ŞEYTANIN ELİNDEKİ KIRMIZI ŞARAP | Esen TUNCER

Payiz’di adamın adı. Kapkara gözleriyle hüzünlü ve derin bakardı. Sanki konuşmasa, gözleriyle anlatacaklarını dinlerdi insan saatlerce… O gün karar vermişti Bahar’a açılmaya. Son cemre de düştüğüne göre içinde çağlayıp duran nehre izin vermeliydi artık. İlk gördüğünde “İşte bu!” demişti. Daha önce defalarca altında oturdukları ulu çınara gittiler yine. Bir süre süren huzur sessizliğini Payiz bozdu. “Çay içer miyiz?” Bahar yakınlarda çay ocağı olmadığını bildiğinden “Olur!” dedi ve banktan kalktı. Payiz o çiçek gülüşüyle “Otur!” dedi ve çantasından termos ve iki kupa çıkardı. Baharın hoşuna gitmişti. Memleketinden getirdiği kaçak çaydan doldurdu. Sohbet sohbeti açtı derken “Aşkı…” dedi Payiz. “Aşkı şeytanın elinden bir kadeh kırmızı şarap almaya benzetiyorum. Hem çekici hem ürkütücü.”. “Ama…” dedi sonra, “Korkularımızla nasıl yaşayabiliriz ki? Korkular değil mi önümüze setler koyan. Korkular değil mi ki andaki güzelliklerin üstünü kapatan.” Bir yudum çay alıp, sigarasını sardı. Ve devam etti. “Ve ben, ben Payiz. Şeytanın elinden sen şarabını aldım.” Bir süre sustular. Bahar hem bekliyormuş gibiydi hem de şaşkındı. “Ben…” dedi Bahar. “Korkuyorum… Güvenim yok ve çok yorgunum.” Bir yudum, bir yudum derken ikinci kupalarına geçtiler. Payiz aşkını anlattı, Bahar içinde durduramadığı kıpırtıyla dinledi. Sonra Payiz’in saçını düzeltti eliyle, işte o an başlamıştı her şey…

Çok kez çınarın altında oturdular. Öptüler birbirlerini sarıldılar. Bahar hep “Gideceksen gelme!” dedi, Payiz “Seni bırakmam, sen nefesimsin” dedi. Çok kez çınarın altında oturdular. Tartıştılar, sarıldılar; sevindiler sarıldılar. Günler geçerken Payiz’in içinde baskıladığı korkular çıkmaya başladı. Bahar ise her gün çiçeklerin baharda yaprak yaprak kalbini açtığı gibi açmıştı kalbinin kalkanlarını, duvarlarını… Payiz korkup kaçmaya çalıştıkça Bahar elini tutuyordu Payiz’in, sarılıyordu. “Korkularımız değil mi bizi engelleyen, güzellikleri kapatan.”

Çok kez oturdular çınarın altında. Şarap da içtiler çay da… Bir gün Payiz korkularına yenik düşüp “Yapamıyorum, sevmiyorum!” diyerek gitti… Ve yine cemreler düşmüştü. Bahar çınarın altına gitti ama son cemreden sonra çiçek veremeyecek dal gibiydi. Payiz’in dediği geldi aklına: “Aşkı şeytanın elinden bir kadeh kırmızı şarap almaya benzetmek.” Kendi kendine “Evet!” dedi, “Aşk tehlikeli bir şey, bendeki sen kadar tehlikeli. Bir kalpti aradığımız; kırık sevdaları gün yüzüne çıkaracak, özlediğimiz ise gidilecek yol olacak bir sevdaydı… Şimdi yaşadığımız, yaşanılan neydi biliyor musun? Kırık sevdaları kalbin derinine indiren bir yoldu. Hüzündü.” dedi. Sesli bir şekilde “Ellerin kor bir alevdi, tuttum mu yanardım.” dedi ve gitti çınardan. Çok cemreler düştü. Payiz çınarın altına gitti. Hüznü sevdiğinden gitmişti Bahar’dan. Çünkü Payiz’di, güzdü…

Çok cemreler düştü. Çok kişi kalbini açtı çınarın altında, çok kişi kapattı kalbinin kapılarını, kalkanlarını kaldırdı tekrardan…

Çok cemreler düştü. Şeytansa kırmızı şarap dağıtmaya devam ediyordu.

Esen TUNCER

esentuncerr@gmail.com

8 thoughts to “ŞEYTANIN ELİNDEKİ KIRMIZI ŞARAP | Esen TUNCER”

  1. Yazı güzel, akış güzel, güz güzel, bahar güzel…
    Kalemine sağlık demekten başka ne denir ki!

  2. Yüreğinize sağlık masal tadında beni başka alemlere götüren bir yazı olmuş Esen Hanım ve iyi ki “kırmızı şarap” dağıtıyor 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir