Sabahın erken saatinde bedenine sığmayan bir heyecanla yatağından kalkar. Annesinin ona aldığı beyaz elbiseyi dikkatli bir şekilde giydikten sonra tokalarını da alıp annesinin yanına koşar. Annesinden saçını yapmasını ister. Annesi, saçının iki yanından birer tutam alarak örer ve kalanı saçlarının üzerinde birleştirerek bağlar. Böylece kendi etrafında döndüğünde saçı, bir kuşun kanat çırpışı gibi hareket ederken yüzüne de gelmez. Daha sonra kahvaltı masasına oturur. Bir yandan da gözü bahçe kapısına bakan pencerededir. Kahvaltısı biter ve artık hazırdır. Bugün çok mutludur çünkü babası onu görmeye gelecektir.

Süt kokulu, bahçe kapısına bakan pencerenin önündeki koltukta her an dışarıya koşacakmış gibi oturup bekler. Balık tutuyormuş gibi sessiz ve uzun bir bekleyiş hâkimdir. Bu bekleyişten sıkılmamak için dopdolu hayal gücünden yardım alarak babasının geldiği anı hayal eder. Gökyüzünde bir gökkuşağı belirir. Gökkuşağının renkleri dans ediyormuşçasına yer değiştirir. En sonunda mor renk ortada kalır ve bir kaydırak şeklini alır. Mor renkten kayarak babası gelir. Bahçe kapısının kilidini açar ve içeriye girer. Küçük çocuk bahçeye doğru koşar ve babasına sarılır. Birlikte gökkuşağında eğlenmeye giderler…

Bu hayaller böyle sürüp giderken akrep yelkovanı kovalar ve akşam olur ama babası daha gelmemiştir. Süt kokulu, babasının geleceğine inanır çünkü dün babası ona geleceği için söz vermiştir.

“Süt kokulu bir çocuğun gözünden bakıldığında büyükler hep sözünü tutar ve asla yalan söylemez. En doğruyu onlar bilir. Masallardaki kahramanlardan ziyade ebeveynleri onun için gerçek birer kahramandır. Çünkü masalların gerçek olmadığını o yaşta anlamıştır. Bu yüzden babası gelecektir, gelmek zorundadır. Hem siz hiç sözünde durmayan bir baba tanıyor musunuz?”

Tüm bunlara rağmen babası sözünde durmaz, üstelik gelemeyeceği için haber dahi vermez ve süt kokuluyu bütün gün bekletir. Ayrıca bu ilk gelmeyişi değildir ama bu sefer diğerlerinden farklı olarak geleceği için söz vermiştir.
Oysa süt kokulu, anne ve babasına çok güvenir. Yolda yürürken bile sol elini annesi sağ elini babası tutup onu uçururlar ve ayakları yerden kesilir. Ayaklarını yerden kesen bu güven, pazardan alınan bir domates gibi çürük mü çıkmıştır? Yoksa hiçbir zaman pazardan o domates alınmamış mıdır? Hangisi olursa olsun bu durum canını çok yakmıştır. Tıpkı bir fanusun yere düşüp parçalara ayrılmasıyla cam parçalarının Japon balığının sağ yüzgecini kesmesi gibidir. Hem nefes alamıyor hem de vücudu parçalanmış, acıdan kıvranıyordur. Sizce hangisi daha önce öldürür? Nefes alamamak mı, kan kaybetmek mi?

Daha süt kokan bir çocuğun en güvendiğinin ona bu denli bir hayal kırıklığı yaşatması, insanlara karşı güvensizliğinin temellerini atması adaletli miydi?

Çiğdem SUDE

cigdem.sude.77@gmail.com

Çiğdem Sude

Çiğdem Sude 22.09.2000 tarihinde Balıkesir'in Edremit ilçesinde dünyaya gelmiştir. Doğduğunda hemşireler ona sarı bir tulum giydirmiş, ailesi de tulumun renginden esinlenip ona Çiğdem ismini vermiştir. Küçüklüğünden beri hastanelere ilgisi olan Sude, bu ilgiyi arttırarak bir hayale dönüştürmüştür. Bu hayalini gerçekleştirmek üzere Ege Üniversitesi Diyaliz Bölümü’ne başlamıştır. Bir süre sonra hissettikleri, yaşadıkları ya da hayalleri, kayalara vuran bir deniz dalgası gibi hırçın ama bir o kadar da huzur verici şekilde kağıda dökülmüştür.
Çiğdem Sude

11 thoughts on “Süt Kokulu | Çiğdem SUDE

  1. Sevgili çiğdem öncellikle kalemine sağlık🙏🏻 naif bir yazı olmuş, masum bir çocuğun duygularına değinilmesi güzel ve bunu güzel yanısıttığını düşünüyorum. Lakin eksik noktaları da var yazının finali daha iyi yapmanı gerektiğini düşünüyorum yarıda kalmış hissiyatını uyandırdı.son olarak babanın neden gelmediğini belirtseydin daha iyi olurdu. Tekrardan kalemine yüreğine sağlık🙏🏻🌼

    1. Çiğdem hanım yazınızı hem bir çocuğun kalbi hem de bir büyüğün gözüyle okudum ve çok duygulandım. Devamını dilerim. Sevgilerimle…

      1. Yazı genel olarak iyi ancak bir yerde koptum sanırım baba neden gelmediye takıldım. Yada geldi bunu örtük mu aktardın aligilayamadim. Son olarak kan daha önce öldürür nefes ruhu söndür. Neticede beden ölümü kabul görür diyerek son cümlendeki soruna nacizane yanıt vermiş olayım sevgiyle…kalemine sağlık

  2. Eleştiriniz için teşekkür ederim. Benim için önemli olan babanın gelmeyişi değil küçük çocuğun yaşadığı o duyguyu yansıtmaktı.😊

  3. Çiğdem hanım yazınızı hem bir çocuğun kalbi hem de bir büyüğün gözüyle okudum ve çok duygulandım. Devamını dilerim. Sevgilerimle…

  4. Çiğdem merhaba, yazını okuduğumda süt kokulunun masum hislerine çok rahat ulaşabildim. Sözünü tutmayan bir baba ve kırılan bir kız çocuğu hikayesi ve bunun doğurduğu hissi gayet masumane aktarmışsın fakat yazının finali daha vurucu olabilirdi o zaman daha başarılı olurdu. Bu şekilde birden bitmiş gibi. Kalemine sağlık 🙂

  5. Yorum için teşekkür ederim Zeynep. Haklısın sonu daha etkileyici olabilirdi. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up