Bir yıldır her yere götürüp yanımda süründürdüğüm Sofie’nin Dünyası’nı bitirip üzerine yazı yazmamak olmazdı. O halde başlayalım! Kıvrılan patikalarda zorlu bir yolculuğa hazır mısınız?

Kitabın kapağında da yazdığı üzere Sofie’nin Dünyası bir felsefe tarihi romanı. Onu diğer felsefe kitaplarından ayıran en büyük özelliği ise kurgusal olarak yazılmış bir metin oluşu. Felsefeye merak salmış, hatta bu merakın kurbanı olarak ikinci üniversiteyi Felsefe bölümünde okuyan ben kişisi için elbette böyle bir kitabı es geçmek olmazdı. Siz de benim gibi felsefeye ilgili ve meraklı iseniz, tüm felsefe tarihini eğlenceli bir şekilde öğrenmek istiyorsanız bu kitaba bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Kitap, İlkçağ filozoflarından da öncesinden, mitoslardan başlayarak 20. yüzyıl dünyasına kadar geliyor. O kadar çok isim, düşünce, teori, akım ve eser ismi ile karşılaşıyoruz ki not almadan ilerlemek mümkün olmuyor. Eğer felsefe ile ilgili bilgileriniz var ise bu kitap sizin için derli toplu bir pekiştirme aracı olma özelliği sağlayacaktır. Fakat merakınızın içi boş, bu kitaba başlarken tertemiz bir levha gibiyseniz elinizde bir defter ya da kâğıt bulundurmanızı tavsiye ederim. Bu yüzden belki de kitapla ilgili tek olumsuz düşüncem, çok fazla bilgiyi sürekli ve hızlıca veriyor olması. Bu anlamda bilmeyenler için bir ismi ve onun düşüncesini anlamaya çalışırken işe başka başka isimlerin ve olayların girmesi biraz kafa karışıklığına sebep olabilir. İşte tam da bu sebeple 576 sayfalık kitap, 1 yıl gibi bir sürede ancak bitiyor.

Felsefe tarihini tümden ele almak elbette böyle zorluklar oluşturuyor. Kurgusal olmasına rağmen bir roman okuyormuş hissinden çok; gözümde gözlük, elimde kalem kâğıt, ansiklopedi karıştırıyor hissine kapılmadım değil. Fakat değinmek istediğim bir başka nokta daha var. Yine bütün felsefe tarihini ele almasının dezavantajı olarak belli başlı isimlerin anlatılması ve bunun yanında birçok kişinin de unutulup es geçilmesidir. Özellikle günümüzde sıklıkla bahsedilen, ne düşündüğünü, ne savunduğunu bilmesek de ismini herkesin bildiği isimler yer alıyor kitapta. Sokrates, Platon, Descartes, Kant, Marx, Darwin, Freud gibi.

Yukarıda saydığım olumsuz özellikler bir yana, kitabı okumaktan vazgeçmeyip ya da merakınızı dinç tutup buraya kadar geldiyseniz biraz da olumlu yönlerden bahsedeyim. Sofie’nin Dünyası’nın felsefe tarihi üzerine bir roman olması bir yana bu kitap aslında insanlığın, zihnimizin, dünyamızın bir tarihi. Boşluktan ve hiçlikten başlayan bu roman, 20. yüzyılda bir şehrin göbeğindeki kafeye kadar varıyor. Hiçbir şey yokken başlayan bu macera, her şeyin fazlasıyla olduğu ve başımızın döndüğü bu yüzyılın ortasına bizi getirirken yolda gördüğümüz ilkçağ filozoflarıyla anakronizme düşmeden onları anlamaya zorluyor. Ortaçağ’ın karanlık dünyasında ilerlerken kurgusal romanda da paralel olarak, şehrin terk edilmiş virane bir kilisesinde buluşma gerçekleşiyor. Rönesans’ta, Aydınlanma Çağı’nda neler yaşandığı, yaşanılanların gündelik hayata, tarihe ve bize etkileri üzerine konuşmalar gerçekleşirken farkında olmadan günümüze yaklaşıyoruz bile. Romantik Çağ’daki içimize açılan gizemli yoldan ilerleyerek günümüz hippilerinin kökenine iniyoruz. Çağımız düşüncelerinin bir gerisinde Marx, Darwin ve Freud birbiriyle bağlantılı olarak peşpeşe anlatılırken bir bakıyoruz şehrin göbeğindeki kafedeyiz. Yolculuk epey yorucu olmasına rağmen kıvrılan patikalarda ilerlemek oldukça keyifli. Her adımda keşfedilen yeni bir şey, öğrenme meraklıları ve salt kurgu okuyamayanlar için birebir.

Biraz da kurgu kısmındaki olaylardan bahsedeyim. Sofie isimli on beşinci yaş günü yaklaşmakta olan Norveçli kız, bir gün kafasını karıştıracak sorularla karşılaşır. Posta kutusunda bulduğu zarfın içinde yazılı sorular Sofie Amundsen’in felsefeye ilk adımı atmasını sağlar. Felsefe öğretmeni Albetro Knox’dan gelen sorularla aklı karışan Sofie birkaç gün soru işaretleri ile dolaştıktan sonra uzun mektuplarla karşılaşır. Böylece felsefe kursu başlamış olur.

Ayrıntı ve spoiler vermemek için kısa tutmam gerektini düşündüğüm yazıyı burada sonlandırırken Sofie’ye sorulan soruların ilkini size yöneltmek isterim:

Kimsin sen?

Neslihan DEMİRHAN

ndemirhann@hotmail.com

Neslihan DEMİRHAN

Neslihan Demirhan 27.09.1995 tarihinde İstanbul'un Üsküdar semtinde dünyaya geldi. Lisede Radyo Televizyon bölümü Grafik Animasyon alt dalında eğitim aldı. Ardından Yeditepe Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Şu an Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde Felsefe öğrenmeye devam ediyor. Okumayı, gezmeyi, araştırmayı ve keşfetmeyi çok sever. Fars diline, ney çalmaya ilgi duyduğunu belirten Demirhan, sanatın yaşamındaki önemini hissetmiş ve izini sürmeye devam etmektedir.
Neslihan DEMİRHAN

2 thoughts on “Sofie’nin Dünyası: Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman | Neslihan DEMİRHAN

  1. Yazının içeriğine değinmeden önce tekniğinden bahsetmek isterim.
    Yazı temel olarak olarak “felsefe” terimi üzerinde yoğunlaşsa da felsefi içeriğiyle alakalı yazıda ‘tat almak’ konusunda eksik kaldığını söyleyebiliriz. Bunu kendimce önemsemediğimi bilmeni isterim.
    Teknik açıdan en vurucu kısmı okuyuca yöneltilen “kimsin sen ?” sorusu oldu.
    Sonlarda bir eksiklik sezdim sanki. Toparlama konusunda bu hata göz önündeydi. Ama dediğim gibi “kimsin sen ?” sorusu onu da unutturuyor.
    Soruna cevap vermek gerekirse Giyanekem(bir ruhum) derim.
    Kitabın içeriğine değinmek gerekirse oldukça merak uyandırıcı şekilde ele alınmış. İlk firsatta okumaya çalışacagim .
    Kalemine sağlık..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up