ŞİZOİD

Masamın üzerine tek tek bırakıp detaylı bir şekilde incelediğim şeylerin kimliklerim olduğunu bilmeyen bir kişi, uzaktan benim tarot falına baktığımı düşünebilir. Pasaport, öğrenci kimliği, paso, nüfus cüzdanı hepsi bize devletler ve onların kurumları tarafından verilen belgelerdir. Ben hiçbir devlete ve ona bağlı olarak organizasyon yapan kuruma güvenmediğim için kimliğimi kendim yapıyorum. Resmi kayıtlarda yaşadığıma dair bir bulgu yok. “Bana danışılmadan yazılan din hanesini, ırk ibaresini, altında imzam olmayan  bütün kanunları, bana dayatılan eğitim sistemini ve kılıç kuşanma merasimlerini  reddediyorum. Saygılarımla arz ederim.” Mahkemede son sözlerim bunlardı.

Sülfürik asitle bağırsaklarımı yaktıklarından beri yemek yemiyorum. Geceleri odama sinsice süzülen yılanların ağzımdan girerek bütün zehirlerini içime akıtmalarından ve çürüyen organlarımı kullanmamaktan rahatsızlık duymuyorum. Güneş ışınlarının içimden geçmesinden dolayı aynaya baktığımda kendimi görememekten sıkılmıyorum. Her gün kimliklerimi güneşte kurusun diye vücuduma yapıştırıyorum. Diz kapağımın altına diktiğim kasımpatını suluyorum. Ağzımdan çıkan çınar ağacının dallarını buduyorum. Bağırsaklarımı yaktıklarından beri sadece bunları yapıyorum.

Kimliklerimi her zaman kendim yapıyorum, başka kimseye güvenemem. Onların sahte olup olmadığını anlamak için güneşte kurutup, vücuduma yapıştırıyorum. Derim, onu kabul ederse gerçektir. Peki ya sizin sahip olduklarınız öyle mi? Hiçbiri yapışmıyor derime, hepsi sahte… Kendi kimliklerimi yaptığımdan beri diz kapağımın altında daima kasımpatılar çiçek açıyor. Belki de diz kapağımı o doğurmuştur…

Şiddetli bir yağmur yağıyordu o akşam hatırlıyorsun, yavru bir kediyi leğene koyup boğulmaktan kurtarmaya çalışmıştım. Kaldırım taşlarını söküp götüren, köprüleri yıkan o selde, sandal gibi, suda ilerleyen leğen içine su dolmasıyla batmıştı. Maalesef kediyi boğulmaktan kurtaramadım. Kedileri çok severim bilirsin, onun boğulmasından sorumlu olan elimi idam etme kararı aldım. Son sözlerini yazması için kağıt kalemi verdim ve o lanet olası kağıda aynen şunları yazdı: “Diktatörlere selam durduğum, savaşlarda kalabalık omuzlu ve eli kanlılarla tokalaştığım, toprağa kafasına kadar gömülen kadınlara taş attığım süreçlerde insanlar dudaklarını bana sürerek saygı gösterirken, şeriat kanunlarında benim kesilmem için fetva verenlerin bana muhtaç olduğunu bilmeme rağmen sustum. Fakat yavru kediyi kurtarmak için leğene koymaktan başka bir amacım olmamasına rağmen beni idam etmek istiyorsunuz. Ben bu cezadan en ufak bir endişe ve korku duymuyorum. Bu kararı verirken senin de aynı kararlılıkta olmanı bekliyorum, titreme ve gerekeni yap. Saygılar.” İmza: Dünyanın Eli. Mektubu okuduktan sonra bu kararımın ağır olduğunu fark ettim. Ayrıca yazdıklarını çok mantıklı bulup, idam kararını müebbete çevirdim.

Sülfürik asit kimya tablosunda bana ezberletilirken bu korkunç planı fark etmemiştim. Ahmak yaratıklardı, hepsi birbirine benziyordu. Karınca sürüleri gibi sanki son günleriymiş gibi telaşla sağa sola koştururlarken, ertesi gün… Sonraki gün… Daha sonraki gün… Aynı telaş ve değişmeyen her şey işte… Onlar döktüler mideme sülfürik asidi. Hepsini hatırlıyorum, bana kimya tablosunu öğreten yaratıklardı. Bir gün “Bu öğrendiklerim benim ne işime yarayacak?” dediğimde “İleride anlarsın.” demişlerdi. Plan tıkır tıkır işlemişti. Önce zehri kodluyorlar, sadece onların göreceği şekilde kimliğimize işliyorlar. O yaratıkların kodladığı, karınca sürüleri gibi sağa sola telaşla koşturanlardan olmazsan seni tespit edip zehirliyorlar. Bağırsaklarım yanınca, odama giren yılanlarla boğuşurken bu gerçeği fark ettim. Üniformalı yaratıkların devamlı sorguladıkları kimlikleri yaktığım  için bu yılanları üstüme saldılar. Penceresi ve kapısı olan yerlerden uzak duruyorum. Kendime derimin altında bir oda yaptım, geceleri oraya saklanıyorum çünkü vücudunuzdaki en ufak bir boşluktan girip sizi boğabiliyorlar.

Yapıyorum, sıkılıyorum, buduyorum, duruyorum um umm ummm geçmiş veya gelecekte değil, ben 10000 yıldır şimdiki zamanda yaşıyorum. Bir ağacın dalında, bir kuşun gagasında bir yağmur bulutunun patlamaya hazır anında… Koskoca bir tımarhaneye çevrilmeden önce dünya, ne kıyıya vuran balık gördüm ne de çürüyen bir çınar ağacı. Sizin kitaplarda tanıdığınızı ben kokusundan tanırdım. Farkında mısınız? Doğayı Koruyalım Derneği’nin çıkarttığı broşürün yaprakları kesilmiş meşe ağacı. Bu söylediklerimin hepsini unut. Sen beni duymadın, ben hiç konuşmadım. Şimdi saklanmalıyım. Ahmak sürüleri yine geliyorlar, ayak seslerini duyuyorum. Kimliklerimi toplamam lazım. Çünkü sülfürik asitle yüzleri yakılmış olanlar, sahte olanı gerçek sanıyorlar…

Dolunay Kadir YÖRDEN

kadiryorden34@hotmail.com

2 thoughts to “ŞİZOİD”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir