Havalar güzelleşti, güneş kendini gösterdi. Artık evde oturup kahve eşliğinde kitaplarınızı okuma, filmlerinizi izleme huylarınızı raflara kaldırdınız. En azından bir süreliğine. Bir kısmınız da var tabii, henüz soğuk günlerin etkisinden çıkamadı ya da çıkmak istemiyor. İşte Frozen, sizler için geliyor!

Frozen, Amerikan bağımsız sinemasından ortalama bir gerilim-dram filmi. Yönetmen Adam Green, Balta adlı korku filminin devamlarını çekmek dışında pek de bir şey yapmamış bu filme kadar. Balta filmini baya küçükken promosyon VCD satın aldığım zamanlardan hatırlıyorum. Hayatımda izlediğim en absürt, en saçma, en vakit kaybı filmlerden biri olarak nitelendirmiştim. Öyle de gıcık bir huyum var ki böyle absürtlükleri de çevreme göstermeye bayılırım, o yüzden defalarca izlemişimdir. Frozen’ı izlerken yönetmeninden haberdar değildim, konusu itibariyle izlemeye karar vermiştim. Peki Frozen ne anlatıyor? Gelin yakından bakalım.

Üç arkadaş; Parker, Joe ve Dan kayak yapmak üzere gittikleri tesiste macera arayışındadırlar. Teleferikle tüm kayak merkezini gezerler, kayak yaparlar hatta yeni insanlarla tanışırlar fakat bunlar onlara yetmez. Çünkü maceracılardır, gecenin son dakikalarında teleferiğe tekrar binmek isterler. Öyledir ya, teleferik de bakıma girecektir, tüm hafta kapalı kalacaktır. Karakterlerimiz görevliyi kafalarlar ve teleferiğe son kişiler olarak binerler. Görevli, patronu tarafından büroya çağrılır ve yerini arkadaşına devreder, giderken de üç kişinin olduğunu özellikle belirtir. Fakat bu üç kişinin nerede olduğunu bilmeyen geçici görevli, kayaktan dönen başka üç kişiyi arkadaşının bahsettiği kişiler sanar ve sistemi kapatır. Üç arkadaş sistemin kapatılmasıyla teleferikte asılı kalırlar, geçici bir durum olmasını umut ederler fakat öyle olmaz, bir süre sonra tüm ışıklar da kapanır. Yaklaşan kar fırtınası, başlarına geleceklerinin sadece habercisidir. Ölüm kalım mücadelesi tam olarak tek mekanda, asılı bir kabinde onlar için başlamıştır. Birkaç seçenekleri vardır: ya metrelerce yüksekte oldukları kabinden aşağıya atlayıp yardım getirecekler ya kabinin üstüne çıkıp ipler aracılığıyla biraz geride bulunan kurtarma binasındaki merdivenlerine ulaşacaklar ya da orada öylece bekleyip birilerinin onları görmesini umacaklardır. Amerikan sinemasında işler beklemekle maalesef olmuyor, ormandaki kurtları ve daha da soğuyan havayı hesaba katarak kurtulmak için savaş vermeleri kaçınılmazdır.

Karakterlerimiz Joe ve Dan ilkokuldan beri yakın arkadaşlar, birbirlerinden hiç ayrılmamışlardır. Dan ikilinin daha aklı başında olan, istediklerine ulaşan, popüler olanıdır. Joe; utangaç, uyumlu fakat ikili ilişkiler konusunda başarısızdır. Parker ise Dan ile bir süredir birliktedir. Plana Joe’nun davetiyle dahil olmuştur çünkü Dan, kız arkadaşıyla böyle bir ortamda pek eğlenebileceklerini düşünmemiştir. Üstelik kayak yapmayı bile bilmez. Yine de hallerinden mutlu olmaya çalışarak tatillerini sürdürürler. Parker da yine Joe’ya benzer olarak daha utangaç ve kendi halinde biri. Bu üç karaktere baktığımızda hayatta kalma savaşında nasıl rolleri olacağını az çok kestirebilirsiniz. Dan daha cesur, daha önder biri olduğu için ilk adımı atar fakat bu savaşta işler pek de istediği gibi gitmez. Asıl olay, bu çekinik karakterlerin kendi içlerinde hesaplaşmasıyla beklenmeyecek performansları sergilemesindedir. Bu nedenle filmde diğer iki karakter Joe ve Parker’a daha çok yoğunlaşmamız isteniyor. Peki siz onların yerinde olsaydınız, bir teleferik kabininde, sıfır derecenin altında, hiçbir insanın uğramadığı bir yerde, yerden metrelerce yüksekten kurtulmak için ne yapardınız? Yapabileceklerinizin sınırlarını film size çiziyor. İçinden seçmek ve uygulamak ise sizin elinizde. Yara almadan kurtulmak zor. Ne kadar yaraya dayanabilirsiniz, bunu sorgulamakla başlayın.

Doksan dakikadan biraz fazla olan Frozen, seyircisini sıkmadan, yerinde ve öz diyaloglarla, güzel kar manzaralarıyla ve detay çekimleriyle sizlere seyir zevki yüksek anlar yaşatıyor. Her şeyin daha iyi olacağına dair bol bol umut veren film, tüm o soğuk kompozisyonuna rağmen belki içinizde bir yerleri ısıtacaktır.

Ufuk KADIZ

ufukadiz@gmail.com

Ufuk KADIZ

Ufuk Kadız 1995, Kartal doğumlu. Lisenin son yılına kadar öğretmenlik diye tuttururken kararından vazgeçip Kadir Has Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümüne tam burslu olarak girdi. Mezun olmasına yakın Leyli Sanat'ı kurdu ve çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Öte yandan mezun olduktan sonra Halk Eğitim'de Kısa Film Yapımı kursları verdi, çalışma hayatında sinema ve eğitimi birleştirmek ve Leyli Sanat'ı fiziki bir yere dönüştürmek en büyük iki hayali.
Ufuk KADIZ

3 thoughts on “Sıcacık Günlere Buz Gibi Bir Film: FROZEN | Ufuk KADIZ

  1. Dramın yanında tür olarak en sevdiğim filmler, macera filmleridir.
    Yazının genel itibariyle eleştirilmesine az değilmesini,bir eksiklik olarak görüyorum.
    Detaylarına fazla girmeden yazını vermiş olman çok hoşuma gitti.
    Macera türünde olmasi da ilgimi çekti açıkçası.
    İlk fırsatta izlemek isterim ben de.
    Gerçek anlam bu yaz sıcağında buz gibi bir film oldu. Emeklerine sağlık Canım Ufuk 😊

  2. İşte beklediğim filmin yazısı gelmiş. Kıyıda köşede kalmış bu güzel gerilim filmini çok samimi bir dille, derinlemesine analiz etmişsin. Kalemine sağlık, çok güzel olmuş. Bununla birlikte bu filmin daha çok insana ulaşmasını umuyorum, 738283828 kere izlemiş biri olarak ❤️

    1. Okudum da şunu farkettim sende ki günlük konuşma tavrında o doğal yorum hallerin film elestrilerinde gösteriyor kendini. Bu yüzden ve senin gözlem gücün için tebrik ederim canem ufuk. Kalemine yorumuna sağlık 🌼💜🤟

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up