Sömürü Dünyasında Bir Hayat Hikayesi: JOY | Sevginur DİKİN

Film, adını da aldığı Nijeryalı bir seks işçisi Joy’un dramatik hayat hikayesini anlatıyor. Cinsel ve fiziksel şiddet içeren sahneleriyle Joy, acımasız sömürü dünyasına mahkûm olan göçmen seks işçilerinin gerçek hayat hikayelerinden esinleniyor.

Ben, Joy’u 38. İstanbul Film Festivali kapsamında Beyoğlu Sineması’nda izleme fırsatı buldum. Üstelik yönetmeni Sudabeh Mortezai’nin katılımına da denk gelmem büyük bir şans. İnsan Hakları Yarışması’nda yer alan film, 2018 yılında Chicago, Les Arcs, Londra, Marrakech, Sevilla, Venedik ve Viyana Film Festivalleri’nden ödüller aldı. Bu kadar değerli festivallerden ödülle dönen filmin izlenmesi gerektiği kanaatinde olduğum için kendime bir fırsat yaratarak izledim. Film sonrasında da düşüncem kesinlikle değişmedi. Bol ödüllü bir filmin her karesi insanı etkileyecek nitelikte. Yönetmenin cinsel ve fiziksel şiddeti hiçbir kadını metalaşmaya yol açmadan kullanması da bana göre bir profesyonellik göstergesi.

Neyse, fazla detaya kaçmadan filmden bahsetmek istiyorum. Viyana’da küçük kızıyla yaşamaya çalışır Joy. Bir yandan kendisini sömüren Madam’a borcunu ödemeye çalışırken diğer yandan Nijerya’daki ailesine para göndermeye de devam eder. Yani, bu sömürü dünyası içerisinde mahkûmiyet içerisinde yaşar. Madam, Precious adındaki genç bir kızı Joy’a teslim eder. Precious, ilk zamanlarda bu dünyaya ayak uydurma konusunda çok zorlanır, fakat Madam’a ödemesi gereken bir borcu vardır. Ne kadar istemese de bu düzen çıkışa izin vermez. Precious da zamanla ayak uydurmaya başlar. En azından film böyle devam eder. Joy, bu düzen içerisinde bir yandan da kurtulmanın ışığını aramayı da ihmal etmez. Gizli gizli bir avukatla görüşmeye gider ve Madam’a karşı dava açmaya hazırlanır. Böylesine keskin sınırlar içerisinde ve zorlu bir yaşamda kurtuluş yolunu aramaya çalışması Joy’u güçlü bir kadın figürü olarak gösterir. Ne yazık ki borcunu ödeyince Madam’dan ve bu dünyadan kurtulduğunu zannederken sistemin paslı çarkları arasında tıkandığını anlar.

Festival kapsamında yönetmen Mortezai, gösterim sonrasında seyircilerin sorularını da yanıtladı. Film boyunca fiziksel ve cinsel şiddeti dolaylı olarak göstermesini şöyle anlattı: “Kadınları nesneleştirmek istemedim. Tecavüz sırasında ya da şiddete uğradıkları sırada… Pek çok film bu tür konuları perdeye aktarırken iyi niyetle yaklaşıyor fakat kadınları sergilemiş oluyor, onları birer nesne haline getiriyor. Ben bunu yapmak istemedim. Araştırma süreci zor başladı ancak onların arasına girerek, güvenlerini kazanmaya başlayarak işe başladım. Avusturya’da yaşamaya çalışan Nijeryalı çevrelerde başladım önce, ardından İtalya’daki kadınlarla devam ettim. İtalya, Nijerya’dan seks işçisi olması için getirilen kadınların ilk vardığı noktalardan birisi. Daha sonra Nijerya’nın güneyinde, seks işçisi olmak ve Avrupa’ya gitmek için toplandıkları yere gittim.

Film dışında diğer bir konu ise, Joy’un henüz Nijerya’da gösterime girmemiş olması. Nijerya’da hala film göstermek için sinema salonlarının olmadığını söyleyen Mortezai, sadece Lagos’ta göstermenin de filmin amacına uygun olmadığını düşündüğünü paylaştı. Filmi, satın alan Netflix yetkilisinin de Nijeryalı bir kadın olduğunu belirterek, onun da Nijerya’da prömiyer yapmak istediğini seyirciler ile paylaştı.

Film hakkında araştırmalarıma devam ederken, Londra Film Festivali jüri üyelerinin Joy’u “yıkıcı bir esneklik portresi” olarak tanımlamasına denk geldim. Ben de izlerken yarattığı gerçekçi portre üslubuna hayran kaldığımı belli etmeliyim. Festivalin yarışma jüri başkanı İrlandalı yönetmen ve yazar Lenny Abrahamson ise; “Joy, insanlık dışı ortamlarda insan direncinin yıkıcı bir portresini sunan kışkırtıcı ve eşsiz bir film.” olarak tanımlıyor. Abrahamson, beni duymayacak olsa da sözlerine katıldığımı belirtmek istiyorum.

Filmi başarılı kılan bir diğer nokta ise, bana göre görüntü kalitesi. Filmin görüntü yönetmenine baktığımda Klemens Hufnagl var. Hufnagl’in zengin, akıcı bir üslupla çalıştığını görmek mümkün. Yani, sırf görsel açıdan bile film, insanı kendine çekiyor.

Yönetmen Mortezai, film boyunca zor olanın hayatta kalmak olduğunu seyircilere her saniyesiyle aktarıyor. Bunu da gayet başarılı bir şekilde yapıyor. Belki de bu film, kendi küçük dünyamızın dışında bambaşka ve farklı hayatları algılamamız için bir ışık olabilir.

Sevginur DİKİN

sevginurdikin@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir