekleşmesi gibi, eski görüşünde kontrolü dışında tekrardan ortaya çıkması, kendine güvenini iyiden iyiye yitirmesine vesile oldu. Herkes kim ise o olmuştu artık. Kimse o kadın değildi. Benzerler farklı, farklılar ona mesafeli insanlar olmuştu. Evlendiği kadının başka bir kadın olmasının onu şaşırtmasından öte, çevresindeki değişimin oluşturduğu, kendisinin bilmeden özlediği bu ayrı benliklerin görüntülerini karşısında bulmanın şaşkınlığı ile afallamıştı. Hayata yeniden doğmuş, tanımadığı bir dünyaya atılmıştı.

Bu değişimler, onu gözleri çapaklı gezen bir kâşife çevirmiş, sürekli gözlerini yıkamasını, değişime açık olmasını öğütler olmuştu. Kâşif aradığında bulurdu ama bulacağı şey hep oradaydı zaten, tek sorun oraya gidememesiydi.

Adam yeni güne uyandığı bir gün, tesadüf müdür bilinmez, karısıyla iken o kadını gördü. Bir erkeğin karşısında kitap okuyordu.

İlker YILDIZ

pessi_9@hotmail.com

5 thoughts to “Sevgi Üstüne | İlker YILDIZ”

  1. Dinime imanıma çok beğendim ????? hikaye örgüsü güzel kekeme özelliğine değinmişsin buda karakteri hissettiriyor. Sadece kekeme özelliğinden diyemem tabi ama o nokta iyi olmuş ? ??????

  2. Başta her zaman ki sevgi hikayelerinden sandım. Ancak ilerledikçe işin içine felsefe ve psikoloji girdi. Her şey olma ve hiçbir şey olma üzerine güzel bir anlatım olmuş…

    1. Ben de öyle düşünmüştüm ancak hem bu konuda yanılttı hem gidişatındaki o erkek karakterdeki değişimleri aktarması etkileyici kıldı hikayeyi bizde bi güzel etkilendik işte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir