SICAK MERHAMET

http://harmonymakadibay.com/static.php?id=33

Gök gürültüsünün şiddetli sesiyle uyandı Aki. Hemen doğruldu, başını ellerinin arasına alarak yere kapandı. Gürültü bitene kadar da öylece kaldı. Çakan şimşeğin ışığı mağaranın içini bir kandil gibi aydınlattığında etrafına bakma fırsatı buldu. Arkadaşı ve en yakın yoldaşı Nin de uyanmış, korkuyla kendisine bakıyordu. Gökten şiddetli sesler geliyorsa eğer, yukarıda yaşayan Tanrılardan biri çok kızmış olmalıydı. Birbirlerine korkuyla bakmaya devam eden iki arkadaş, aynı anda mağaranın dışında parlak bir şey olduğunu fark ettiler. Aki’nin cesareti Nin’in korkusundan daha baskın gelince beraber dışarıya çıktılar. Mağaranın biraz ötesinde çalılıkların üzerinde tuhaf çıtırtılar çıkaran, parlak kırmızı renkte bir şey olduğunu gördüler. Gittikçe büyüyor, çalılıkların üzerinde dolaşıyordu. Nin yine korkuyla yere kapandı. Şüphesiz Aki de çok korkmuştu ama içindeki merak cesarete dönüşmüştü. Gördüğü şeye doğru yaklaşmaya başladı. Bunu fark eden Nin, korku dolu, acı çığlıklar atmaya başladıysa da Aki arkadaşını duymadı bile, çalılıklara iyice yaklaştı; yüzünde inanılmaz bir sıcaklık hissetti. İçi korku ile dolmuştu ve daha fazla yaklaşmaya cesaret edemeden yere kapandı.

Valium Australia Online Aki, bir ara kafasını kaldırdığında parlak şeyin uzaklaşmaya başladığını, giderken geçtiği yerlerdeki bitkileri ve meyveleri yemiş olduğunu, geriye hiçbir şey bırakmadığını gördü. Bu kadar çok yemek yiyebilen bir varlık tanrılardan biri olmalı diye düşündü. Aki ve Nin kabile reisi Umtu’yu öldürüp kaçtıkları için tanrılar çok kızmış olmalıydı. Gökteki evinden inen bu parlak ve sıcak Tanrı iki arkadaşı cezalandırmak için gelmiş olmalıydı.

Valium By Mail Order Umtu otuz beş kişilik kabilenin reisi, tek ve mutlak hâkimiydi. O en güçlü ve en becerikli olandı. Çünkü tanrılardan gelen, keskin ve sivri taş ondaydı. Çok hızlı koşabiliyor, çok yükseğe tırmanabiliyordu. Devasa dişleri ve iri pençeleri olan bir hayvanı tek hamlede öldürmesi kabilenin en bilinen efsanesiydi. Kabiledeki dişilerle birlikte olma hakkı da ona aitti. Tüm dişiler ona hizmet ederlerdi. Umtu’nun artık istemediği dişiler ise kabile dışında ölüme terk edilirdi. Öyle ki ormanda tek başına hayatta kalmak olanaksızdı.

Order Valium Uk Kira, Umtu’nun en yakınında tuttuğu dişiydi. Adaleli kolları, iri süt dolu memeleri vardı. Umtu onu yanından ayırmazdı. Ancak Kira birkaç gün önce meyve toplarken ağaçtan düşmüş, bacağı sakatlanmış ve aksamaya başlamıştı. Onun aksaması kabilenin aksaması demekti. Sürekli yürümek durumunda olan kabile, Kira’yı daha fazla yanlarında tutamazdı. Umtu, Kira’nın geride bırakılmasına karar verdi. Bu durumu tüm kabile kabullendi. Tabi ki Aki hariç. O, Kira’yı geride bırakmak istemedi. Umtu’yla şiddetli tartışmalara girdi ancak tek başına hiçbir şey yapamazdı. Reis, Kira’nın bebeğini alıp, bir diğer dişiye verdi ve kabile Kira’yı bırakarak yoluna devam etti.

Buy American Diazepam Kira’nın ölüme terk edildiği günün gecesi; Aki kabileden ayrılmaya, geriye dönüp Kira’yı kurtarmaya karar verdi. En yakın dostu Nin ile bir plan yaptılar. Gece karanlığında Umtu’nun keskin taşını da yanlarına alarak kaçacaklardı. Kabile dere kenarına geldiğinde gece karanlığı iyice çökmüştü. Ay tanrısının ışığı eşliğinde herkes uykuya daldı. Kira ise yaklaşık yarım günlük mesafede geri kalmıştı.

Aki yattığı yerden sessizce kalktı, arkadaşını uyandırdı. Reis Umtu, kendisi için hazırlanan, kuru çalılar ve yapraklardan yapılan yatağında uyuyor, keskin taşı da sımsıkı elinde tutuyordu. Aki bir gölge gibi sinsice süzüldü yanına. Taşı aniden alıp kaçsa Umtu uyanabilirdi. Onun uyanması, korkunç ve çirkin sesiyle bağırıp tüm kabileyi uyandırması demekti. Aki, keskin taşı yavaşça almaya çalışırken taşın Umtu’nun elini kestiğini fark etmedi. Umtu siyah büyük gözlerini acıyla açtı, Aki ile göz göze geldi ve tüm gücüyle uzun bir çığlık attı. Paniğe kapılan Aki, keskin taşı hızla alıp Umtu’nun boğazına iki darbe indirdi. Umtu’nun şiddetli sesi yerini etkisiz bir hırıltıya bırakmıştı. Aki, Umtu’nun boğazından akan kanları görünce gözlerinde pişmanlık ve korku oluştu. Vakit kaybetmeden oradan uzaklaşmaları gerektiğinin farkındaydı. Nin ise kanlar içinde çırpınan ulu reis Umtu’dan gözlerini alamıyordu. Aki, sert bir el hareketiyle Nin’i kendine getirdi. Kaçmaları gerektiğinin farkına varan ikili, tüm güçleriyle koşmaya başladılar. Aki’nin Kira’yı bulmak dışında hiçbir kaygısı yoktu. Kabile reisini öldürmüş, silahını çalmıştı. Bundan daha korkunç bir şey düşünülemezdi ancak aklında sadece ormana terk ettikleri Kira vardı.

İkili, ormanın içlerine doğru ilerledikçe, tanrı Ay yerini gökyüzünün en parlak ve heybetli tanrısı, kardeşi Güneş’e bırakmış, orman aydınlanmaya başlamıştı. Geldikleri yolu büyük bir dikkatle takip eden Aki, biraz ileride Kira’yı bulmayı umuyordu. Yanılmadı da. Kira’nın paramparça olmuş cansız bedeninden geriye kalanlar tam karşısında duruyordu. Aki’nin içindeki merhamet duygusu yerini tarifsiz bir acıya bırakmıştı. Nin ise olanı biteni pişmanlıkla izliyor, hiçbir tepki vermiyordu. Kabileye geri dönmezler ise ormanda kendilerinin de Kira ile aynı kaderi paylaşacaklarını, vahşi ve aç hayvanlar tarafından parçalanacaklarını düşünüyordu. Büsbütün gözünü karartan Aki, Kira’nın cansız bedenini sırtına aldı. Arkadaşına başıyla “beni izle” işareti yaptıktan sonra hızlı adımlarla gözüne kestirdiği tepeye doğru yola koyuldu. Nin de çaresizce onu izledi. Cesedi tepede buldukları mağaraya bırakıp yemek bulmak için yeniden dışarıya çıktılar. Epey dolaştıktan sonra henüz ölmüş bir geyik bulan ikili mağaraya geri döndüler. Aki elindeki keskin taşla geyiği parçalarken, arkadaşı yorgunluktan uyuyakalmıştı bile. Aki karnını taze etle tıka basa doldurduktan sonra Kira’nın cansız bedenine bakarak uykuya daldı.

Buy Genuine Diazepam Şimdi ise kızgın ve korkunç bir tanrı onları cezalandırmak için gelmiş ancak pişmanlık ve korkuyu görünce merhamet etmiş, onları cezalandırmaktan vazgeçmiş geri gidiyordu. Giderken de ardında kendisinden küçük parçalar bırakıyordu. Aki bu gördüğünün tanrı olduğu konusunda hiçbir şüphe duymasa da aklına bir an eski kabile reisinin anlattığı bir hikâye geldi. Efsaneye göre eski zamanlarda; kabilenin erkekleri ormanda avlanırken gökten aniden bir gürültü gelmiş, ardından su damlaları düşmeye başladığında kabilenin gençlerinden birinin üzerine bir ışık düşmüş ve onu öldürmüştü. Ölen gencin üzerinde ve çevresinde sıcak ve parlak bazı varlıklar belirmiş ancak bunlar kısa zamanda kaybolmuştu.

Aki, bu efsaneden hatırında kalanları gözden geçirdi. Tanrı da olsa bu parlak şeye yaklaşma isteğini daha fazla bastıramadı. Temkinli adımlarla çalılığa yürüdü. Elini uzatması ile derin bir acı duyarak çığlık atması bir oldu. Bu Tanrı vahşi bir hayvan gibi ısırıyordu. Demek ki kendisine dokunulmasını istemiyordu. Aki, yerden uzunca bir dal aldı. Meraktan gözü dönmüştü. Cesaretini topladı ve dalı Tanrı’ya doğru uzattı. Tanrı bir tepki vermedi ancak ilginç bir şey olmuştu. Tanrı çalılıklardan Aki’nin elindeki dalın üzerine yürümeye başlamış, gittikçe eline doğru yaklaşıyordu. Elinin yeniden ısırılmasını göze alamayan Aki, dalı hemen yere attı. Tanrı’nın buna kızacağını düşündü ve hemen başka bir dal bularak Tanrı’ya uzattı. Hangi dalı uzatsa Tanrı onun üzerine geliyordu. Aki’nin kafasında çok tehlikeli bir fikir belirdi: “Böyle yaparak Tanrı’yı mağarama taşıyabilirim, yakınımda olursa belki beni korur!” Aki’nin niyetini anlayan Nin bu fikir karşısında dehşete düşmüştü. Şiddetle karşı çıksa da son iki gündür hiçbir konuda Aki’nin önünde duramamıştı.

Buy Roche Valium Online Uk Aki, elinde taşıdığı Tanrı ile beraber hızlıca mağaraya doğru koştu. Nin de sorgusuzca peşinden geldi. Aki elindeki dalı yere koydu, Tanrı hala oradaydı ancak gittikçe küçülüyor, parlaklığını kaybediyordu ki Tanrı’nın da kendileri gibi aç olabileceğini, O’na yiyecek bir şey vermesi gerektiğini düşündü. Ormandan topladığı meyvelerin bir kısmını O’na verdi. İnanılmazdı! Tanrı verilen yemeği yiyor, yedikçe büyüyor, parlaklığı ve sıcaklığı artıyordu. Sonra tekrar acıkıyor, küçülüyordu. O tüm bunlarla uğraşırken Nin yaşadığı korkulardan sıyrılmış, büsbütün merak ve heyecan içinde Aki’yi izliyordu. Bu sırada Aki keskin bakışlarını mağaranın kapısına kilitledi ve kulak kesildi. Mağaranın önünde devasa bir kurt belirdi. Bu kurt, kabilenin azılı düşmanıydı. İkili; Tanrı’dan çok kurttan korkmuşlardı. Kurt mağaranın içine yavaş adımlarla yürürken, ortada yemek yiyen Tanrı’ya doğru hamle yaptı. Burnunu Tanrı’ya doğru uzatan kurt acı içinde bir çığlık atarak irkildi ve koşarak mağaradan çıktı. Aki ve Nin yaşananları soluksuz izliyorlardı. Tanrıları onları kurttan korumuştu. Tanrı aydınlatıyor, ısıtıyor ve koruyordu.

Kira’nın cansız bedeni ise güzelliğini yitirmeye, pürüzsüz cildi solup kurumaya başlamıştı. Güneş tanrısının kendini göstermesi ile birlikte Aki eline Tanrısını, sırtına Kira’nın cansız bedenini alarak yola koyuldu. Nin ise topladıkları meyveleri ve kurumuş geyik etini taşımak ile meşguldü. Ormanın bittiği yere kadar yürüdüler. Karşılarında geniş ve düz bir bozkır uzanıyordu. Nin, Kira’nın cesedinden kurtulmaları gerektiğini düşünüyor ancak Aki’nin kararlılığı karşısında bu konuyu açmaya çekiniyordu. Aki de durumun farkındaydı ancak Kira’yı bırakmak istemiyordu. Bunca şeyi onu bulmak için yapmıştı. Kabilenin ölen üyeleri ormanda öylece bırakılırdı ancak Kira farklıydı.

Generic Valium Online Uzunca bir yol yürüyerek geldikleri tepede, biraz dinlenmek için durdular. Acıkan ve iyice küçülen Tanrılarına da geyik eti ve meyve verdiler. Bu esnada tepenin ardından daha önce duymadıkları, tuhaf seslerin geldiğini fark ettiler. Bunlar insan sesine benziyordu ama daha önce böyle ses çıkaran bir insanla karşılaşmamışlardı. Merakla tepenin ardında olup bitenleri izlemeye koyuldular. Tuhaf giysiler giyen, değişik sesler çıkaran birkaç insan gördüler. Söylediklerini anlamasalar da acı çektiklerinin farkına varmaları zor olmadı. Üzüntü ile bağırıyor, çığlık atıyorlardı. Ellerindeki yatak benzeri uzunca bir tahta üzerinde bedeni renkli otlarla kaplanmış birini taşıyorlardı. Taşıdıkları insan öylece yatıyor, hiç hareket etmiyordu. Aki, bu insanların ne yaptıklarına anlam vermeye çalışıyor, bir yandan da onları dikkatlice izliyordu. Bir tepenin ardında gözden kayboluşlarını izledi. İki arkadaş biraz daha dinlenip yola koyulacakları esnada aynı garip seslerin yeniden geldiğini fark ettiler. Aki hemen onları izlemeye koyuldu. Az önce buradan geçen insanlardı bunlar ancak yanlarında taşıdıkları hareketsiz yatan adam yoktu. Taşıdıkları adamın da tıpkı Kira gibi ölmüş olduğunu, bu insanların da ölmüş adamı bir yere bırakıp geldiklerini anlaması uzun sürmedi Aki’nin.

http://harmonymakadibay.com/static.php?id=36 İçi iyiden iyiye merakla kaplanan Aki, ilk fırsatta bu insanların gittiği yere gidecek ve neler olduğuna bakacaktı. Ortalık sakinleştikten sonra Kira’nın cansız bedenini sırtlayarak yola koyuldu. Nin’e Tanrı’yı taşımasını işaret etti. Nin önce korkup karşı çıksa da Aki’nin dediğine razı oldu.

İnsanların az önce geçtikleri patikayı takip ederek, küçük bir tepeye vardılar. Tepenin üstünde durarak etrafı süzen Aki gördükleri karşısında dehşete kapıldı, arkadaşını heyecanla yanına çağırdı. Daha önce böyle bir manzara görmemişlerdi. Tepenin ardındaki düzlükte Ay Tanrısı gibi yuvarlak bir çukur bulunuyordu. Ortasında ise etrafı duvarlarla örülü bir bölüm daha ve bu bölümün etrafında ise insana benzeyen çok sayıda devasa taşlar vardı. Aki ve Nin gördükleri karşısında bir süre donup kaldılar. İkili bunlara daha yakından bakmak için harekete geçti. Ortalık sakin görünüyordu.

Buy Diazepam 10Mg Uk Aki sırtındaki Kira’yı yere bıraktı. Biraz önce insanların taşıyıp buraya bıraktıkları ölü az ötede hareketsiz yatıyordu. Her yer renkli otlarla süslenmişti. Taşlara yakından bakan Aki’nin kafası iyice karıştı. Taşlarda daha önce görmediği bazı şekiller vardı. Bazıları, gördüğü hayvanlara benziyordu. Dün gece mağaraya gelen kurt da bir taşın üzerine kazınmıştı. Nin de merakla taşların üzerindeki hayvan şekillerini inceliyordu. Büyülenmiş şekilde dolaşan Nin, aniden yerde bulunan bir taşa takılarak derince kazılmış, içinde renkli otlar olan çukura düştü. Elinde taşıdığı Tanrı da kendisiyle birlikte çukura düşmüştü. Arkadaşının çığlığı ile irkilen Aki hemen çukura doğru koştu. Çukurda kendisine çaresizce bakan arkadaşını ve renkli otları yiyerek gittikçe büyüyen Tanrı’yı gördü. Arkadaşını çukurdan tek başına çıkarması imkânsızdı. Tanrı otları yedikçe daha da büyümüş, Nin’e doğru yönelmişti. Nin korkunç çığlıklar atıyordu, Aki çaresizdi. Tanrı’ya istediği kadar yiyecek verirse arkadaşını yemekten vazgeçebileceğini düşündü. Çevrede bulabildiği ne varsa çukura atmaya başladı. Nin ile beraber verilen tüm yemekleri yiyen Tanrı devasa boyutlara ulaşmıştı. Çukurun dışında bulunan renkli otlara kadar yürümüş, yerde yatan ölüyü ve Kira’nın cansız bedenini yemeye başlamıştı. Aki’nin yapabileceği tek şey kaçarak uzaklaşmaktı. Ama öyle olmadı. Aki, Kira’nın ve en iyi dostu Nin’in artık gittiğini, kendisinin de onlara eşlik etmesi gerektiğini, onları yalnız bırakamayacağını düşündü ve Tanrı’nın Nin’i yediği çukura tereddüt etmeden kendini bıraktı…

Buy Msj Valium Pill Ertesi gün buraya gelen insanlar, gördükleri manzara karşısında hayrete düştüler. Dün bıraktıkları kabile şifacısının cesedi simsiyah olmuş, Tanrılar adına diktikleri taşların bir kısmı devrilmiş, bir kısmı parçalanmıştı. Kendi bıraktıklarının dışında üç ceset daha vardı. Burası tanrıların lanetine uğramıştı. Burada artık tanrılar ile iletişim kurmak, onlara dua etmek, kurbanlar vermek imkânsızdı. Buranın hiç vakit kaybetmeden terk edilmesi gerekiyordu. Kabilenin en yaşlı ve bilge kişisinin kararı üzerine gece gündüz demeden çalıştılar. Tapınağı taşlarla ve kumlarla doldurup kapattılar ve bir daha geri dönmemek üzere arkalarına bakmadan gittiler…

Emin HAYTA

eminhayta33@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

http://galerie-furstenberg.fr/?portfolio-category=art-precolombien

Online Prescriptions Valium